İHRACATTA REKABET GÜCÜ (II)

Dün bu köşede aşırı değerli YTL’nin rekabet gücümüzü nasıl düşürdüğünü açıklamaya çalışmıştım. Bu arada değerli YTL’nin enflasyonu düşürmede etkili olduğunu da ilave etmiştim.

 

Enflasyonda kur etkisdi olmakla birlikte , bu etki son 4 yılda azaldı.  2004 yılının ilk aylarından bu güne kadar geçen 4 yıla yakın zamandır, enflasyon yalnızca birkaç puan düştü.

 

İhracatta rekabet gücümüz bu kadar hızlı düşmeseydi , 100 milyar dolarlık ihracat , daha önce ve daha az ithal girdi kullanılmak suretiyle gerçekleşirdi.

 

 

 

İthalatın ihracattan daha hızlı artmasıyla ortaya çıkan son beş yıllık Dış ticaret açığı Eylül 2007de 197 Milyar dolara çıktı.

 

Bu son beş yılda döviz kaybımız  yani dış işlemler cari açığımız ise 113 milyar dolar oldu.

 

 

CARİ AÇIK

 

YILLAR               AÇIK  ( MİLYAR  DOLAR )

 

2002                                                              1.5

2003                                                              8.0

2004                                                             15.6

2005                                                             22.7

2006                                                             31.7

2007                                                             35.0

    2003-2007 TOPLAM   113.0

 

 

 

YTL’ nin aşırı değer kazanması ve Türkiye’nin rekabet gücünün düşmesiyle döviz kaybetmesinin nedeni ne olursa olsun,  gerçeği ortadan kaldırmaz.

 

Öte yandan finansmanı olmadan zaten cari açık olmaz.Eğer  bu açık sıfırdan yatırım yapan, ülkede risk alan uzun vadeli sabit sermaye yatırımı yapan doğrudan yabancı yatırım sermayesi ile karşılanmış olsaydı potansiyel bir sorun olmaz. Ancak Türkiye de cari açığın finansmanı , Kısa vadeli sermaye ( sıcak para ) , dış borçlanma ve varlık satışları ile  karşılanmıştır. Bu satışları yapanlar gerek Devlet gerekse özel sektör olsun, yerine yeni yatırım yapmamıştır. Eğer yapıldıysa bunların hangi yatırımlar olduğu açıklanmalıdır.

 

Sonuçta varlık satışları da kar transferine neden olacaktır. Bu durum mevcut kur sistemi devam ederse cari açığın artmasına sebep olacaktır.

 

Cari açık için’’ ne yapalım piyasa ekonomisi ‘’demek zayıf yönetimin bir göstergesidir. Eğer bu açıklar piyasa ekonomisinden ileri geldiyse, bu demektir ki Piyasa ekonomisi çalışmıyor. Dalgalı kur sisteminden ileri geldiyse dalgalı kur sisteminin otomatik olarak ayarlaması gereken kur ayarlamasını yapamıyor.

 

Kaldı ki YTL’ nin aşırı değer kazanması piyasa ekonomisinin zorunlu bir sonucu olarak değil sıcak para politikasından ileri geldi. MB enflasyonun hızla düştüğü 2003 ve 2004 yıllarında, gecelik faizleri yüksek tuttu. Yüksek faiz sıcak parayı çekti. Hükümet te sıcak paranın getirdiği rahatlıktan  yararlandı. Sıcak para döviz arzını artırdı. Döviz arzı kurların düşmesine neden oldu.  Aynı zamanda sıcak paradan dolayı artan ülke riskiyle   ekonomide kırılganlık arttı.

 

İçeride faizlerin yüksek seyretmesi ve kurların düşük seyretmesi nedeniyle  özel sektörün dış borcu 130 milyar dolara yükseldi. Özel sektör döviz pozisyon açığı da 55 milyar dolara çıktı.

 

Ülke riski, sıcak paranın kesilmesi veya geri gitme korkusu , şimdi özel faizlerin düşmesini engelliyor.

 

YTL’ nin aşırı değer kazanmasının bir diğer sonucu da  aramalının içeride üretilmesi yerine ithal edilmesidir. İthalatımız içinde yatırım mallarının oranı 2006 yılında yüzde 16,6 iken 2007 yılında yüzde 15,2 geriledi. Buna karşılık Aramallarının oranı aynı dönemde yüzde 71’ den yüzde 73,4’e yükseldi. Bu durum özellikle aramalı üreten KOBİ’ leri zora sokmuştur.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir