TÜRKİYENİN EKONOMİK PROFİLİ – BURSA

 

9 Temmuz 2008 – Bursa

 

Prof. Dr. Esfender Korkmaz

CHP Parti Meclisi Üyesi

İstanbul Milletvekili

 

KONU: TÜRKİYENİN EKONOMİK PROFİLİ

Konu Planı:

1)    Enflasyonda kronik yapı oluştu.

2)    Büyüme mi ? İktisadi gelişme mi ?

3)    TÜİK İşsizleri nasıl gizledi ?

4)    Cari açığın maliyetini , gelecek nesiller de çekecek .

5)    Dış borç stoku risk boyutunu geçti .

6)    CHP döneminde , toplumsal refah öne çıkacak.

 

 

I) ENFLASYONDA KRONİK YAPI OLUŞTU.

Fiyatlar genel düzeyinin bir defa artması enflasyon değildir.

Enflasyon, arz- talep makasının açılması ile başlayan bir süreçtir.

 

Ekonomik istikrar, enflasyonsuz bir ekonomiyi ifade eder. Türkiye de AKP ‘iktidarı enflasyonla mücadelede başarısız oldu. Enflasyonun, düşük kura bağlı olarak yüzde 10’un altına inmesi, geçici ve suni bir çözümdür. Bunun içindir ki, 2007 başından beri enflasyonda yeniden hızlı bir artış ortaya çıkmıştır.

 

Örneğin en son açıklanan Temmuz ayında, 12 aylık TÜFE artışı yüzde 12.06 oldu… ÜFE artışı ise 18.41 oldu.                            

——————————————————————————-                                                               

2008 TEMMUZ ENFLASYONU

 

                         TEMMUZ AYI         TEMMUZDAN   TEMMUZA                                       

                              (YÜZDE )                SON BİR YIL ( YÜZDE )                                       

                         ———————-            ———————————

                                        

 TÜFE ORANI          0.58                                        12.06         

  ÜFE ORANI           1.25                                        18.41

1) Temmuzdan – Temmuza 12 aylık enflasyonun TÜFE’ de yüzde 12.06 ve ÜFE’ de yüzde 18.41 olması, enflasyonda başarısızlığı ifade ediyor.

 

Genel olarak yaz aylarında enflasyon eksi veya sıfır çıkar. Temmuz ayında da tarım fiyatları düştü. (eksi 0.04 oldu ) buna rağmen enflasyonda artış var. ÜFE ‘deki artış , elektrik fiyatlarındaki artışa bağlanıyor.

 

Elektrik fiyatları tek başına Temmuz ayındaki  yüzde  yüzde  1.25 artışın bir gerekçesi olmaza. Elektrik fiyatlarının getirdiği maliyet artışı fiyatlar genel düzeyini bir defa artırır.

 

Enflasyonda ÜFE maliyet artışlarını , TÜFE ‘de talep artışlarını gösterir. Firmalar maliyet artışını ya perakendecilere yansıtacak veya yansıtamazlarsa  karları azalacak yada zarar edeceklerdir..

Türkiye de Toplam talep yüksek değil. Buna rağmen Piyasada oligopol yapı olduğu için Firmalar  artan maliyetlerini önümüzdeki aylarda perakende fiyatlara yansıtacaklar. TÜFE ‘de de artış olacaktır.

 

2)  MB 2008 enflasyon hedefini revize ederek , yüzde 10.6 ilan etmişti. TÜFE  12.06 olduğu için , ilk ayda  hedef aşıldı. Hedefin aşılması, MB ve Hükümete olan güveni düşürdü.

 

Çünkü Enflasyon hedeflemesinde tüm para ve maliye politikası araçları tek enflasyon hedefine göre belirlenir. Bu araçların enflasyon dışındaki bozucu etkileri mazur görülür. Örneğin Hedef enflasyonu gerçekleştirecek yüksek faiz mazur görülebilir. Ne var ki buna rağmen enflasyon  hedefi tutmaz ise 

Bu defa istikrara olan güven kaybolur. Zira hem enflasyon hedefi tutmamış ve toplum örneğin yüksek faizin getirdiği maliyetlere de katlanmak zorunda kalmıştır. 

 

Aslında enflasyon hedeflemesi  MB ‘nın ve hükümetin, piyasalara ve kamu oyuna bir taahhüdüdür.  Bizde 2006 ve 2007 yıllarında enflasyon hedeflerinde yüzde yüz sapma oldu. Piyasalar MB ve hükümete güven duymuyor. Bu nedenle ekonomik  istikrar inişe geçti.

3) Hükümet 22 Temmuz  2007 seçimlerinde ve şimdi mahalli idareler seçimleri için  mali disiplini bozarak bir seçim ekonomisi uygulaması içine girdi.

Bu anlamda  bütçede faiz dışı fazla oranını düşürdü. Hazineden, yardım yaparak KÖYDES gibi kuruluşlar yoluyla da harcamaları artırdı.  Kendi büyük şehir belediyelerine  hazineden uzun dönemli kredi verdi. Şimdi de  Vergi gelirleri ile finanse edilmesi gereken GAP  projesi için işsizlik fonundan kaynak kullanıyor. Buna neden mahalli idareler seçimleridir.  Çünkü hükümet geçtiğimiz son üç yıldır GAP’ ı unutmuştu. Son üç yılda GAP’la ilgili ödenek bile ayrılmadı.

————————————————————————————- 

  GAP’ YATIRIM İÇİN AYRILAN KAYNAK

 ( 2004 YILI FİYATLARI İLE – MAHALLİ İDARELER HARİÇ )

 

       YIL                       MİLYON YTL

 ————–                 ——————-

2002                                                   849

2003                                                   815

2004                                                   818

2005                                                     20

2006                                                     25

2007                                                     24

————————————————————————————————

 

4)Hükümet enflasyonu yönetmede başarısız oldu. Enflasyonda beş yıl öncesine döndük.                                          

 

2004 yılı nisan ayında TÜFE  oranı yüzde 10.18 idi. Temmuz 2008 ‘de 12.06 ‘ya çıktı. 2003 ekim ayında ÜFE oranı 16.10 idi. Temmuz 2008 ‘de 18.41’e yükseldi.

 

 

 

————————————————————————-

 BU GÜN VE 5 YIL ÖNCEKİ ENFLASYON ORANLARI

                                              

                                               TÜFE                    ÜFE

                                               ———-              ———–

2004  yılı Nisan ayı………….10.18                     

2008 yılı  Temmuz ayı………12.06

 

2003 yılı Ekim ayı  …………………………………..16.10

2008 yılı Temmuz ayı………………………………..18.41  

——————————————————————————–

 

2001 yılındaki kısa vadeli  ‘’güçlü ekonomiye geçiş programı‘’ nı hazırlayanlar, bu program için ‘’bu bir  yangın söndürme programıdır‘’ demişlerdi.

 

Yangında binayı kurtarmak için etrafa verilen tahrifat dikkate alınmaz. Bu programın tek hedefi de enflasyonu söndürmekti. Bu nedenle , toplam talebin düşürülmesini öngörüyordu. Toplam talebin kısılmasının iki temel aracı kullanıldı.

 Birisi, faiz dışı fazla oranını yüksek tutmak için kamu altyapı ve  sabit  sermaye yatırım hacminin düşürüldü,

 

Diğeri  maaş ve ücretlerin reel olarak kısıldı. Tarım destekleri de  yarı yarıya azaltıldı. Özel yatırımların yerini ithalat aldı. Toplam talep düşürüldü.

 

Programın Kısa vadeli olmasının gerekçesi , yangın söndürmede doğacak tahrifatın uzun dönemde , ekonomik ve sosyal sorunlara yol açma riskinin de yüksek olmasıydı.

 

AKP iktidarı bu kısa vadeli programa , altın bulmuş gibi yapıştı. Çünkü AKP ‘nin alternatif bir programı yoktu. Acil önlemler planı hem güdük kaldı , hem de  hükümetin yapacaklarını alt alta dizmesi elbette alternatif bir istikrar programı olmazdı.

 

20001 yılındaki yangın söndürme programı sonucu , 2003 yılı sonunda ve 2004 yılı başında enflasyon yüzde onlar seviyesine geldi. Söz konusu program enflasyonun köpüğünü aldı. Ancak yapısal sorunlar daha da ağırlaştı.

 

Örneğin sektörel denge bozuldu… reel sektörle finans sektörü arasındaki denge bozuldu. Finans sektörü ve borsa aşırı balon yaparak , reel sektörü temsil etmekten uzaklaştı. Hazineye   finans sektörünün biriken 90 milyar YTL’lik borcunu, AKP iktidarı  bir ay önce  bir yasayla sildi.

 

Yine   kamu etkin hizmet yapamaz duruma sokuldu. Kamu sektörü altyapı yatırımlarını kıstı … Doğal tekelleri , altyapıyı özelleştirdi.  Eğitim ve sağlığı tarikatlara yaptırmaya başladı. İktidar  vergilerde çok sık değişiklik yaparak  vergi yapısını bozdu. Hükümet bütçe dışında ,  hazine nakitlerini kullanarak veya  merkezi devletin yapması gereken bazı hizmetleri borçlandırarak , büyük şehir belediyelerine yaptırdı.  Kamu da mali disiplini bozdu .

 

Bu yapısal sorunlar enflasyonun kronik bir yapı kazanmasına neden oldu. Eğer 2004 yılı başında Türkiye bir yapısal dönüşüm programı yapmış olsaydı , bu gün enflasyon kronik yapı kazanmazdı.

5) MB faizleri yanlış kullandı… MB enflasyonu tutmak için gecelik faizleri artırdığını açıkladı. Yüksek faiz, tüketimin ve toplam talebin daralmasına neden olur. Ancak bu uygulama ekonominin genişleme dönemleri için geçerlidir. Oysa Türkiye de daralma dönemi başladı. Zaten özel tüketim harcamalarında bir artış yoktur. Şimdi artan faiz hem bütçe açıklarına neden olacaktır. Bu yolla enflasyonu olumsuz etkileyecektir. Hem de yatırımların durmasına neden olacaktır. Bu yolla iç üretim ve toplam arz daralacaktır.

Özetle yüksek faiz,  bu konjonktürde,  hem enflasyon için çıpa olamayacak, hem de durgunluğun daha da  artmasına neden olacaktır.

 

 

II)BÜYÜME Mİ, İKTİSADİ  GELİŞME Mİ ?

 

Gelişmekte olan ülkelerde  öncelikli hedef ülkenin iktisadi gelişmesi dir.  İktisadi Gelişme , büyümeyi de içine alan , ancak büyümeden daha geniş bir kavramdır:

 

İktisadi gelişme bir ekonomide milli gelir artışı yanında , eğitim düzeyinde iyileşmeyi , kültür düzeyinde artışı , Sağlıklı bir toplum yolunda ilerlemeyi , sosyal devlet  ve  refah toplumu olmayı hedefler. Tek başına büyüme değil , büyümeden toplum katmanlarının pay almasını başka bir ifade ile gelir dağılımındaki düzelmeyi  de ifade  eder.

 

Gelir dağılımında mutlak eşitlik , hiçbir toplumda yoktur. Önemli olan kamu vicdanını rahatsız etmeyecek kadar eşit bir gelir dağılımın olmasıdır.

 

Türkiye’de 17 milyon kişi asgari geçim seviyesinin altında yaşıyorsa, iki milyon kişi akşamları  yatağa aç giriyorsa ,  bir hastanede 17 çocuk ölüyorsa, bilgi çağında taşımalı eğitimin sıkıntılarını yaşıyorsa ve Cumhurbaşkanı ve Başbakanın eşleri Atatürk Türkiyesine yakışmayacak ‘’simge anlamında giyiniyor ‘’ ise, gelişmişlikten söz etmek imkanı olmayacaktır. Büyümenin de bir anlamı olmayacaktır.   

 

1) İktisadi gelişme göstergeleri

 

Türkiye de , bebek ölümleri , okur yazar oranı , yaşam beklentisi , elektrik tüketimi gibi , sağlık harcaması gibi ,  okur yazar oranı gibi  refah göstergeleri açısından , gelişmekte olan ülkeler içinde geri sıralardadır. Örneğin bebek ölümleri diğer gelişmekte olan ülkelere göre geri sıralardadır.

 

Aşağıdaki tabloda Romanya , Yunanistan , Brezilya , Arjantin ile Türkiyenin gelişmişlik göstergeleri yer almaktadır.

 

 

 

 

 

 

 

 

———————————————————————————————–

BAZI ÜLKELERDE GELİŞMİŞLİK   GÖSTERGELERİ  

 

                                Romanya     Yunanistan    Brezilya  Arjantin   Türkiye

 

Bebek ölüm oranı         3                   4                 19           14            24

( bin kişide)

Okur- yazar oranı         99               96                 91          99            89

( onbeş yaş üstü)

Yaşam beklentisi         72               79                 75           72            71

Sağlık harcaması       262            2628              390         501          397        

( kişi başı-dolar )

Elektrik tüketimi        2342           5242            2418         2008        1898         

( bin kişide )

Eğitim harcaması         3               3                   4                4             3               

(GSYH payı-Yüzde ) 

————————————————————————————————-

 

2) Büyüme refaha yansımadı.

 

Türkiye’de   AKP iktidarında, çalışanlar , esnaf ve çiftçi , hem büyümeden pay almadı… Hem de  son iki yıldır , büyüme oranı da düşmeye başladı.

AKP iktidarı , işçi ücretlerinde , memur zamlarında  , çiftçiye destekte hep enflasyonu tartışıyor. Gerçekte ise çalışanların verimlilik artışından ve büyümeden de pay alması gerekir.

 

2002 yılından 2007 sonuna kadar imalat sanayiinde yüzde 25 dolayında verimlilik artışı oldu. 2003 ile 2007 arasında, fert başına milli gelir artışı yüzde 32 oldu.

 

3) İstihdam yaratmayan büyüme …

 

Odalar Birliğinin açıklamasına göre , üretimde ve ihracat malında  ithal aramalının payı yüzde 70’tir.  

 

Gelişmiş ülkelerde ortalam faiz oranları yüzde 5 iken bizde yüzde 20’dir. Bu nedenle Türkiye’ye banka ve karlı şirketleri satın almaya sıcak para ve fırsatçı sermaye geliyor. İçeride kredi maliyetleri yüksek olduğu için  Özel sektör ve bankalar dış borç alıyor.  Döviz arzı artıyor. Kur düşük kalıyor. MB reel kur endeksine göre 2002 yılından bu güne YTL yüzde 45 aşırı değer kazandı. Bu durumda ithalat ucuza geliyor. Sanayici Aramalını içerde üretmek yerine ithal ediyor.  Örneğin iplik fabrikasını kapatıp , iplik ithal ediyor. İşsizlik artıyor.  

 

Aşağıdaki tabloda , TÜİK’in işgücüne dahil ettiği ve fakat iş bulsa çalışacak dedikleri , umudu kırılmış işsizle ,  bir – ik ay çalışıp  on ay yatanlar da işsizdir.

 

TÜİK’in işsiz dediği 2 293 kişiye bunları da katarsak , Türkiye de gerçek işsiz sayısı  5 milyon 83 bine çıkar. Gerçek işsizlik oranı da yüzde 20’yi geçer. Yani Türkiye de gerçek anlamda beş kişiden bir kişi işsizdir.

 

İŞGÜCÜNE DAHİL OLMAYANLARIN NEDEN GÖRE DAĞILIMI

(2008  Nisan ayı )

                                                                                 SAYI      

                                                                                ———–  

Toplam ……………………………………………….25.547     

İş aramayıp , iş başı yapmaya hazır olanlar …….1.884           

İş bulma ümidi olmayanlar………………………612

Diğer …………………………………………… 1.272                               

Mevsimlik çalışıyor …………………………………..  294

Ev işleriyle meşgul………………………………… 11.667

Öğrenci………………………………………………    3.822

Emekli …………………………………………………..3.095

Çalışamaz halde……………………………………….3.215

Diğer……………………………………………………..1.900

 

4)TÜİK büyümede hülle yaptı .

 

 TÜİK bir gecede Milli geliri  yüzde 31.6 oranında artırdı. Ve Türkiye’nin gelişmişlik göstergeleri yer lmaktadır.

 

TÜİK Milli gelirde bir gecede yüzde 31.6 oranındaki artışın nedeni olarak Birleşmiş Milletler Milli Muhasebe sisteminden ( NSA )  Avrupa Birliği Hesap Sistemine ( ESA)  geçilmesini gösterdi.

 

Bu işin doğru tarafı var… yalan – yanlış tarafı var.

 

Doğru tarafı, ESA sistemine geçilmiş olmasıdır. Yanlış ve yalan tarafı ise milli gelirin bir artışın bu sistem geçişten dolayı değil, TÜİK’ in son 15 yıllık ihmalinden ileri geliyor olmasıdır.  

 

Yalan tarafı , Milli gelirin bir gecede yüzde 31.6 artması ESA’ sistemine geçişten değil, TÜİK ‘in geçmişteki ihmallerinden ileri gelmesidir.

 

NSA ve ESA arasında Milli gelir açısından önemli bir büyüklük farkı yoktur. Başka bir ifade ile şimdi Avrupa hesap sistemine geçmekle rakamlarda önemli değişiklik olmaz. Aksi halde dünyada bu iki sistemle milli gelir hesabı yapan ülkeleri bir biriyle karşılaştırmak mümkün olmaz.

 

Birleşmiş Milletler Hesap Sisteminde (SNA) Milli Geliri hesaplamak için katma değerler üretici fiyatlarıyla alınıyor. Katma değerle içinde dolaylı vergiler var. İthalat vergileri yoktur. Ancak ayrıca ithalat vergileri hesap tablosunun altına ekleniyor.

 

ESA hesap sisteminde ise, katma değerler temel fiyatlarla alınıyor. Temel fiyatlarda dolaylı vergiler yoktur. Hesabın sonuna ithalat vergisini ve diğer dolaylı vergileri içeren dolaylı vergiler sütunu ekleniyor.

 

Ayrıca, Yüksek oranlı bir düzeltme, içte ve dışta güvensizlik yaratır. Şimdiden sonra Türkiye’nin doğruluğu tartışılır. Ciddi yabancı yatırım sermayesi gelmez.

 

Aynı şekilde 2007 Yılı içinde TÜİK  büyümede hülle yaptı.

2007 Yılı üçüncü çeyrek ,Yani temmuz- ağustos ve Eylül ayları için büyüme oranını yüzde 1.5 olarak ilan etti. Altı ay sonra yüzde 3.5 olarak revize etti.

 

İstatistiklerde yüzde 5 , en fazla yüzde 10 yanılma payı  kabul edilebilir paydır. Ancak TÜİK ‘in yüzde 233 yanılması kabul edilemez.

 

5) Daralma dönemi başladı

 

AKP İktidarı almadan önce , 2002 yılında GSYH ‘ da büyüme oranı yüzde 6.2 idi.  AKP’nin ilk yılında bu oran yüzde 5.3’ e geriledi… Daha sonraki 3 yıl , tüm gelişmekte olan ülkelerde olduğu gibi Türkiye de de dünya konjonktürünün olumlu etkisi ile  , dış borç ve ithalata dayalı bir büyüme yaşandı. 2007 büyüme oranı, 2002 yılının çok altında , yüzde 4.5 olarak gerçekleşti. 2007 yılında tarımda, yüzde 7.3 oranında  eksi büyüme yaşandı. Konut sahipliği yüzde 2’ye geriledi. Sağlık işleri ve sosyal hizmetler de büyümenin altında , yüzde 3.1 oldu.

 

2007 yılında tekstil sektöründe ve inşaat sektöründe işçi çıkarıldı.

 

 

 

 

IV) CARİ AÇIĞIN MALİYETİNİ GELECEK NESİLLER ÇEKECEK

 

IMF dahil uluslar arası kuruluşlar  da artık Dış  Cari İşlemler

Açığının, Türkiye için en büyük risk olduğunu telaffuz etmeye başladı. Hükümet üyelerinin de cari açık konusunda endişeli oldukları anlaşılıyor. Ancak aynı hükümet üyeleri beklentileri yönetmek için , finanse edildiği sürece cari açığın önemli olmayacağını söylüyorlar.

 

Türkiye de ithalat ve ihracat farkından doğan dış ticaret açığının bir kısmı turizm gelirleriyle , işçi dövizleriyle , yurt dışı müteahhitlik  gelirleri ile karşılanıyor… Geriye döviz gelir ve döviz giderleri farkı olarak cari açık kalıyor. Başka bir ifade ile , cari açık bir ülkenin döviz kaybını gösteriyor.

 

 DIŞ AÇIKLAR ( MİLYAR DOLAR )

 

                        CARİ AÇIK     DIŞ TİCARET AÇIĞI

                  ——————   —————————

2002                   1.5                                       15.4

—————————————————————

2003                  7.5                            13.5

2004              14.4                            22.7

2005              22.1                            33.0                  

2006           31.9                                 40.9

2007           37.7                             46.7                                      

2008              51.0                              78.0

TOPLAM  164.6                                        234.8

 

AKP iktidarında bu sene dahil , toplam 234.8 milyar dolar dış ticaret açığı oluştu. Bu açığın bir kısmı yukarıda saydığımız gelirlerle karşılandı. Geriye 164.6 milyar dolar cari açık kaldı. Yani Türkiyenin AKP iktidarında 164.4 milyar döviz kaybı oldu. 

 

1) Cari açığın İki nedeni var …

 

Birisi büyümede iç tasarrufların yetersiz olması ,

Diğeride milli paranın aşırı değer kazanmasıdır .

 

 

2007 ve 2008 yıllarında büyüme oranları 2006 yılının altına düştü. Buna rağmen cari açık ikiye katlandı. Demekki cari açığın tek nedeni , Kurun düşük olması yani YTL’nin aşırı değer kazanmasıdır.

 

Merkez bankası reel kur endeksine göre , 2002 yılı ile 2008 arasında döviz kurları yüzde 40 dolayında değerlendi. 7 Ağustos 2008 günü , Financial Times ‘te ‘’Türk lirası dolara karşı yüzde 45.5 değer kazandı. Halbuki paritenin korunması için doların yüzde 53.7 oranında yükselmesi gerekirdi. ‘’ şeklinde yazdı.

 

Dalgalı kur sistemi çalışmadığı için , döviz kuru dengesi oluşmadı.

 

Çünkü içeride faiz oranı yüzde 20 , dışarıda yüzde 5’tir. Bunun için Türkiyeye kısa vadeli sermaye giriyor. Giren sıcak para , fırsatçı sermaye ve  özel sektörün dış borçlanması , cari açıktan fazla olduğu için , döviz arzı artıyor. Kur baskı altında kalıyor.

 

Sonuçta değerli YTL ( yani düşük kur)  nedeniyle   ithal edilen mal ve hizmetler  , içeride üretilen mal ve hizmetlerden daha ucuza geliyor.örneğin  İş adamı içerideki iplik fabrikasını kapatıyor. İthalat yapıyor. Bu yolla işçi derdinden de kurtulmuş oluyor.

 

Sonuçta, üretimin yapısı değişti.. İthalata dayalı bir üretim yapısı oluştu.

 

Türkiye bu yapıdan kurtulmazsa , cari açığın altında kalır. Kurtulması için  bir geçiş dönemi içinde aşırı değerli YTL’ den kurtulması gerekir. Kur artarsa özel sektörün toplam 172 milyar dolar tutan dış borcunun maliyeti de artar.

 

2) Cari  açık geleceğimizi ipotek altına  aldı.

 

Cari açığın finansmanı , sıcak para , spekülatif sermaye girişi ve dış borçla yapılmıştır. Sıcak para da ne zaman gideceği belli olmayan  kısa vadeli dış borç demektir.

 

Sıcak para ekonomide kırlganlığı artırmıştır. Bu nedenle Borsa dünyanın en kırılgan borsasıdır.

 

Türkiyenin kısa vadeli dış borç stoku 55 milyar dolara çıkmıştır. Özel sektörün toplam dış borç stoku 72 milyar dolardır. Kur artışı olursa, özel sektör dış borç ödemekte zorlanacaktr.

 

Türkiye dış borcu için yüksek faiz ödemektedir.

 

Düşük kur ‘la ithal malı kullananların kullandıkları bu ithal mallarının düşük kur kadar olan kısmını toplum ödemektedir.

 

V) DIŞ BORÇLARDA RİSK ARTTI

 

Dış borç stoğunun Gayri Safi Yurt içi Hasılaya oranı, dış borç yükünü tam olarak göstermez.  Dış borç yükü ödenen faiz oranı  açısından  dış borcun vadesi açısından ve borçlanmanın ne için yapıldığı bakımından da  önem kazanır.

 

Eğer dış borçlanma altyapı yatırımları için veya teknoloji getrimek için kullanılmış olursa, verimlilik ve üretim artışı yaratır. Dış borç kendini öder.

 

Türkiye de dış borçlanma , dış ve iç açıkları kapamadan kullanılıyor. Bu nedenle dış borçlar için ödenen faizler , ülkeden doğrudan karşılıksız kaynak transferine neden olmaktadır.

 

1) Dış borç için yüksek faiz

 

Üstelik  kamu borç faiz oranları ortalama yüzde 8 dolayındadır. Bu faiz devlet borçları için uluslararsı piyasalarda ödenen en yüksek faizdir.

 

 DIŞ BORÇ FAİZ ÖDEMELERİ ( 2003 – 2007 )

 

Yıllar                           Faiz( milyar dolar)

2002                                     3.2

2003                                     4.4

2004                                     4.7

2005                                     4.2

2006                                     4.7

2007                                     4.9

2008                                     1.4 (2Ay)

Toplam                24.3

 

AKP İktidarında , şubat 2008 ‘e kadar 24.3 milyar dolar kamu sektörü dış borç faizi ödendi.

 

Özel sektörün dış borcu da AKP döneminde 3.7 kat arttı. Özel sektörün ne kadar faiz ödediği istatistiklerde yer almıyor. Masrafı ve komisyonu ile birlikte ortalama yüzde 6 faiz tahmini ile özel sektör dış borç faizi için 2007 yılında  9.5 milyar dolar olarak hesaplanabilir.

Özel sektörde  dış borcu , yatırım yapmak veya işletme sermayesi oluşurmak için almıyor. Yüzde 6 ortalama faizle aldığı dış borçla ya aramalı ithalatı yapıyor veya YTL  cinsinden yüzde 18 faizle hazine bonosuna yatırıyor.

 

Aramalı ithalatı ve yatırım malı ithalartı için alınan dış borç ekonomide kaynak yaratmaktadır. Ancak açıkları kapamak için alınan dış borç faizi , karşılıksız kaynak transferidir.

—————————————————————————-

 

 ÖZEL SEKTÖR DIŞ BORCU ( 2002 – 2007 milyar dolar )

 

Yıllar                toplam borç stoku                  tahmini faiz

 

2002                                       43.1                                                    2.6

2003                                       49.0                                                    2.9

2004                                       63.7                                                    3.8

2005                                       82.9                                                    5.0

2006                                 118.2                                                        7.1

2007                                 158.0                                                        9.5

Toplam Faiz Çıkışı ……………….. …………. …    28.3

———————————————————————————

2) Devlet borçları iyi yönetilmiyor…

Türkiye de borç yönetimini hazine müsteşarlığı yapıyor. Borçların  yönetimi , devlet borçlanması , geri ödemesi, en düşük faiz bileşimini sağlama, borçlarda , iç – dış – dövizle ve milli parayla borçlanma arasında optimal bir oran sağlama , vadenin belirlenmesi ve erken ödeme gibi eylemlerin yapılmasıdır.

1) Başbakan ve Maliye Bakanı ve diğerleri, kamu borç stokunu düşük göstermek için hazine müsteşarlığı tarafından,  hesaplanan  ’kamu net borç stoku ‘’nu kullanıyor. Brüt borç stoku ile net borç stoku arasında 128 milyar YTL fark var. AKP hükümeti kamu borç stokunu 128 milyar YTl daha düşük gösteriyor.  

Gerçekte ise ‘’kamu net borç stoku ‘’ kamunun gerçek borcunu göstermez.

Hazine Kamu  ‘’Net Borç Stoku ‘’ hesabını aşağıda tabloda olduğu gibi yapmaktadır:

 

 

 

 

 

 

————————————————————————————————-

2007 KAMU BORÇ STOKU

 

MİLYAR YTL

Toplam Kamu Borç Stoku (Brüt)

  356.9

   – Merkez Bankası Net Varlıkları

     50.0

   – Kamu Mevduatı

   -45.8

   – İşsizlik Sigortası Fonu Net Varlıkları

   -32.8

Kamu Net Borç Stoku

  246.8

————————————————————————————————-

Hazine , kamu net borç stokuna ulaşmak için,  Kamu Borç Stokundan

( Brüt ) MB net varlıkları,  Kamu Mevduatı ve İşsizlik sigortası fonu net varlıkları çıkarılıyor.

Kamu borcu,  Kamunun faiz ödediği, bir vadesi olan ve vade sonunda nakden veya hesaben geri ödediği borçlarıdır. Borç idaresinin net borca ulaşabilmesi için, MB net varlıklarını, Kamu mevduatını ve İşsizlik sigortası Fonunu düşmesi yanlıştır.

       MB Net varlıkları (1) , MB’ nin net dış varlıklar ve diğer varlık ve yükümlülükler toplamıdır. MB rezervlerine karşılık, Türkiye de 85 milyar dolar kısa vadeli yabancı sermaye (sıcak para) var. Bu sıcak para da aslında bir kısa vadeli borçtur. Dolayısıyla MB net varlıklarını borç stoğundan düşmek yanlıştır.

(1) Merkez Bankasının Net dış varlıkları, Net uluslar arası rezervlerini, orta ve uzun vadeli döviz kredilerinin (net ) ve diğer net dış varlıklarının ( yerli bankalar döviz cinsinden verdiği net borç hariç ) toplamı olarak tanımlanıyor.

       Kamu mevduatının da  kamu borcundan indirilmesi yanlıştır. Birisi borçtur, birisi nakit varlıktır. Kamu bu Mevduat için faiz alıyor. Bu faiz bütçeye gelir kaydediliyor. Borçtan indirilmesi halinde çift sayma olacaktır.  Kaldı ki, bu mevduatın çoğu, tahakkuk etmiş ve ödenmek üzere olan nakitlerdir. Örneğin aybaşında kamu çalışanlarına ödenecek maaşlar, TÜBİTAK’ın yaptırdığı araştırmalar için ödeyeceği bedeller veya Müteahhitlerin tahakkuk etmiş ve ödenmemiş paraları bankada beklemektedir. Bunlar kamunun nakit imkanlarıdır. Kamu borcunu azaltmazlar. 

       İşsizlik Sigortası Fonu net varlıkları zaten kamunun borç olarak kullandığı fondur.  Bu fon, işsizlere ödenmek üzere işçinin ve işverenin ödediği primlerden oluşmaktadır. Hazine bu fonu borç olarak kullanıyor. Faiz ödüyor.  Vadesi geldiğinde geri ödüyor. Bu nedenlerle kamu borcudur. Net borç stoku için, bu borcu yok saymak yanlıştır.

       Geçmişte tasarruf teşvik kesintilerini de hazine borç olarak aldı ve kullandı. Net borç stoku bu nedenle düşük gösterildi. Ancak sonunda bu kesintiler sahiplerine ödendi.

3)Dış Borçlarda Özel ve Kamu ayırımı yerine Türkiye’ nin dış borcu önemlidir.

Başbakan ve hükümet Özel sektörün dış borçlarını ayrı tutuyor. Bazı bakanlar bizi ilgilendirmez diyor. Gerçekte ise Kamu ve Özel sektörün dış borçlarının ekonomik ve sosyal etkileri aynıdır…

———————————————————————————————

Türkiyenin Dış Borcu (2008 I. Çeyrek)

                                                    Milyar dolar

Kamu Dış Borç Stoku

 90.9

Özel Sektör Dış Borç Stoku

172.0

Türkiye’ nin Dış Borç Stoku

262.9

———————————————————————————————

  • Dış Borç GSMH’ nın büyüklüğünü etkiler. Özel veya Kamu

     değişmez.

  • Dış borçlar döviz arz ve talebini etkiler.
  • Özel sektör dış borçlarının artması yeni dış kredi maliyetlerini artırıyor.
  • Ülkede yatırım ortamı olmadığı için ve reel faizler yüksek olduğu için, Özel sektör aldığı dış borçla yatırım yapmıyor. Bir kısmını Yüksek reel faizle hazineye veriyor. Bu durum özel sektör pozisyon açığını ve kur riskini artırıyor.
  • Bazı özel sektör, bankalardan aldıkları teminat mektupları karşılığında dış borçlanma yapıyor. Bu durum dolaylı olarak Türkiye’ deki bankaların dış yükümlülüğünü ve riskini arttırıyor.
  • Özel sektör dış kredileri daha kısa vadelidir. Bu nedenle de risk daha yüksektir.

 

V) CHP DÖNEMİNDE TOPLUMSAL REFAH ÖNE ÇIKACAK

 

Ekonomide temel sorun ekonomik istikrar ve sosyal refah sorunudur. Bu güne kadar uygulanan politikalar istikrar getirmedi.  AKP’nin sosyal refah yaklaşımı zaten yoktur. IMF hala Türkiyenin Çıpa ‘ya ihtiyacı var diyor.

Küresel ekonomik sorunlar da, tüm dünyada endişe yaratıyor.Ancak cari açık ve dış borç sorunu tamamıyla iktidarın başarısızlığından ileri gelmektedir..

Kısa dönemde , kriz riskini önlemek gerekir. Bunun için de cari açık  ve dış borç sorununu çözmek gerekir. Piyasalardaki aşırı dalgalanmayı önlemek gerekir.

Orta ve uzun dönemde , üretimi dışa bağımlı olmaktan kurtarmak gerekir.  istihdama dayalı üretim şekline geçmek gerekir.

 Uzun dönemli bir ‘’ yapısal dönüşüm programı ‘’  yapmak gerekir. Kamu ve özel sektör arasındaki dengeyi kurmak gerekir. Bunun için sosyal fayda yaratan mal ve hizmetleri devletin yapması gerekir. Doğal tekellerin , altyapının özelleştirilmesinden vazgeçmek gerekir.

Piyasa da oligopol yapıları önlemek ve aynı zamanda  TOKİ ‘ gibi özel sektöre karşı haksız rekabet yaratan kamu kurumlarını gerçek işlevine çekmek gerekir. Piyasa da haksız rekabet yaratan , ihalelerde ve kamu hizmetlerinin özel sektöre yaptırılmasında   Yolsuzluklarları , adam kayırmaları önlemek gerekir. 

Kamu da , merkezi devlet ve mahalli idareler arasında , yetki ve sorumluluğu yeniden belirlemek gerekir.

Finans sektörü ile reel sektör arasında , teşvik sisitemi ve vergileri kullanarak yeniden denge sağlamak gerekir.

Ulusal sermayeye de yabancı sermaye kadar imkan sağlayarak , yabancı sermae lehine ortaya çıkan haksız rekabeti önlemek gerekir.

Altı ay veya bir yıllık bir geçiş dönemi içinde , dalgalı kur sisiteminden kontrolllü kur sistemine geçmek gerekir. Bu yolla gerçekçi kura dönerek , ihracatta rekabet imkanı sağlanacak ve cari açık önlenecektir. Aynı zamanda üretim dışa bağımlı olmaktan kurtulacaktır.

Kısa dönemde faiz  dışı fazla uygulamasıda değişmelidir. Zira ,

İç ve dış borç anapara ödemeleri ve yeni borçlanma bütçe dışında kaldığı için, faiz dışı bütçe fazlası borç stokunu kontrol edemiyor. Borçlanmak Hazine’nin nakit ihtiyacına göre yapılıyor.

 Özelleştirme gelirlerinden yalnızca Telekom bütçeye gelir kaydedildi. Diğerleri Hazine’de fon hesabında tutuluyor. Bu fondan KÖYDES’ ve AKP’li belediyelere kaynak aktarılıyor. Belediyeleri uzun vadeli borçlandırıyor. Merkezi devlet bütçeden yapması gereken hizmetlerin bir kısmını bu belediyelere yaptırıyor.

Faiz dışı bütçe fazlası yerine “En az Kamu açığı” gibi yeni çözümler getirmeliyiz

 

Genel olarak ta  kendimize özgün politikalar üretmeliyiz.
Örneğin artık “İktisadi Büyüme” yerine, eğitim düzeyinde, sağlık imkânlarında, kültürel yapıda gelişmeleri ve kişiler ve bölgeler arası gelir dağılımında iyileşmeyi de içeren “İktisadi gelişme”yi hedef almalıyız.

İstikrar politika araçlarında, IMF reçetelerini atıp, ekonomik ve sosyal yapıya uyan politikalar geliştirmeliyiz.

 Borç sorununa kalıcı çözüm bulmalıyız ..

Kamu net Borç stoğu hesabı yanlıştır. Yanıltıcıdır. Piyasaya,  Özel sektöre yanlış sinyal veriyor. Siyasi istismarlara neden oluyor. Kaldırılmalıdır.

Bağımsız bir borç idaresi kurumu oluşturulup, Borç yönetimi bu kuruma verilmelidir. Bu kuruma her yıl Bütçe kanunu ile sınırlı Borçlanma yetkisi verilmelidir. Borçlanma yetkisi ile birlikte Mutlak borç stoğunu geçmeyecek kadar da bütçeden ödenek aktarılmalıdır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir