Pandemi Sonrası Ekonomik Panaroma

Pandemi krizinin Dünya ekonomisinde tahribatı , gelmiş geçmiş krizlerden daha ağır olacaktır. Türkiye Pandemi öncesinde de üç çeyrek daraldığı ve aynı şekilde işsizlik arttığı için, Dünyada pandemiden en fazla etkilenen ülke olacaktır.

Bu konuda , iktisadi araştırmalar veya söylemler daha çok krizin boyutu ile ilgilidir. Bazı akademik çalışmalarda ikinci çeyrek büyümenin eksi 7 dolayında olacağı hesap ediliyor. Bazıları sektörlerde daralmanın yüzde 25-30 arasında olacağını ve işsizliğin yüzde 30’u geçeceğini açıklıyor. 

İktidar kanadı ise  ; ekonomide çok büyük bir ivme beklediklerini açıklıyor. Ama neden ve nasıl ?ını açıklamıyor.

Her iktidarın beklentileri olumlu yönetebilmek için böyle konuşması ilk bakışta hoş görülebilir… Ne var ki krizi yaşayan halk , yaşadıklarının daha farklı olduğunu görünce , bu defa iktidara karşı tepki oluşuyor.

Özetle , işsiz ve aşsız kalan halka manevi pompalama etki etmiyor ve ters tepiyor. Paniği artırıyor.

1. Krizi yönetmenin ilk ayağı ; olası bir paniğin önlenmesi olmalıdır.

Paniği önlemek  için de siyasi iktidarın niyeti önemlidir. Siyasi iktidar önce sorunu kabul etmeli ve kamu oyu ile tartışmalıdır. Elbette burada iktisatçılara da görev düşüyor. Ama iktisatçının yapabilecekleri de siyasi iktidarın niyeti ile sınırlıdır.

Geçmişte Tansu Çiller Başbakan iken , işine gelmeyen dosyaları bürokratların ve danışmanların suratına fırlatırdı. Ancak kriz olunca 5 nisan kararlarını tamamıyla uzmanlara bıraktı. Rahmetli Erbakan’ın para kurulu benzeri bir projesi vardı. O zaman bazı akademisyenleri akşam yemeğine  davet etti. Saat 03.00 kadar dinledi not aldı ve projeden vazgeçtiğini açıkladı. Bu günkü iktidar iktisatçıları ne kadar dinler ; bilmiyorum… Bildiğim İyi bir akademisyen ve gerçekçi bir iktisatçı  ,  Ak partinin ilk döneminde Başbakan yardımcısı ,  Prof.Dr. Nazım Ekren’in ikinci dönemde siyaseti bırakmış olmasıdır.

Çözüm niyeti ; hukuk alanında , iç siyasette ve demokraside inandırıcı adımlar atmakla sağlanabilir. Başta kuvvetler ayrılığı garanti altına alınmalı , hükümetin şeffaflığı ve denetimi alanında iyileştirme yapılmalı, hapisteki siyasiler ve gazetecilerin yargılanması hızlandırılmalı, Anayasa mahkemesi kararları uygulanmalıdır.

2. Kısa dönemde ; sermaye çıkışı önlenmelidir.

Krizler  gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışı hızlandırır. Türkiye’de , bir yandan yabancı sermaye çıkıyor. Bir yandan iç tasarruflar dışarıya gidiyor. Bir yandan da dış açıklar devam ediyor. Üç yıllık geçiş dönemi programı yaparak , bu süreci doğru yönetmemiz gerekir . Bunun için de , İMF desteğini almamız gerekir.  AB ile iyi geçinmemiz gerekir. Zira bunlar aynı zamanda yabancı sermaye için bir güvencedir. İMF’ yi bir prestij kaybı olarak  yorumlamak yanlıştır. Çünkü asıl prestij kaybı krizin vereceği tahribattır.

Öte yandan Dış ticarette  dış açığın çoğunu verdiğimiz Çin’den ithalata sınır getirilmelidir.

Eksi reel faiz ile , ekonomide bir canlanma yaratmak kalıcı olmaz … Zira eksi reel faiz , yerli ve yabancı yatırım sermayesinin yurt dışına çıkmasına , tasarrufların gayrimenkul gibi ölü yatırımlara kaymasına , dolarizasyonun artmasına neden olur. Plansız talep artışı enflasyonu da artırır.

Merkez Bankası gösterge faizi her zaman enflasyonun üstünde olmalı ve reel faiz oranı Türkiye’nin uluslar arası risk puanını da kapsamalıdır.

Söz gelimi ; döviz kazandırıcı turizm sektörü için elle tutulur bir önlem alınmalı ve turizm tahsis alanlarında kurulu olan işletmelerin irtifak hakkı bedelleri ve kiralar normale çekilmelidir.

3. Orta ve Uzun dönemli bir yapısal dönüşüm planı yapmalıyız.

Bu planda ,devletin liyakat esasına göre yeniden yapılanması ,Devlet – piyasa optimum dengesinin kurulması, Kamu-özel işbirliği mevzuatının iptal edilerek kamu yatırımlarının devlet tarafından yapılması , bütçeden halka destek adıyla ayrılan paralarla devletin yatırım yapması ve destek verdiklerine iş vermesi ,  kur politikasının değişmesi , inşaat sektöründen devletin çekilmesi , Eximbank dışında kamu bankalarının özelleştirilmesi , Enerji ve kamu altyapı yatırımlarının yeniden devletleştirilmesi , Merkez Bankasının bağımsızlığının ve TL yanında kurları da gözetmesinin sağlanması gerekir. 

Bu dediklerimde başarının temelinde ; Demokrasi ve hukukun üstünlüğü ile  popülizmden uzak politikalar yatar. 

Not: Pazar günkü yazımın sonuç kısmında , Millet ittifakının oyu 54,3 ten yüzde 45.3’e düşmüş şeklindeki cümleyi, Millet ittifakı yerine Cumhur ittifakı olarak düzeltirim.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir