ÖZELLEŞTİRME YAKLAŞIMI DEĞİŞMELİ

1980’ li yıllarda başlayan özelleştirme uygulaması, küreselleşmenin hızlanması ile birlikte arttı.

 

Bu gün yaşanan dünya ekonomik krizinde, Dengesiz, hesapsız ve kitapsız yapılan özelleştirmenin de önemli bir payı vardır

 

Özelleştirme felsefesi, toplum refahını artırmayı öngören bir felsefedir.  Bu felsefeye göre, devletin ayakkabı- elbise gibi, otel gibi mal hizmet üretiminden çekilmesi gerekirdi. Devletin ekonomi içindeki payını optimal bir sınıra çekerek, piyasanın önünü açması gerekirdi. Özel mal ve hizmet üreten kamu yatırımlarını topluma açması ve sermayenin tabana yayılmasını sağlaması gerekirdi.

 

 

Ne var ki, hükümetler özelleştirmeye yalnızca gelir getiren bir uygulama olarak baktılar. KİT’leri, doğal tekelleri, altyapı yatırımlarını apar topar sattılar. Devlet-piyasa dengesi bozuldu.

 

Bu gün Türkiye’nin yaşamakta olduğu ağır kriz koşullarının başta gelen nedenlerinden birisi de, özelleştirmenin devlet- piyasa dengesini bozmasıdır.

 

Ekonomide, sosyal faydası olan mal ve hizmetleri,  tekel durumunda olan yatırımları ve altyapıyı devletin yapması gerekir. Bunları özel sektör yaparsa, sosyal faydasını dikkate almaz, sosyal maliyetini dikkate almaz, istihdam sorununu dikkate almaz, yalnızca kendi karını düşünür.

 

Örneğin paralı bir kara yolunu özel sektöre verirseniz, özel sektör onarım ve bakım için daha düşük maliyetle yapmaya çalışır. Uzun zaman için değil yalnızca kendi işletme dönemi için yapar.

 

SERMEYA TABANA YAYILMADI

 

Özelleştirmenin bir gerekçesi de, sermayenin tabana yayılmasıdır. Sermaye tabana yayılırsa toplum yatırımlara ve işletmelere sahip çıkar. Ayrıca sermaye piyasası ve borsa derinlik kazanır. Oysaki Türkiye de özelleştirme yüzde 70 oranında blok satış yoluyla, yabancılara ve firmalara satıldı. Halka arz oranı yalnızca yüzde 13 oldu.

 

Öte yandan, özelleştirme köylüye ve tüketiciye de yaramadı.

 

  • Örneğin özelleştirmeden sonra, halk daha ucuz mal ve hizmet olmadı.
  • Üretim artışı olmadı… Tersine birçok fabrika kapatıldı. Örneğin Kars’ta, örneğin Manisa’da özelleşen yatırımlar kapatıldı. Arsaları satıldı.
  • Üretilen mallarda kalite artışı olmadı.
  • Üreticide zarar etti… Tüketicide zarar etti… Örneğin Et-Balık Kurumları üreticinin malını normal fiyatlardan alıyordu… Tüketiciye de ucuz satıyordu.

 

Şimdi özel sektör, üreticiden daha ucuza almak için çalışıyor. Tüketiciye de daha pahalı satıyor.

 

Dünya Ekonomik Krizini Türkiye daha ağır yaşamaktadır. Reel sektörde fabrikalar kapanıyor. İşçi çıkarılıyor. Bu konjonktürde, özelleştirme yaklaşımı değişmelidir. Hükümet altyapıyı, yolları, köprüleri satmaktan vazgeçmelidir.

 

Kamu Bankalarının bu krizde ne kadar gerekli olduğu anlaşıldı. Hükümet kamu Bankalarını özelleştirmekten vazgeçmelidir.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir