DEMOKRASİ KARIN DOYURUR

Küreselleşme süreci birçok dengeyi göz ardı etti ve spekülatif sermayenin, hedge fonların cirit attığı bir arenaya dönüştü. İstismar edilen ve ihmal edilen değerlerin başında demokrasi geliyor. Emperyalist düzenin, Arap Baharı ifade edilenin aksine demokrasiye zarar verdi. Çünkü gizli hedef demokrasi değildi, ekonomik çıkar hesabıydı.

 

Küreselleşmenin demokrasiye tek yararı, iletişim ve haberleşmenin artması oldu.  Bu nedenle otokratik yönetimlerin halka yaptıklarını bütün dünya kısa sürede öğrenme imkanı buldu. Bu doğrultuda tepkiler oluştu. 

 

 

 Artık dünya iyice gördü ki, otokratik yönetimlerde ekonomik başarı da olsa, hızlı büyüme de olsa, refah artışı topluma yayılmıyor. Söz gelimi Çin Ekonomisi Dünya ortalama büyüme oranının çok üstünde büyüyor.2014 yılında dünyada ortalama büyüme oranı yüzde 3.3 olurken, Çin yüzde 7 büyüdü. Buna rağmen otokrasi ile yönetildiği için, Yöneticiler zengin, halk fakirdir.

Sovyetler Birliği ilk yıllarında yüksek büyüme sağladı. Ne var ki, refah yalnızca komünist parti yöneticileri için vardı. Çarın sarayında parti genel sekreteri otururdu. 

Demokratik Güney Kore’de fert başına Millî Gelir 30.000 dolar, Dikta kuzey körede 1500 dolardır. 

Dünya, Mısırda Dikta Hüsnü Mübarek’in 70 milyar dolar serveti olduğu, buna karşılık Mısır halkının süründüğünü görmüştür.   

Bu güne kadar dikta rejimlerinde ekonomik büyümeyi sürdürmek mümkün olmamıştır. 1930-1970 yılları arasında hızlı büyüme yaşayan Arjantin, dünyanın en zengin ülkeleri arasında iken, darbeler bu ülkeyi ekonomik anlamda vurmuştur. 

Kalkınma üzerinde birçok faktör etkili olmakla birlikte, bunlar içinde eğitim, toplum bilinci ve din faktörünün en etkili faktörler olduğu anlaşılmıştır.    

Din faktörünün etkisi, mezhep düzeyinde bile kalkınmaya farklı etki yapmıştır.  Amerika Birleşik devletleri ve Meksika aynı zamanda harekete geçmiş ve fakat ABD Katolik Meksika’yı fersah, fersah geçmiştir.  

Kuzey Anglo Saksonlar, Güney Latin ülkelerinden, ( İspanya, Portekiz )  daha fazla gelişmiştir.   

İslam’a gelince, Arap baharına kadar, işid’ e kadar, Suudiler, İran ve katarın ne olduklarının ortaya çıkmasına kadar, iyi niyetli bir Müslümanın din istismarı aklına gelmiyordu. 

Bu gün Ortadoğu baştan sona terör ve anarşi yaşıyor. Dindar Müslümanlar istismarın ne demek olduğunu, dinin siyasi amaçla nasıl kullanıldığını görüyor ve yaşıyor. Bunun içindir ki, İslam’da laiklik kalkınmanın olmazsa olmaz şartıdır. 

Bu anlamda, Türkiye’ de toplum daha yeni yeni bilinç sahibi oluyor. Geçmişte Osmanlı yönetimi Toplumun bilinç sahibi olmasını iki şekilde önlemiştir… Birisi din baskısı… Diğeri de matbaaya ve kitap basılmasına uzun süre getirdiği yasaklar. 

Otokratik yönetimler , önce devletin kontrolünü ele geçirir. Zira devletin kontrolü mali güç sağlar. Devlet- piyasa optimal dengesi bozulur. Siyasetçi kendi zenginlerini yaratır. Mali güç siyasi güç sağlar. Siyasi güç, beklentileri ve paylaşım talebi yaratır. Sonuçta tabi bir toplum oluşur.  Hitler Almanya’sında böyle oldu.  

Toplumların dünyada yaşanan dikta örneklerini iyi tahlil etmesi gerekir. Bunun içinde siyasette halkın daha fazla söz sahibi olması gerekir. Söz sahibi olması için siyasetçi adaylarını halkın belirlemesi gerekir.  

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir