AĞRI ÜNİVERSİTESİ HAKKINDA

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurul Tutanağı
23. Dönem 2. Yasama Yılı
120. Birleşim 19/Haziran/2008 Perşembe

 

 

 

 

Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/478) (S. Sayısı: 93)

 

 

 

GENEL GEREKÇE

 

17/5/2007 tarihli ve 5662 sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda ve Yükseköğretim Kurumları Öğretim Elemanlarının Kadroları Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye Ekli Cetvellerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunla kurulan Ağrı Dağı Üniversitesinin kampus alanında yer alması gereken akademik, idari ve sosyal tesis binalarının IC İbrahim Çeçen Yatırım Holding A.Ş. grup şirketleri tarafından bağış suretiyle yapılarak üniversite rektörlüğüne devredilmesi konusunda, Milli Eğitim Bakanlığı ile IC İbrahim Çeçen Yatırım Holding A.Ş. arasında 2/7/2007 tarihinde protokol imzalanmıştır.

Hayırsever iş adamlarımızın bağışlarının yükseköğrenim alanına çekilmesi ve bu tür sosyal sorumluluk faaliyetlerinin onore edilmek suretiyle özendirilmesinin, yükseköğrenim yapma talebi ile üniversite kapılarını zorlayan gençlerimizin bu taleplerinin karşılanmasına katkı ve yatırımların daha hızlı bir şekilde gerçekleşmesini sağlayacağı düşünülmektedir.

Bu nedenle, Üniversitenin adının “Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi” olarak değiştirilmesi amacıyla bu Tasarı hazırlanmıştır.

 

MADDE 3- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına ilk söz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Esfender Korkmaz’ da.

Buyurun Sayın Korkmaz. (CHP sıralarından alkışlar)

CEMAL KAYA (Ağrı) – Esfender Ağabey, şikâyet edeceğiz bak akrabalarına. Ağrı’da akrabaların var, onların hepsine şikâyet edeceğiz.

CHP GRUBU ADINA ESFENDER KORKMAZ (İstanbul) – Efendim, çok teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; saygılar sunuyorum.

Merak etmeyin, Doğubeyazıt’ın İshakpaşa Sarayı’nın kapısında “Bu saray Çıldır Atabeyi İshak Paşa tarafından yapılmıştır.” diye yazar. Onun için, biz sizi daha fazla düşünüyoruz, hiç merak etmeyin. Türkiye, bütün Türkiye gibi, elbette Ağrı’yı da düşünüyoruz.

Değerli arkadaşlar, Ağrı’d a üniversite zaten var, yapılmış. Elbette ki bir bölgeye, bir ile üniversite yapılmasına hiç kimse itiraz etmez. Dolayısıyla şimdiye kadar yapılan üniversiteler de bölgelerinin gelişmesi açısından çok önemli görevler, işlevler yapmıştır.

Değerli arkadaşlar, ben, yalnız prensip bazında bazı konularda dikkatinizi çekeceğim. Benim tartışmam üniversite kurulsun kurulmasın, adı değişsin değişmesin değil; Hükûmetin yaptığı, Sayın Millî Eğitim Bakanının başında olduğu Millî Eğitim Bakanlığının yaptığı bazı yanlışları, prensip bazında yanlışları ifade etmeye çalışacağım.

Değerli arkadaşlar, bir defa protokolle bir üniversitenin bir kişiye verilmesi şık değil. Hem devlet açısından şık değil hem o kişi açısından şık değil. Keşke o üniversite yapılsaydı, bitseydi, sonra yüce Meclisin böyle bir takdiri olsaydı daha şık olurdu.

Arkadaşlar, zannediyorum 2.200 öğrenci var değil mi Ağrı Üniversitesinde?

CEMAL KAYA (Ağrı) – Eğitim fakültesi…

ESFENDER KORKMAZ (Devamla) – Şimdi, bu 2.200 öğrenci tercihlerini yaparken ne diye yaptı? Ağrı Dağı Üniversitesi diye yaptı değil mi arkadaşlar? Peki, siz, şimdi, ismini değiştirirseniz, bunların, bu açıdan hukuki sorun çıkmaz mı? Yani eğer Ağrı Dağı Üniversitesi olmasaydı öğrenci ben bu tercihi yapmayacaktım diyebilirdi. Şimdi, bu hukuki sorunu, önemli bir hukuki sorun çıkacak. Dolaysıyla bunu düşünmeniz gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, mevcut yatırımlar var değil mi? Üniversitede mevcut yatırımlar var. Peki, şimdi, bu mevcut yatırımlar ne olacak? Yani mevcut yatırımların adına da bağış yapanın ismini vereceğiz. Bu da önemli bir soru işaretidir.

Değerli arkadaşlar, bu üniversiteye hayat boyu ödeneği devlet verecek, milletin vergileriyle vereceğiz. Peki, o zaman, madem adını veriyoruz, İbrahim Çeçen Vakfı -kendisini takdir ediyoruz böyle bir katkı yapıyor- ama hayat boyu da o ödeneğini versin madem.

CEMAL KAYA (Ağrı) – Bina yapımını o yapıyor zaten.

ESFENDER KORKMAZ (Devamla) – Arkadaşlar, bakın, eğitime yapılan hibelerin vergi matrahından düşülmesi de -bu örnek için demiyorum, genel anlamda- şık değil. Neden değil? Bu hem devleti sıkıntıya sokar hem de bağış yapanı sokar çünkü eğer gelir vergisi matrahından düşerse, bu yüzde 35 ediyor yani 100 milyon doların 35 milyon dolarını… Bu örnek için vermiyorum, burada vakıfsa, yoktur muhakkak. Ama 100 milyon dolarlık bir yatırım yapıp ismini alan bir hayırseveri biz burada rencide etmiş oluyoruz. 35 milyon dolarını da yahut YTL’sini de fakir fukaranın vergisinden karşılıyoruz. Yani, şimdi olacak mı arkadaşlar, yüzde 65’ini ben vereceğim, benim adım olacak, yüzde 35’ini fakir fukaranın vergisiyle oraya verecek devlet yahut da vergi muafiyeti, vergi istisnası nedeniyle, 35 milyon, devlet gelirinden olacak. Yani, bir defa bu hayrı yapan açısından, bu hibeyi yapan açısından bu doğru değil. Bu, bence hibeyi yapanı rencide eder. Yani yapacaksa cebinden yapsın, vakfından yapsın. Dolayısıyla eğitime katkı yapanlar, yardım yapanları biz bu vergi istisnasından çıkaralım.

Değerli arkadaşlar, devlet vergi alır, borç alır, hibe alır ama hepsi bir bütçede toplanır, oradan kaynak aktarır çeşitli üniversitelere, çeşitli kamu kurumlarına. Şimdi, siz düşünün, burada, yani bir yerde bütçe dışında, bir yerde kamu dışında bir yatırım yapılıyor. Bunun doğrusu, bunun bütçeye gelir kaydedilmesi, ondan sonra oraya yatırım yapılmasıdır. Yani, devlet açısından böyle bir uygulama şarttır.

Değerli arkadaşlar, Sayın Bakan diyor ki: “2002’deki yükseköğrenime ayrılan bütçenin gayrisafi millî hasıladaki payı 0,9.” Veya 8’di, şimdi çok anlayamadım. Ama bugün 1,2’ye çıktı gayrisafi millî hasıla içinde.

Arkadaşlar, bakın, birçok ülkede yalnızca araştırma, geliştirmenin gayrisafi millî hasıladaki payı yüzde 2-2,5’tur. Nerelerde kaldığımızı düşünün. Ne kadar geri kaldığımızı düşünün. “Bütçede kaynak yok” diye bir sorun olamaz. O bir tercih meselesidir. Neresi verimliyse oraya kullanırsınız. Eğer üniversite verimliyse üniversiteye kullanacaksınız.

Değerli arkadaşlar, biz şimdi 100 milyon dolar için burada bakın bir kanun görüşüyoruz, bir tasarı görüşüyoruz. Peki, arkadaşlar ben size soruyorum: Devlet 100 milyon dolar kazandı, Ağrı 100 milyon dolar kazandı. Arkadaşlar, 2002 yılından bugüne kadar bu ülke 120 milyar dolar cari açık verdi. 2002 yılından bugüne kadar bu ülke 120 milyar dolar cari açık verdi. Hani, gelin bunun hesabını soralım? Bu cari açığı niye verdi? Uyguladığı yanlış politikalarla verdi. Niye bunun hesabını sormuyoruz? Yani, 100 milyon dolar geliri övüyoruz da 120 milyar dolar cari açık verdiren, ülkeye bu kadar kan kaybettiren bir Hükûmete niye bunu sormuyoruz?

Sayın Bakan diyor ki: Efendim, biz dünyaya uyduk yahut dünyaya açıldık. Yani, 120 milyar doları kime versen açılırsın. Peki, IMF’ye 6 milyar dolar faiz verdik arkadaşlar. Yani, 100 milyon dolar var, bir yandan da IMF’ ye 6 milyar dolar faiz var.

BAŞKAN – Sayın Korkmaz, yürürlük maddesini konuşuyorsunuz.

ESFENDER KORKMAZ (Devamla) – Sayın Bakanın söylediği… O zaman Sayın Bakana da söyleyin.

CEMAL KAYA (Ağrı) – Bütçeye Ağrı’yı alet etme ağabey!

BAŞKAN – Buyurun.

ESFENDER KORKMAZ (Devamla) – Arkadaşlar, şimdi 100 milyon doları konuşurken kamu borcu için senede 10 milyar dolar ödüyoruz, onu konuşuyor muyuz? Senede 5-6 milyar dolar kâr transfer etmeye başladı yabancı yatırımcılar, onu konuşuyor muyuz? Özel sektör senede 15-20 milyar dolar faiz ödüyor, onu konuşuyor muyuz?

Değerli arkadaşlar, burada mesele şudur: Mesele, devlet devlettir, özel sektör özel sektördür. Hani 100 milyon dolar verdi diye bunu övmenin, bunu havalara çıkarmanın bir anlamı yoktur.

Şimdi millî eğitimle ilgili başka bir gerçeği söyleyeyim size. Şimdi, millî eğitim şehirdeki okullarını satacaktı, öğrencileri kenar mahallelere taşıyacaktı. O iptal edildi ama yenisi geliyor. Şimdi, arkadaşlar bunun bir sosyal maliyeti var yani siz şehir içindeki okulu satarsanız eğitim aksar, öğrencinin yol parası var, verimlilik düşer, yani apartman dikeceksiniz satacaksınız diye nasıl olur da toplumun eğitimini baltalarsınız?

Değerli arkadaşlar, size Sabancı Üniversitesinden iki arkadaşın geçen sene yaptığı kamuoyu araştırmasını veriyorum.

Kızlar neden üniversiteye gitmiyor?

Ailesi izin vermiyor: Yüzde 10,5

Evlendiği için gitmiyor: Yüzde 14,6

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ekliyorum, tamamlayın lütfen.

ESFENDER KORKMAZ (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Çalışmak zorunda, onun için gitmiyor: Yüzde 14,0

Ailesinin maddi durumu bozuk: Yüzde 6,3

Türban yasağı nedeniyle gitmiyor: Yüzde 1

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bu tabloda siz Hükûmet olarak önce neye bakarsınız? Önce çalışmak zorunda olup da üniversiteye gitmeyene bu imkânı verirsiniz yani üniversitede okuma imkânını verirsiniz. Hükûmet buna bakıyor mu? Bu anketteki çalışmak zorunda olup da üniversiteye gitmeyen kız öğrenciler için hiç bugüne kadar bir önlem aldı mı? Poşet dağıtmaktan başka bir önlem aldı mı? Yani, iş bulmak için yahut işte onun eğitimi için yardım etti mi? Ama, neye etti? Biz senelerdir türbanı tartışıyoruz, oranı yüzde 1. Demek ki Hükûmet yanlış, yani iş konusunu, gelir konusunu, fakirlik konusunu tartışmıyor, türbanı tartışıyor, Hükûmet yanlış, Milli Eğitim Bakanlığı yanlış bir şekilde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ESFENDER KORKMAZ (Devamla) – Teşekkür eder, saygılar sunarım.(CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN -Teşekkür ederim Sayın Korkmaz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir