DEMOKRASİ YOKSA BASINDA YOKTUR

Marksizm ve sol ağızla devrim, uçuk liberalizm gibi sosyo-ekonomik sistemler, siyasi islam gibi akımlar ve özellikle siyasi İslam’ın hedefi dava, her zaman ve her zeminde diktaya gitmiştir.

 

Toplumu ve rejimi dönüştürmeye yönelik radikal düşünce ve eylemler Demokrasiyi her zaman bir engel olarak görmüştür.

Her radikal düşünce, demokrasinin yolunu tıkar. Zira bu temel hedeflerin insanlığa daha çok mutluluk getireceğine inananların vizyonu demokrasinin erdemlerine kapalıdır. Hatta devrim ve dava için demokrasiyi zararlı bulurlar. Zira Demokratik hukuk düzeni, rejim değişikliğini cezalandırır.

 

İdeolojinin insan refahına hizmet etmesi için, önce demokratik karakterde olması gerekir. Aksi halde insanlığın fakirlikte eşitleyen sistemler ortaya çıkar.

 

 

 

Sözgelimi, Marksizm, ekonomik ve toplumsal bir dünya görüşü olarak teoride kaldığı sürece, insanı özgürleştirme düşüncesi ve ezilen sınıflar için insani bir yaklaşımdır. Ancak iş uygulamaya geçince, insan egosu hemen komünist parti mensuplarını yeni bir ezen sınıf olarak yaratıyor. Kaldı ki Dünyanın yaşadığı Marksist düzenlerde de demokrasi öncelikli amaç olmamıştır.

 

Buna karşılık her şeyi piyasaya bırakan, devleti zorunlu kötülük olarak gören vahşi kapitalist sistemler de ise, monopolleşme, oligopol yapılar ve spekülasyonun hakim unsur olmasına ve kendi kendini yok eden bir rekabet düzeninin doğmasına yol açmıştır. Hatta daha da ileri gidilerek küreselleşmenin de katkısı ile siyasi oluşumları ve hükümetleri de spekülatif sermaye kontrol etmeye başlamıştır.

 

Aşırı ideolojik hedefler için, tarihin her döneminde halkı en iyi ikna aracı olduğu için şöyle veya böyle basın kullanılmıştır.

 

Söz gelimi Hitler rejimi, bir yasa ile 1933’te önce Alman Komünist Partisine (KPD) sonra Sosyal Demokrat Partiye (SPD) yakın olan gazete ve yayınevlerini yasakladı.  Bu gazetelerin mallarına el konuldu. Daha sonra Hitler ile aynı görüşte olmayan ve kontrol edemediği basın-yayın organlarına kayyum atandı. 1934 başında Hitler rejimine karşı çıkan, eleştiren gazetecilere ve yazarlara meslek yasağı getirildi.

 

Çağımızda gazeteler yanında, televizyon, internet, sosyal medya gibi propaganda araçları çoğalmıştır. Aynı zamanda geçmişte gazeteler için söylenen’’ basın dördüncü kuvvet ‘’ gibi ifadeler de kalkmıştır. 

Türkiye de Medyaya düşen en önemli görev, Demokrasi yanında yer almaktır. Zira demokrasi yoksa basında yoktur.

 

Basın yarı kamusal maldır. Yani hem kar sağlayacak, hem de toplumun bilgi ve kültür düzeyi artacaktır. Topluma fayda sağlayacaktır. Eğer Basın tarafsız ve doğru haber ve yorum yapmazsa tersine topluma zarar da verebilir. Bu nedenlerle topluma karşı bir sorumluluğu vardır.  

 

Uzanlar geçmişte kendi medya guruplarını bir şantaj aracı olarak kullandılar.

Bu yanlış hem kendilerinin, hem de uzan medyasının sonu oldu.

 

Öte yandan, eğer bir gazete veya bir televizyon, kendi işletmelerine, kendi işine diğer işletmelerden daha fazla yer veriyorsa, sık sık kendi resimlerini yayınlıyorsa, yanlış demektir… Diğer işletmeler için “haksız rekabet” yaratıyor demektir.

 

Maalesef gelinen noktada Siyasi iktidar da kendi medyasını oluşturdu. Bu

Medya gurubu taraflı ve abartılı haber ve yorumlar yapıyor.

 

Özet olarak kime ait olursa olsun, basının kendisinin de yaşaması için, önce demokrasiyi koruması sonra da tarafsız ve objektif olması gerekir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir