GÖRÜNEN KÖY KILAVUZ İSTEMEZ

Gerek OECD ve AB raporlarında, gerekse yerli ve yabancı iktisatçıların görüşlerinde, Türk ekonomisinin dünya ekonomik krizinden en zararlı çıkacak ülkeler arasında olduğu ifade ediliyor.

Aslına bakarsak, küreselleşme sürecinden de en zararlı çıkan ülke Türkiye oldu. Dünya ekonomik konjonktürünün yükselme döneminde, borç bulmanın kolay, yabancı sermaye girişlerinin yüksek olduğu bir dönemde, Türkiye düşük kur- yüksek faiz politikasıyla, kendi bindiği dalı kesti. Düşük kur’dan doğan ucuz ithalat, enflasyonla mücadelede yararlı oldu. Ancak, Türkiye’nin üretim kapasitesini düşürdü. Üretim ithalata bağımlı oldu. İşsizlik arttı.

Türkiye döviz gelirine göre, dünyanın en fazla dış açık veren ülkesidir. 2003-2008 arasında, 164 milyar dolar cari açık verdi. Bu açığı dışarıdan borç alarak kapattık. Özel sektörün dış borcu, 200 milyar dolara ulaştı.

Eğer, bir dünya krizi olmasaydı, zaten Türk ekonomisi bir durgunluk yaşayacaktı. Dünya krizi, bu durgunluğu derinleştirdi.

Şimdi ne olur? Ne olacağı da açıktır:

135 milyar dolar döviz ihtiyacı

1) 2009 yılı için Türkiye’nin 135 milyar dolar dövize ihtiyacı var. Bankaların sendikasyon kredileri var. Özel sektörün dış borcu var. Kamu sektörünün ödeyeceği faiz ve anapara var. Dışarıya transfer edilecek kâr payları var.
Özetle, Türkiye’nin yabancı sermaye girişine şiddetli ihtiyacı var. Eğer yabancı sermaye girişi olmazsa, üretimde daralma olacak. İşsizlik artacaktır.
Başbakan ve hükümet, bir önlemler paketi açıklamadı. Bu durum, krizin derinleşmesine neden olmaktadır.

Başbakan, krizle ilgili önlemleri, teker-teker açıkladığını ifade ediyor. Ancak iktisat politikaları, sosyal politikalarla içi içedir. Birlikte değerlendirmek gerekir. Alınacak önlemler de birbiri ile uyumlu olmalıdır. Aksi halde, iktisat politikaları iki tarafı kesen bıçak gibidir. Eğer koordineli ve tutarlı olmazsa, ters tarafı daha çok keser. Olumsuz etkisi daha fazla olur.

2) Kaldı ki, hükümetin kriz karşısında şaşkın kalması, Başbakan’ın değerlendirme hataları, toplumda panik yaratmıştır. Başbakan “Kriz inişe geçti” derken, reel sektör ve halkın yangınını göremiyor. Yangın içindeki insanlar tepki gösteriyor… Halk yarın ne olacağını bilmiyor. Kaldı ki artan işten çıkarmalar da halkın moralini bozuyor.

3) Başbakan uzun süre IMF’yi suçladı. Dünya ve Türkiye kamuoyuna IMF ile stand-by’a ihtiyaç olmadığı izlenimini verdi. Şimdi IMF’ye sarılınca, dünya kamu oyunun ve toplumun Başbakan’a güveni kalmadı.

4) Ekonomik krizi, görmezlikten gelerek veya etkilerini hafife alarak, politika oluşturmak, beklentileri iyiye değil, kötüye yöneltir. Zira deve kuşu gibi yalnızca hükümet kafasını kuma gömmüş olur. Gerçekleri yaşayanlar bu nedenle daha tepkisel davranıyor.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir