ALLAH AKIL FİKİR VERSİN…

Dünkü basında ‘’kapatma davasıyla gerileyen Türkiye’ye uluslararası devlerden yatırım morali‘’diye bir haber vardı.

 

Bizim basın hep bunu yapıyor. Haber verirken, yorumu da içinde veriyor. Üstelik ‘’kapatma davasıyla gerileyen‘’dediği için, kesin bir yargı ortaya koymuş oluyor.

 

Gerçekte ise yabancı sermaye kapatma davasından önce gerilemişti. Kapatma davası 14 Martta açıldı. Yabancı sermaye girişi ise,  Ocak ve şubat aylarında gerilemişti.

 

 

Başbakan, kapatma davasın, önce AB’ ye söyletti… Şimdi ise sermaye çevrelerine söyletiyor. Kaldı ki, bu güne kadar gelen yabancı sermaye de, doğrudan yatırım için gelmedi. Sıcak para olarak veya karlı işletmeleri kapatmak için, fırsatçı sermaye için geldi.

 

Sıfırdan yatırım sermayesi dünde gelmedi.. Bundan sonra da gelmez.

 

Borsa da düşme de yılbaşından sonra hızlandı. Dünyada en fazla kaybeden borsa oldu.

 

Bu sorunlar elbette burada bitmeyecek. Makro göstergeler arasındaki dengesizlik ve sermaye piyasasında aşırı şişmenin kazasız atlatılması olası değil.

 

Türkiye bu aşamada, özgün politikalar üretmelidir.

 

1)‘’İktisadi Büyüme ‘’yerine, eğitim düzeyinde, sağlık imkanlarında, kültürel yapıda gelişmeleri ve kişiler ve bölgeler arası gelir dağılımında iyileşmeyi de içeren ‘’İktisadi gelişme‘’ hedef olarak alınmalıdır.

2)İstikrar politika araçlarında, IMF reçetelerine alternatif araçlar değil, özgün araçlar geliştirmeliyiz. Özellikle dalgalı kur sisteminin değişmesi gerekir. Çünkü:

 

  • Dalgalı kur sisteminin çalışması için, YTL faizi ile döviz faizinin aynı düzeyde olması gerekir. Aksi takdirde sıcak para girişi önlenemez. Sistem çalışmaz. Türkiye de YTL faizi düşürmek mümkün değil. Düşürülürse sıcak para çıkar.  Yine ülke riski düşmeden faiz düşmez.

 

  • Dalgalı kur sisteminin çalışması için, dolarizasyon’ un önlenmesi gerekir. Döviz mevduatı son iki ayda 10 milyar dolar artarak, 114 milyar dolara yükseldi. Bu aynı zamanda devalüasyon beklentisi olduğunu da gösteriyor. Dolarizasyon varken, dalgalı kur sistemi döviz arz ve talebini düzenleyemez. Zira döviz alanların bir kısmı, devalüasyon beklentisi ile alıyor. Yahut elinde döviz tutanlar aynı beklenti ile satmıyor.

 

  • Türkiye de vadeli döviz işlemleri piyasası, döviz fiyatlarının oluşmasına yardımcı oluyor. Kurlarda hızlı iniş ve çıkışı önlüyor. Türkiye’de vadeli döviz işlemleri piyasası oluşmadı.

 

Bu şartlarda doğrusu, piyasa şartlarını ve halkın beklentilerini dikkate alan ‘’Kontrollü kur sistemi‘’ ne geçmektir.

 

2) 2001 yılında enflasyonun köpüğünü almak için toplam talebi hızlı düşürmeye yönelik kısa vadeli politikaların ömrü 2004 yılında bitti. AKP hükümetleri bu kısa vadeli programı hem uygulamaya devam etti. Hem de  dejenere etti.. Bakkal hesabı günü birlik çözümlerle, tavizlerle götürdü. Artık bıçak kemiğe dayandı. 

 

Türkiye geç kaldığı, “uzun vadeli yapısal dönüşüm programına’’ geçmelidir. İç üretimi destekleyecek, faiz – kur ve teşvik sistemini kurmalıdır.

 

3) Rahmetli Özal, pratiklik olsun diye ‘’Bütçe dış Fon‘’ lar oluşturdu. Bu fonlar sonradan Mali Disiplini ve istikrarı bozdu. AKP’ de şimdi yeni fonlar oluşturmaya başladı. AKP, DSİ’ de, karayollarında, Milli Eğitimde,  yeni fonlar uygulamaya çalışıyor. Bu fonlar “arsanı sat – paranı kullan’’ şeklinde oluşuyor. Yeni fon yaratmak yerine Devlette bütçe birliğini sağlamak ve seçim ekonomisi uygulamasını bırakmakla çözülür.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir