Sanayi Sektörünün Adı Var Kendi Yok

Açıklanan YEP’te sanayi sektörünün adı hiç yok. Gerçekte ise Türkiye’nin petrol kaynakları yok. Ürettiğinden fazlasını ithal ediyor. Kalkınmamız için tek yol sanayi ve teknolojide ilerlemek kalıyor. Ancak geçmişte sanayi devrimlerini kaçırdık, şimdi de erken sanayisizleşme yaşıyoruz.

Ağustos ayı sanayi üretim endeksi açıklandı. Açıklanan bu endeks yine uçtu-kaçtıya getirilmek isteniyor.  Gerçekte TÜİK’in açıkladığı ve 2015=100 baz yılına göre hesaplanan sanayi üretim endeksi Ağustos ayında 114,9 oldu. Temmuz ayında daha yüksek 119,5 idi. Pandemi nedeni ile sanayi üretim endeksi Nisan da 78,1 ve Mayıs’ta 84,1 olmuştu.

İmalat sanayii, sanayi sektörünün yüzde 80’ini oluşturur. 2015=100 baz yılına göre, 2020 Ağustos ayında imalat sanayi üretim endeksi 113,5’tir. Yani bu sektörde son beş yılda, yıllık ortalama yüzde 2,7 oranında bir büyüme var.

Türkiye’de sanayi sektörünün öteden beri sorunu, düşük kapasitede çalışmasıdır. Merkez Bankası verilerine göre; Ağustos ayında imalat sanayiinde ortalama kapasite kullanım oranı yüzde 73,3 oldu. Yatırım mallarında kapasite kullanım oranı ise daha düşük yüzde 70,7 oldu.

Kapasite kullanım oranı; Toplam üretim kapasitesinin ne kadarının kullanıldığını gösteren bir orandır. Hiçbir ekonomide, aksamalar ve kesintiler nedeni ile kapasite kullanım oranı yüzde 100 olmaz. Ancak ortalama yüzde 90 dolayında olması gerekir.

İmalat sanayiinde yüzde 73,3 kapasite kullanım oranı nedeni ile;

Yatırımların potansiyel verimi düşük kaldı: Sermayenin etkinliği düştü. Toplam faktör verimliliği düştü. 2014-2018 yılları arasında toplam faktör verimliliği yüzde 0,4 oldu. (Aşağıdaki tablo )

İşsizlik arttı: İşsizliği artıran üretimde yüksek oranlı ithal girdi kullanmamız yanında, üretim kapasitesinin düşük olması da etkili oldu. Son açıklanan işsizlik verilerine göre hesaplarsak fiili işsizlik oranı yüzde 23,6’dır.

Üretim maliyetleri arttı: Bir fabrikada bir saatte 90 birim mal üretirseniz, sabit giderler 90’a bölünür. 73 birim mal üretirseniz aynı maliyetler 73’e bölünür. Birim maliyetler daha yüksek olur. Üretim maliyetlerinin yüksek olması da piyasasının ve talebin yapısına bağlı olarak enflasyona yansır.

Türkiye de, oligopol piyasa yapısı olduğu için maliyet artışları perakendeye misliyle yansıyor.

Öte yandan son yıllarda sanayi üretiminde düşük büyüme yaşamamızın bir nedeni de, 2018 kur şokudur. Kur şokunun sanayi üretimi üstündeki olumsuz etkisi yüksek oldu. Zira kur artışı ile birlikte üretimde kullanılan ithal aramalı ve hammadde fiyatları arttı. Ayrıca Türkiye’nin dış borçlanma maliyetleri yüksek olduğu için ithalatın finansmanı da arttı. Bu sorunlar üretimde aksamalara neden oldu.

Sanayi yatırımları için planlama, istikrar ve güven gerekir. 

Planlama aynı zamanda  günübirlik politikaların panzehiridir. Pragmatik politikalarla günübirlik politikaları karıştırmamak gerekir. Pragmatik politikalar herhangi bir sosyo-ekonomik sisteme takıntılı  kalmadan konjonktüre göre politika belirlemektir. En iyi örneğini Türkiye, Atatürk döneminde 1933’te yaşamıştır.

1930 dünya ekonomik buhranının etkilerinden kurtulmak için Türkiye devletçilik politikası uygulamış ve birinci beş yıllık sanayi planını hazırlamıştır. Birinci beş yıllık sanayi planı içinde yıllardır özelleştirmekte olduğumuz Kamu İktisadi Teşebbüsleri yatırımları yapılmıştır. Bu nedenledir ki, o dönemde Dünya buhranından en az etkilenen ülke olduk.

Bu gün plansızlık ve günübirlik politikalar aslında politikasızlık demektir. Türkiye’nin erken sanayisizleşme dönemine girmesine de bu politikasızlık neden olmuştur.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir