Küresel Entegrasyon mu ? Küresel Sömürü mü ?

Prof.Dr.ESFENDER KORKMAZ
ULUSAL KANAL
24 KASIM 2014

KÜRESEL ENTEGRASYON MU? KÜRESEL SÖMÜRÜ MÜ?

6 Kasım 2014 tarihinde Başbakan Davutoğlu ‘’Güçlü ve Dengeli Büyüme İçin Yapısal Dönüşüm ‘’ başlığı altında, onuncu kalkınma planı kapsamında ‘’öncelikli dönüşüm programları ‘’ nı açıkladı.

Eylemleri açıklamadan önce, ekonominin dünü ve bugününü değerlendirdi ve ekonomide hedeflerle 25 alanda olduğunu belirttiği Eylem planının ilk dokuzunu açıkladı.

Başbakan açıklamasında Ekonominin geçmişini kötüledi. Gezi olaylarına olumsuz atıf yaptı ve AKP’ yi övdü.

Baştan söylemek gerekir ki, Bir teknik sunumun bu şekilde ucuz propaganda aracı olarak kullanılması, yatırımcının kafasını karıştırır, ekonomi yönetimine olan güveni sarsar. Bu sorun bir anlamda ekonomi yönetimi için bir zafiyet olarak algılanır. Zira yapacaklarına güvenen ekonomi yönetimi, bu yapacaklarına odaklanır. Eğer açıklanan bir Hükümet programı olsaydı Başbakanın geçmişi kullanmasına daha az tepki olabilirdi.

Başbakan, hedefleri ve eylemleri bir takım varsayımlar altında açıkladı.

1.Tarihin en büyük Küresel sömürüsü?

Türkiye’nin dünyaya entegre olduğunu övünerek anlatan Başbakanın farkında olmadığı , ‘’ Dünya ekonomisine entegre olmaktan daha önemlisi , bu entegrasyondan dolayı ülke çıkarlarının ne oranda korunduğu ve halkın refahına ne kadar yansıdığı ‘’ meselesidir. Kaldı ki , 1980 sonrası zaten ekonomi dışa açılmış ve entegre olmuştu.

Türkiye’nin küresel entegrasyonu tam bir sömürü düzenine dönüştü…

a. AKP iktidarında 586 milyar 315 milyon dolar dış ticaret açığı verdik. 449. Milyar 297 milyon dolar cari açık verdik. Yani dış ekonomik ilişkilerden dolayı kaynak kaybımız çok yüksek oldu.

Bizim kaybımıza karşı ekonomik ilişkide olduğumuz Avrupa ve diğer ülkeler kazandı. Bu rakam 77 milyon insanın ve tüm ülke yatırımlarının altı aydan fazla bir zaman için yarattığı katma değeri yabancıya aktarması ve ulus olarak yabancıya çalışması demektir.

2003- 2014 CARİ AÇIK VE DIŞ TİCARET AÇIĞI

 

YILLAR CARİ AÇIK DIŞ TİCARET AÇIĞI
2003 -7.515 -13.489
2004 -14.431 -22.736
2005 -22.198 -33.080
2006 -32.193 -41.057
2007 -38.311 -46.795
2008 -41.946 -53.021
2009 -14.297 -24.894
2010 -46.643 -56.445
2011 -77.089 -89.418
2012 -48.497 -65.331
2013 -65.004 -79.817
2014  – 41.173 -60.232

* Kaynak : Merkez Bankası

b. Cari açığın nihai finsmanı dış borçla yapıldı. Bu nedenle 2014 ikinci çeyrekte Türkiyenin toplam dış borç stoku 401.7 milyar dolara yükseldi.

TÜRKİYENİN DIŞ BORÇ STOKU (MİLYAR DOLAR )

2002 2014

TOPLAM DIŞ BORÇ STOKU 129.6 401.7

Kısa vadeli 16.4 130.6

Uzun Vadeli 113.2 271.0

TOPLAM KAMU 81.2 123.7

TOPLAM ÖZEL 43.0 277.9

c. Türkiye aramalı ve hammadde ithal ettiği için cari verdi. MB sıcak parayı teşvik etti. Sıcak para ve spekülatif sermaye girişi kur baskısı yarattı. MB bu yolla düşük kuru 9 sene enflasyonu frenlemek için kullandı. İçeride aramalı ve hammadde üretimi düştü. İthal hammadde ve aramalının üretimdeki payı yüzde 70’e yükseldi. Üretim dışa bağımlı bir yapı kazandı. MB reel kur endeksine göre halen TL yüzde 5 dolayında değerlidir. Bu bağımlılıktan dolayıdır ki , 2013 te kur arttığı halde , ithal aramalı ve hammadde ithalatı aynı oranda düşmedi .

Türkiye yatırım malı ithal etmek için cari açık verseydi , üretim ve istihdam artardı ve cari açıktan daha büyük getiri sağlanırdı.

Kaldı ki Başbakan Dış ticarete tek gözlükle bakıyor. Dış ticareti işine geldiği gibi kullanıyor. İhracatın 36 milyar dolardan 158 milyar dolara çıktığını söylüyor fakat dış ticaret açığına ve ihracatın yapısına bakmıyor.

2003 yılında dış ticaret açığı 13 milyar 489 milyon dolar iken , 2013 yılında 79 milyar 817 milyon dolara yükseldi. 2013 yılında ihracatın yüzde 80’i ithal aramalı ve hammadde idi.

Sonuç olarak , Gelişmekte olan birçok ülkede ve Türkiye ‘de Küreselleşme sürecinde Dünyada Ekonomik işgallerin getirdiği maliyetler ülkelerin fiili işgallerinden daha yüksek olmuştur.

2. AKP iktidarında Bütçe açıkları azalmıştır. Ancak halka maliyeti yüksek olmuştur.

AKP iktidarında Bütçe açıklarının GSYH ‘oranı düşmüş ve faiz dışı fazla oranı artmıştır. Ne var ki Bütçe açıklarının azalması , kamu altyapı yatırımlarının özelleştirilerek bütçeye aktarılması , kamu gelirlerinin iskonto edilerek nakde çevrilmesi , işsizin hakkı olan işsizlik sigortası fonunun bütçeye aktarılması ile olmuştur.

Sonuçta Bütçe açıkları göreceli olarak azalmış ve fakat devletin mal varlığı ve altyapı yatırımları da azalmıştır. Piyasa tekelleri yaratılmıştır.

Başbakan , ‘’yabancı yatırımların 2013 -2014 yılları arasında 145 milyar dolara çıkmış olması da Türkiye ‘deki yatırım ortamının dış yatırımcılar için ne kadar cazip ve öngörülebilir olduğunu gösteren bir olgudur ‘’ diyor.

Burada dört yanlış var…

Bir… Yabancı sermaye girişi yeni yatırım yapmadı. Yeni yatırım yapmak ve risk almak üzere giren yabancı sermaye üretim ve istihdam artışı yaratır. Oysaki yeni yatırım yapmak üzere gelen tek bir yabancı sermaye örneği var. Diğer girişler, devlet altyapı yatırımlarını ve Devlet tekellerini, Karlı bankaları ve karlı özel sektör işletmelerini almak üzere gelen ‘’ Spekülatif sermaye ‘ dir.

Yabancı sermayenin banka veya işleyen karlı bir kuruluşu satın alması yeni yatırım değil. Mevcut yatırımın el değiştirmesidir.

İki.. Telekom gibi altyapı yatırımlarının satışı nedeniyle Türkiye ye gelen döviz en fazla 6 yıl içinde kendini amorti ederek geri gitmiştir. Sonrasında Yabancıya satılan yatırımlar nedeniyle her yıl dışarıya kar transferi olmakta ve bu da cari açığa yansımaktadır. AKP İktidarı yabancı sermayeye satışlardan gelen dövizi kullandı, kar transferi yoluyla toplum bunları geri ödemektedir.

Üç… AKP iktidarında yapılan 145 milyar dolarlık yabancı sermaye yatırımına karşı, aynı dönemde Türkiye’nin dış borçları bu yatırımın iki katı kadar, 270 milyar dolar arttı.

Dört.. Bankaların yüzde 50’sinin yabancıya satılması, kırılganlığı artırmıştır. Yabancı bankalar kriz anında yurt dışına hızlı para transfer ederse, kriz derinleşir. 2001 yılında bu sorun Arjantin’de yaşandı. Ayrıca yabancı bankalar, bir yabancı bankada yaşandığı gibi KOBİ gibi kalkınmada kritik olan işletmelere kredi vermeyi tercih etmezler.

3. İnsan hakları ve Demokrasi yoksa İnsana yatırım yerde kalır.

Başbakan, insana dayanan, eğitime dayanan bir ekonomi istediklerini söylüyor. Eğitimde fırsat eşitliğinin olmadığı, insan gücü planlamasının, yükseköğrenimde işgücü planlamasının yapılmadığı bir ekonomide, beşeri yatırımın etkin kullanılması mümkün değildir.

Yetiştirdiğimiz vasıflı Üniversite mezunlarını beyin göçü ile başka ülkelere kaptırıyoruz. Bunlar için Üniversite- Sanayi işbirliğini geliştirilmesi olumlu bir yaklaşımdır. Ancak uygulamanın olması için bu sorunu, Maliyenin döner sermayesinden ve rektörlerin ideolojik pençesinden kurtarmak gerekir. Bu nedenle Üniversite – Sanayi işbirliğini düzenleyen bir yasa çıkarılmalıdır.

4. Türkiye uzun dönemli bir durgunluk ve işsizlik dönemine girdi.

Başbakan Hedefimiz ‘’ Sektörel dönüşüm programları ile hedefimiz 2018 sonuna kadar GSYH’yı 1.3 trilyon dolara çıkarmak , cari açığı yüzde 5.2’ye çekmek ,işsizlik oranını yüzde 7 seviyesine indirmek ‘’ tir diyor.

a. Yaşamakta olduğumuz büyüme oranları ve büyüme beklentileri 2018 yılında GSYH’ nın bir trilyonda kalacağını gösteriyor.

Üç yıldır fert başına Milli Gelir 10.000 dolar olarak kaldı, Türkiye yeniden orta gelir tuzağına düştü. Önümüzdeki yıllarda da düşük büyüme bekleniyor.

2013 yılı Büyüme hesabında Dolar kuru ortalama 1.9013 olarak alınmıştır. MB 2003 bazlı reel kur endeksine göre bu kur düşüktür. 2013 yılında GSYH dolar cinsinden 821 milyar dolardır. Eğer döviz kuru dengede olsaydı , GSYH dolar cinsinden daha düşük çıkardı.

Beklenen Büyüme oranları yüzde olarak , 2014 = 3.3 , 2015 = 4.0 , 2016 = 5.0 , 2017 = 5=0 ve 2018 = 5.0 ‘tir . Bu büyüme oranları ile 2018 GSYH ‘sı dolar cinsinden 1 trilyon 21 milyar dolar olur.

Bu büyüme oranları ile GSYH 1.3 trilyona çıkamayacağına göre, Hükümet bu rakamlara nasıl ulaşıyor? Yine Kurların yine düşük tutulmasını mı planlıyor. Ne var ki, Dünyada yabancı sermaye hareketleri yavaşladı. Türkiye ye de yabancı sermaye girişinde düşme var. Yani kur baskısı yaratacak kadar sıcak para girişinde beklenmiyor.

Düşük büyümenin getireceği başka maliyetler de var.. Türkiye yüzde 5’in altında fert başına gelir artışı ile dış borçlarını ödemekte zorlanır.

Yaşamakta olduğumuz uzun dönemli durgunluk, ekonomik krizlerden daha ağır toplumsal maliyetler yaratır. 2001 ve 2009 krizlerinin ertesi yıllarda büyüme yaşanmıştı. Uzun dönemli durgunluk işsizliğin tırmanmasına neden olur .

b. Fiili işsizlik oranları neden açıklanmıyor?

Büyüme oranlarının düşmesi, aynı zamanda işsizlik oranlarında da artış yarattı. Ne var ki, fiili işsizlik oranı daha yüksektir. İş aramayıp çalışmaya hazır olanlarda fiilen işsizdir ve TÜİK bunları hem işsiz kabul etmiyor hem de işgücüne dahil etmiyor.

Türkiye de iş arama ve iş bulma kurumları etkin çalışmadığı için, birçok işsiz aile yapısı ve geleneklere bağlı olarak, işsizler daha çok yakınları tarafından veya el içindekiler ve yakınları aracılığı ile iş arıyor.

İş aramayan işsizleri de katarsak. Türkiye de Fiili işsizlik oranı aşağıda hesaplandığı gibi yüzde 17.11’ çıkmaktadır.

AĞUSTOS 2014 FİİLİ İŞSİZ SAYISI VE ORANI

BİN KİŞİ

İŞGÜCÜ ………. ………………………..29.257

( ARTI ) İŞ ARAMAYAN İŞSİZLER…….2.486

FİİLİ İŞGÜCÜ ……………………………31.743

İLAN EDİLEN İŞSİZ SAYISI …2.944

İŞ ARAMAYAN İŞSİZLER ….. 2.486

FİİLİ İŞSİZ SAYISI …….………………….5.430

FİİLİ İŞSİZLİK ORANI (YÜZDE )………..17.11

c.Yüzde 5.2 cari açık hedefi tutar, ancak sürdürülemez,

Başbakan cari açık hedefini yüzde 5.2 olarak açıkladı. Aslında düşük büyüme aramalı ve hammadde ithalatının da sınırlanmasına neden olmaktadır. İç üretime Bir miktarda teşvik verilirse, cari açığın GSYH’ ya oranı yüzde 5.2 seviyesine inebilir.

Ayrıca Eylem olarak sayılanlar arasında yer alan ,’’Sağlık Turizminin Geliştirilmesi ‘’ elbette cari açığın düşürülmesine yardımcı olacaktır. Ne var ki Özal’ın teşvik ettiği ve bu gün 25 milyar dolar döviz kazandıran mevcut turizm yatırımları hiç te mutlu değil… Her sene farklı bir mevzuata uyum sağlamada bu sektör zorluk çekiyor. Bu günkü bürokratik yapı, Başbakanın Bürokrasiyi azaltma niyetine de engel olacaktır. Önce, Turizm yatırımları üstünde Demokles’in kılıcı gibi duran bürokrasiyi kaldırmak gerekir. Sonra sağlık turizmine eğilmek gerekir.

Yüzde 5.2 oranındaki bir cari açık bu günkü ekonomik ve siyasi koşullar altında sürdürülemez.

Her şeyden önce Cari açığın finansmanı mümkün olmaz… Zira bir yıldan Kısa vadeli dış borç stoku 130.6 milyar dolara ulaştı. Türkiye’nin FED Tarafından kırılgan ekonomi olarak ilan edilmiş olması, raiting kuruluşları ve AB raporlarında aynı soruna dikkat çekilmesi, Finansman dış imkanlarını hem daralttı, hem de daha pahalı yaptı.

b.Dünyada sermaye hareketleri yavaşladı.

c.Özelleştirme kapsamında yabancıya satılacak altyapı kalmadı. Köprüler ve paralı yolların gelirlerinin kırdırılması siyasi risk taşıyor. Ayrıca özel sektörde alsa, dış borçlanma yoluyla kaynak bulmaya çalışacaktır. Yani burada da finansman sıkıntısını vardır.

5. Eylem Planları iyi de , bunları hangi kaynaklarla ve nasıl yapacağız ?

Açıklanan 9 eylem planı :

1) İthalata Olan Bağımlılığın Azaltılması Programı

2) Öncelikli Teknoloji Alanlarına teşvik ,

3) Kamu Alımları Yoluyla Teknoloji Geliştirme ve Yerli Üretim

4) Yerli Kaynaklara Dayalı Enerji Üretim Programı

5) Enerji Verimliliğinin Geliştirilmesi Programı

6) Tarımda Su Kullanımının Etkinleştirilmesi Programı

7) Sağlık Endüstrilerinde Yapısal Dönüşüm Programı

8) Sağlık Turizminin Geliştirilmesi Programı

9) Taşımacılıktan Lojistiğe Dönüşüm programı

İthalata bağımlılığın azaltılması için önce içeride aramalı ve hammadde yatırımlarının özendirilmesi ve daha önemlisi yatırım ortamı olması gerekir. Bu günkü kırılgan ortamda , iç dış siyasi istikrar sorunu varken , yerli ve yabancı sermaye yatırım yapmaz.

özel sektör teknoloji ithal ediyor. Yeni teknoloji, Teknoloji geliştirme ve Ar-ge için Üniversiteleri ve araştırmacıları devreye sokmamız gerekir.

Üniversite – Sanayi işbirliği de maalesef gelişmemiştir. 2547 sayılı yükseköğretim kanunu Üniversite – Sanayi işbirliğini geliştirmede yetersiz kalmıştır. Üniversite – Sanayi işbirliği rektörlerin ideolojik bakış açısına takılmaktadır. Bu güne kadar Üniversite- Sanayi işbirliğinde, ilerleme sağlanmamıştır. Başbakan, Üniversite Sanayi İşbirliğinin geliştirileceğini açıklamıştır. Bunun için yasal altyapı da düzenlenmelidir.

Eylem planlarının altyapısı yoktur. Çünkü Siyasi İktidar planlamaya inanmıyor. Planlamaya inanan bir siyasi İktidar Devlet Planlama Teşkilatını kaldı

Sonuç olarak, Ekonomide risklerin arttığı bir dönem yaşıyoruz. Ortadoğu’da yaşananlar ve içeride siyasetin gerilmesi ekonomide riskleri artırmıştır. Yabancı sermaye girişindeki azalma ve tıkanma cari açık ve dış borçlar açısından önemli bir sorundur. Reel sektör ve Tüketici güveninin düşmesi de beklentiler olumsuz etkilemektedir. Bu şartlarda Başbakanın daha teknik ve güven veren bir açıklama yapması beklenirdi. Geçmişi kavga haline getirmek daha fazla güven bunalımı yaratır.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir