YOLSUZLUĞU ÖNLEMENİN YOLU NEDİR?

Ekonomik krizlerde ortalık karışır. Terör ve yolsuzluk artar. Kriz ekonomik ve sosyal ortamı bulanık suya çevirir. Bu karmaşada şeffaflık azalır… Belirsizlikler ve yolsuzluklar artar.

 

Mahalli seçimler halkın yolsuzluklara kızdığını ortaya koydu. Birkaç yıl öncesine kadar bizim toplum yolsuzluklara karşı bu kadar duyarlı değildi… Bu sonucu o yıllarda yaptırdığımız bir araştırma göstermişti.

Yolsuzluk AB’nin Türkiye raporlarında dile getirildi. Deniz feneri olayları gibi olaylardan sonra Halkta yolsuzluk için ‘’artık yeter gına geldi‘’ dedi.

Ve nihayet iyice anladık ki, biz bu yolsuzluk belasını defetmediğimiz sürece, ekonomik ve sosyal istikrarı yakalamamız da imkânsız olacaktır. Zira yolsuzluk siyasette ve ekonomide haksız rekabet yaratıyor. Demokrasiyi ve piyasa düzenini bozuyor.

 

 

 

Muhakkak olan şudur ki, yolsuzluk yapanların, fakir-fukaranın hakkını yiyenlerin, yetim hakkı yiyenlerin yanlarına kâr kalmayacaktır. Ayrıca  yolsuzluk örnekleri bu kadar dal budak salmışken, kamuoyu önünde tartışılırken ve yargıya intikal etmişken, kolay kolay ört-bas edilemeyeceğini de tahmin ediyoruz.

 

Ancak, yolsuzluğu önlemek için bu gelişmeler kâfi değildir. Ayrıca yolsuzluğun yeniden canlanmasını önlemek için temelde ve uzun dönemli bazı tedbirler almak gerekir. Bu önlemlerin başında, yolsuzlukların çıktığı bataklığı kurutmak gelmektedir.

 

Başka bir ifade ile mevzuatta değişiklik yapmak, yasaklar getirmek, yolsuzluğun çözümünde kesin bir yol değildir. Kesin yol, siyaseti ve devleti yeniden yapılandırmak, demokrasiyi getirmek ve istikrarı sağlamaktır.

 

1)Yolsuzluğa önce siyasetle başlamak gerekir.. Sıfır servetle siyasete başlayıp ta bugün servetinin hesabını bilmeyenler, siyasi arenada namuslulardan daha başarılı oldukları sürece, yolsuzluğu önlemek imkânı olmayacaktır. Önce siyasette yolsuzluğun önünü kesmek gerekir. Bu da toplumun eğitim, kültür ve bilinç düzeyini yükseltmekle ve halkın siyasi sürece katılmasıyla olur.

 

2) Otokratik ve totaliter rejimlerde her şey kapalı kapılar ardında yapılmaktadır. Bu nedenle demokratik ve açık olmayan idareler yolsuzluğa daha müsaittir. Türkiye’de totaliter rejim yoktur. Ancak tam anlamıyla demokrasi de yoktur.

 

3) Türkiye’de mali şeffaflık yoktur. Kamu harcamalarının bir kısmı, kamuoyuna kapalıdır. Örneğin, son dört yıldır özelleştirme gelirlerinin nereye gittiğini bilmiyoruz. Devlet borçlarında net borç diye yalan yanlış hesaplar yapılıyor. Bunun içindir ki, IMF niyet mektuplarında ve AB Türkiye ilerleme raporlarında mali şeffaflık istenmektedir.

 

4) Devlet ekonomiye dengesiz müdahale ettiği sürece yolsuzluk artar. Örneğin doğal tekelleri özelleştirmek, piyasada oligopol yapılanmaya yol açar. Buna karşılık devletin piyasada özel sektörün yapacağı işleri yapması, yolsuzluklar için daha elverişli ortam yaratır.

 

Bu nedenle her şeyden önce devleti yeniden yapılandırmak gerekir. Devletin yapacağı işleri yeniden belirlemek şarttır. Türkiye şartlarında devletin, üç klasik hizmet olan adalet, iç güvenlik ve savunma hizmetlerini ve bu hizmetlerin yanında gelişmemiz için gerekli olan altyapı, eğitim ve sağlık hizmetlerini yapması gerekir.

 

5) Ekonomik istikrar sorunu ile yolsuzluk arasında karşılıklı etkileşim vardır. Birbirini etkiliyor. Ekonomik krizlerde, bireylerin kendini kurtarmak için her yolu mubah görme temayülü artıyor. Buna karşılık yolsuzluklar da rekabeti bozuyor. İstikrar sorununu tırmandırıyor. Eğer ekonomik istikrarı sağlayabilirsek, yolsuzluklar da azalacaktır.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir