Siyasi Kavgalar, Kalkınmamızı Engeldi

1980 yılında Türkiye, Güney Kore, Hindistan ve Çin’den daha iyi durumda idi.  1980 yılında Türkiye’nin satın alma gücü paritesi ile fert başına GSYH’ bu ülkelerden daha yüksekti. Bu gün Güney Kore gelişmiş ülke statüsündedir. Çin ve Hindistan ise Gelişmekte olan ülkeler içinde  hem yüksek büyüme hem de teknoloji üretiminde ön saflarda yer almaktadır.

1980 Yılında Türkiye’nin satın alma gücü paritesine göre Fert başına GSYH’sı  4986 dolardı. Güney Kore’nin ise 3699 dolardı. Eğer Türkiye Güney Kore kadar büyüme yaşasaydı, 2018 yılında satın alma gücü paritesine göre fert başına GSYH ‘sı 36 bin dolara çıkmış oldurdu.

Kaynak: FBGSYH : Dünya Bankası – BÜYÜME ORANLARI: Betam

Türkiye  doğal imkanlara, dinamik genç nüfusa  ve müteşebbis iş insanlarına sahiptir. Yeniden demokrasiye geçerse, hukukun üstünlüğünü sağlarsa , Kalkınmayı bir plan içinde hedeflerse ,hem   orta gelir tuzağından kurtulur, hem de  gelişme yolunda hızlanır.

Türkiye’de  1950–1960 arasında seçim sistemi demokratik olsaydı, 1960 darbesi olmazdı.  1950’ye kadar iktidarda olan CHP,  1950 seçimlerine giderken Liste Usulü çoğunluk  sistemi uygulanması  kararı aldı. Kendisi için bu sistem tuzak oldu. Zira bir ilden bir oy fazla alan parti o ilin tüm milletvekillerini çıkarıyordu. Söz gelimi 1957 seçimlerinde DP oyların yüzde 47,87’sini almıştı. CHP ise yüzde 41.09’unu almıştı. Ancak DP mecliste koltukların yüzde 70.5’ini CHP ise yüzde 29.5’ini almıştı. Bu yüzden Mecliste Kontrol Mekanizmaları çalışmıyordu. Sonrasında  Vatan cephesi oluşturdu ve toplumda kamplaşma yarattı. 1960 darbesi de işin tuzu biberi oldu.

1960’lı yıllardan başlayarak , 1980 yılına kadar ; sağ- sol çatışması yaşandı. Siyasi partiler de buna uydular. İki büyük parti, Adalet Partisi ve CHP ‘bir araya gelip meseleyi çözemediler. 1980  askeri darbesi oldu.

1980 – 2002 yılına kadar, laik-anti laiklik kavgası  tırmandı.

Bu günde  toplumdaki kamplaşma Türkiye’nin bütün enerjisi tüketiyor.

  • Türkiye de hiçbir iktidar; eğitimde, insan gücü planlaması yapmadı. 1980 sonrasından bu güne kadar, mesleğe yönlendirme yerine imam hatip eğitimine önem verildi. Etkinlik ve kalite kriterleri dikkate alınmadan  popülizm hedefli olarak her ilde ve hatta bazı ilçelerde bile Üniversite açıldı. Beşeri sermayeyi verimli kullanamadı. Vasıflı işgücüne işsiz kaldı ve  Sürekli Beyin göçü  yaşandı.
  • Planlamanın kalkması, Kaynakların popülist amaçlı tahsis edilmesi ve Devlet- Piyasa optimum dengesinin bozulması, Kamu tekellerinin ve altyapı yatırımlarının özelleştirilerek, piyasada devlet eliyle tekeller yaratılması, orta gelir tuzağına düşmemizde etkili oldu.
  • Türkiye’nin istihdam politikası olmadı. 2019 verileri ile OECD genelinde istihdam oranı ortalama yüzde 68,3, AB’de yüzde 68,5, Euro bölgesinde ise yüzde 67,2 oranında iken, Türkiye de 2020 nisan ayında yüzde 41’dir.  Bu kadar düşük istihdam oranı ile kalıcı büyümeyi, kalkınmayı ve toplumsal refahı sağlayamaz.
  • Faktör verimliliği düştü. Çünkü teknoloji, bilgi ve ölçek ekonomilerine daha az kaynak ayrıldı. AR-Ge teşvik görmedi. Araştırma kurumları siyasi çizgiye çekildi. Söz gelimi Türkiye de TÜBİTAK’ta başarılı ve fakat sol görüşlü  bir araştırmacı yoktur.
  • Türkiye Orta gelir tuzağına düştü. Orta gelir tuzağına ekonomilerde iç dinamiklerin dinamizmini kaybetmesi olarak bakabiliriz. Orta gelir tuzağına düşen ülkelerde, tasarruf ve yatırım düzeyi düşük kalır. Faktör verimliliği düşük alır. İşsizlik artar, talep artışı zayıf kalır. Bütün bunlar büyümeyi olumsuz etkiler.
  • 130.000 den fazla kamu görevlisi görevden alındı. 50.000 den fazla insan çoğu defa ikinci derece kanıtlarla tutuklandılar. 2017 yılı olağanüstü hal ortamında yapılan referandumda başkanlık sistemi kıl payı yasalaştı.

Siyasi partiler tarihten ders almalı ve toplumda kamplaşma yaratmaktan uzak durmalıdırlar.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir