Kur İstikrarını Kim Bozuyor?

Merkez Bankası başkanı göreve geldikten sonra 30 Mart’ta enflasyonda kalıcı düşüş sağlanana kadar politika faizinin enflasyon değerinin üzerinde olacağını söylemişti.

Ancak Cumhurbaşkanı olarak Erdoğan sürekli, doğrudan veya dolaylı açıklamaları ile faiz indirimi istiyor.

MB Başkanı dayanamadı galiba, konuşmasında “enflasyonun kısa vadeli oynaklıklardan arındırılmış ana eğilimini ölçmeye yarayan, çekirdek enflasyonun önemine” vurgu yaptı.

Ağustos ayı TÜFE oranı yüzde 19,25 oldu. Merkez Bankası gösterge faizi olan yüzde 19 faiz oranı TÜFE‘nin altında kaldı. Gösterge reel faizi eksi yüzde 0,21 oldu. Ama aynı ayda çekirdek enflasyon 16,76 oldu. Yani gösterge faizinin altında kaldı. Merkez Bankası enflasyon düşecek, çekirdek enflasyona göre reel faiz var, gösterge faizini artırmıyorum veya düşürüyorum derse, kurlarda hareket yaşanır.

Döviz alacakların elinde TL. olması gerekiyor. Kredilerde sınırlama getirildi.  İşçi çıkarma yasağı nedeni ile bütçe ödemeleri düştü. Ayrıca TL. zaten yüzde 38 oranında olması gerekenden daha düşük değerdedir. Bunlar dövize yönelmeyi ve kur artışını sınırlı tutabilir. Ama TL’de kalmanın riskleri de daha çok artarsa, kurlar yeniden artar.

Bir süredir kurlar yatay seyrediyor. Hal böyle iken, faizlerin düşmesini istemenin bir anlamı yoktur. Eğer amaç eksi reel faiz ile enflasyonu düşürmekse, kur artışları tersine enflasyonu daha fazla artırıyor.

Dahası, Türkiye tahvillerinin sigorta risk pirimi olan CDS oranları da 358 baz puan seviyesindedir. Daha önce 400 baz puan üstünde idi. MB bir hata daha yaparsa, CDS oranı da artar. Ülke riskinin artması da TL’den kaçışı hızlandırıyor.

Geçmiş yıllara bakarsak, ekonomi yönetiminin bazı uygulamaları CDS olarak ülke riskinin artmasını ve kur artışlarını tetiklemiş görünüyor.

2017 yılının Ağustos ayında MB’nın bir haftalık repo ihale faizi yüzde 8 ve TÜFE oranı yüzde 9,79 du. 2017 yılı yıllık enflasyon ise yüzde 11,97 oldu. Eksi reel faiz ödemeler dengesi krizi yarattı ve Türkiye’nin 160 baz puan olan CDS oranı 540 baz puana çıktı. Yabancı sermaye ülke riskini takip ediyor. Yüksek olunca, hem dış borç faizi yüksek oluyor, hem de eksi faiz ve yüksek risk nedeni ile Türkiye’ye gelmiyor.

Naci Ağbal döneminde MB gösterge faizi reel faiz düzeyinde idi ve sıkı para politikası vardı. Bu nedenle öncesinde 539 baz puan olan CDS oranı, 287 baz puana gerilemişti. Kurlar da istikrarlı gidiyordu. Ağbal görevden alındı Türkiye’nin CDS oranı 460 puana yükseldi ve kurlar da arttı.

Bu olaylardan çıkan tek sonuç, kurlar düşünce veya yatay seyredince ekonomi yönetimi faiz sorunu çıkarıyor ve kuru artırıyor. Kur artışını ihracatta rekabet gücünü artırmak için istiyor olabilir. Gerçekten ihracatta da bir artış var ve fakat ithalatta da artış var. Çünkü ihracat malı üretiminde en az yüzde 70 oranında ithal girdi kullanılıyor. Ekonomik istikrar daha çok bozuluyor. Yani ekonomi yönetiminin attığı taş, ürküttüğü kurbağaya değmiyor.

Dahası, ekonomi yönetiminin bu eğilimini içerden bilenler veya tahmin edenler, döviz doldur boşalt yaparak spekülatif karlar elde ediyorlar. 

Ekonomi yönetimi bu kadar yanlışı kolay- kolay yapamaz. Bu kadar yanlışı neden yaptığının cevabını ise yalnızca ekonomi yönetimi bilecektir.

TÜRKİYENİN CDS PUANLARI
2018 GLOBAL KRİZ 831
2013 MOODY’S NOT ARTTIRIMI 112
ÖDEMELER DENGESİ KRİZİ BİR YIL ÖNCESİ AĞUSTOS 2017 160
27 AĞUSTOS 2018 ÖDEMELER DENGESİ KRİZİ 540
YEREL SEÇİM KARARI ÖNCESİ 25 ŞUBAT 2019 297
MAYIS 2019 İST. YEREL SEÇİM TEKRARI KARARI 491
MAYIS 2020 COVİD KRİZİ ÖNCESİ 238
11 MAYIS COVİD KRİZİ 617
MB BŞK AĞBAL ÖNCESİ 539
7 KASIM AĞBAL REEL FAİZ VE SIKI PARA POLİTİKASI 287
MART 2021 MB BAŞKANI DEĞİŞTİ 460

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir