BANKA BATIRMAYA KİM YATAKLIK ETTİ?

Dünya Bankası, bir raporunda ‘’Türkiye, dünyada banka maliyetinin en yüksek olduğu ülkedir.’’ diye yazmıştı. 2001 krizinde bankaların bu topluma maliyeti, bir hesaba göre 50 milyar dolar, bir hesaba göre de çok daha fazladır.

Son 5 senedir, herkes bankalara çalışıyor. Bankaların maliyeti, hazine destekleri dahil, halkın cebinden çıktı.

Yabancılar baktılar ki Türkiye’de banka iflasının maliyeti halkın sırtında, banka satın almak için hücum ettiler. Halk bankası da yabancıya satılırsa, sistemin yarıdan çoğuna yabancılar sahip olacaktır.

Kars-Tiflis demiryolu projesi, Türkiye’yi Kafkaslara ve Orta Asya’ya bağlayacak bir projedir. Gerçekleşmesi halinde hem Doğu Anadolu’nun kalkınmasına, hem de Türkiye’nin kalkınmasına katkı yapacaktır. 2001 yılında projenin finansman kaynağı “Çin kredisi” bulundu. Ancak, Hazine, enflasyonu olumsuz etkiler diye DLH tarafından alınacak 450 milyon dolarlık bu projeye kefalet vermedi. Buna karşılık bu toplum batık bankalar nedeniyle Kars-Tiflis demiryolu proje maliyetinin 100 katına katlandı. Üstelik Kars-Tiflis demiryolu projesi kendini 3-5 yılda finanse edecekti. 50 milyar dolar maliyetin ise en az 30 milyar doları yurt dışına gitti.

Banka batıranların bir kısmı, parayı götürdü.. Dışarıda banka kurdu. Bir kısmı, lüks yatlar, uçaklar satın aldı.. Bir kısmı ise parasını dışarıda tutuyor.

İşte asıl önemli maliyet yurt dışına kaynak transfer etmektir. İçeride kalan kaynak gelir dağılımını bozar. Ancak dışarıya kaynak çıkışı, kan kaybına ve fakirleşmeye neden olur.

Şimdi bankaların yabancılara satışıyla döviz geliyor. Cari açık finanse ediliyor.. Ancak bunlar ömür boyu kar transfer edecek.. Ömür boyu yurt dışına kaynak çıkacak. Ömür boyu cari açık oluşacak.

Kaldı ki Türkiye’de finansal pazar gelişmiş ülkelerden çok dardır. Buna rağmen krizden önce banka sayısı 80’li sayılara çıkmıştı. Elbette ki bu kadar banka rekabet şartları içinde bu pazarı paylaşamaz. Kaldı ki, birçok banka sahibi halkın mevduatını kendi parası zannederek, istediği gibi kullandı.

Şahit olduğum üç olay beni çok etkiledi. 1994’te batan 3 bankadan birisinin sahibi çok sık davet veriyordu. Son davetinde masa örtülerini altın maşalarla tutturmuştu.. Akdeniz’de 60 metre 4 katlı muhteşem bir yat gördüm.. Bunun sahibi kim diye sordum.. “Bu yatı falan adam 2 ay için 2.5 milyon dolara kiraladı. Yatta 24 yabancı personel hizmet veriyor”.  Ayrıca kendisine ait 2 yatı daha var..” dediler.  Bu yatı kiralayanın bankası da battı..

İki sene önce kışın uçakla İstanbul’a geliyordum.. “Economic class”ta üç kişi vardık. “Business class” ise tam doluydu. Hostese “Business class’a neden bu kadar çok talep var?” diye sordum.. Hostes “Onlar falan bankanın çalışanları” dedi.. Bu banka sahibinin de bir bankası battı.

Batan bankaların 50 milyarlık maliyeti kadar önemli olan bir başka konu, bu kadar banka imtiyazını kim verdi? Devlet bir iş yaparken fizibilite yapmaz mı? İmtiyazlar hangi amaçla verildi? Denetim raporlarını kim hasır altı etti? Devlette yetki ve sorumluluk birlikte işler. Yetkisini kötüyü kullananların, sorumluluk gereği hesap vermesi gerekmez mi? Ve nihayet, Devlet imtiyazını siyasi veya özel çıkarları için dağıtanlar suça yataklık etmiş sayılmaz mı?

Yarın yabancılara geçen bankacılık  sistemi için de yukarıdakilere benzer sorular sorulacaktır ?

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir