MEVDUATA EKSİ REEL FAİZ

Faiz denilince, yalnızca nominal faiz konuşuluyor. Söz gelimi 2011 yılının son günü Bankaya yüzde 7.1 faizle yüz lira yatıranın bir yıl sonra, yani 2012 yılının son günü parası 107 lira 10 kuruş oluyor. Yani 100 liralık mevduatının faizi 7 lira 10 kuruş tutuyor.

 

Ancak bu faizden de yüzde 15 stopaj, yüzde 1 ‘de diğer vergiler kesiliyor. Mevduat sahibin eline geçen net nominal faiz olarak 5 lira 96 kuruş kalıyor. 2012 yılı TÜFE oranı ise , yüzde 6.16 ‘dır.

Ancak nominal faiz, faizin satın alma gücünü göstermez. Çünkü enflasyondan dolayı şişmiştir. Satın alma gücünü reel faiz gösterir. Mevduat sahibin parasının eriyip , erimediğini  reel faiz gösterir. Türkiye İstatistik Enstitüsü , 2012 yılında yüzde 7.1 mevduat faizinin  yine 2012 TÜFE ‘ye göre hesaplanan reel faizinin yüzde  – 0.89  olduğunu açıklamıştı. Yani Bankaya 100 liralık mevduat yatıranın yıl sonunda ki parasının  satın alma gücü  99 lira 11 kuruşa  gerilemiş demektir. Eğer vergi ve stopajı da düşersek , ele geçen reel faiz  oranı  yüzde -1.05’e geriliyor.  100 liralık Mevduatın  satın alma gücü bir yıl sonra bu defa 98 lira 95 kuruş oluyor.

 

2012 YILINDA TÜFE’ YE GÖRE MEVDUAT REEL FAİZİ

 

                                                    VERGİSİZ ( BRÜT)                     ELE GEÇEN NET

                                                 .                                            .  .                                       .

 

NOMİNAL FAİZ                                7.10                                           5.96

 

YILLIK REEL FAİZ                       – 0,89                                        -1,05

 

YILLIK ORTALAMA REEL FAİZ    -2,17                                     -3,21

1970’li yılların ortalarından başlayarak enflasyon  artmıştı. Bir ara enflasyon yüzde 40 idi.  Nominal faizler ise yüzde 20’lerde kalmıştı. Ancak  o yıllarda tüketici kredileri azdı. Bankalar daha çok sanayi kredileri ve işletme kredileri verirdi. Bu kredilerle mevduat faizi arasında bu gün olduğu gibi yüzde 300 fark yoktu. Bu nedenle mevduat sahiplerinin parası eriyordu ve fakat imalat sanayiinde de yatırım yapılıyordu. Yani o zamanlar nakit mevduat hesabı  olanlardan yatırım yapanlara enflasyon yoluyla bir kaynak transferi olmuştu.   Bu gün durum değişiktir. Bu gün mevduat sahibinin kaybı doğrudan bankanın karı oluyor. Çünkü işletme ve yatırım kredileri faiz oranı mevduat faizinin iki katıdır. 

Eksi reel  faize rağmen Başbakan  Enflasyon kıpırdayınca , faizi indirin diye diretiyor.  Oysaki Merkez  Bankasına faizi indirin demek yerine , bankalara  ‘’kredi faizlerinden yüksek karları indirin. Nasıl oluyor da yüzde 7  faiz ile ile mevduat toplayıp , bunu özel sektöre yüzde 20 ile satıyorsunuz ?Normal karla yetinin ‘’ demesi gerekirdi.  Yine bankalara ‘’ siz mevduata yüzde 7 faiz veriyorsunuz , buna karşılık kredi kartlarından yüzde 28 ve yüzde 33 faiz alıyorsunuz ? Bu kadar spekülatif faiz piyasa dengesini bozuyor. Bu faizleri indirin … ‘’demesi gerekirdi.

Öte yandan , son yıllarda eksi reel faize rağmen enflasyon yüzde 7 ile yüzde 10 arasında gidip geliyor. Demek ki , enflasyonu faiz dışında etkileyen başka nedenler de var .. Bunların başında yapısal sorunlar geliyor. Ekonomide düşük verimlilik… Aşırı daralması nedeniyle devletin etkin çalışmıyor olması… Spekülatif ve kartelleşmiş piyasa yapısı v.b.

İkincisi , sanayi yüzde 20 faizle kredi kullanınca , istemese de üretim maliyetleri artacak ve bunu fiyatlara yansıtacaktır ? İşin bu yanı daha önemlidir.

Yine , faiz oranlarının enflasyonun altında olması ,yani eksi reel faiz , tasarrufların düşmesine neden olur. İç tasarruf açığı dış kaynak girişi ile kapatılır. Cari açık enflasyondan daha risklidir. Çünkü ülke devamlı kaynak kaybediyor. Geleceğini bu günden tüketiyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir