Bütçe Konuşması

14 ARALIK 2010 BÜTÇE KONUŞMASI

1) Sermaye piyasası, Türkiye açısından önemlidir, çünkü bu piyasa yoluyla küçük ve dağınık olan tasarrufların yatırımlara aktarılması imkanı vardır.  Ne var ki eğer bu piyasaya spekülasyon hakim ise bu fonksiyonunu yerine getiremez.

TÜİK’ e göre, Kasımdan- Kasıma son bir yılda, İMKB 100 endeksi yüzde 35.80 reel getiri sağlamış, mevduat faiz ise sıfıra yakın, yüzde 0.49 reel getiri sağlamıştır.

Reel getiriler arasında 35 yüzde puan fark var. Bu fark para ve sermaye piyasası arasındaki dengesizliği gösteriyor.  Ve bu fark dünyada ve Türkiye de kırılganlığın temel nedenlerinden birisidir.

Mevduat faizi yüzde 8, banka ve kredi kartları faizi yüzde 35 ve yüzde 40’tır. Kredi kartı faizinin mevduat faizinin 5 katı olması Merkez Bankası ve bankaların spekülasyon yaptığını göstermez mi?

2) Spekülatif piyasa yapısının bir nedeni de Sayın Başbakan’ın, ekonomik olaylara tek taraflı olarak, kendi penceresinden ve tek gözlükle bakıyor olmasıdır.

Örneğin dünkü bütçe konuşmasında,  Rusya’yı da örnek vererek komşularımızla ilgili bir değerlendirme yaptı…

‘’rusya’ya ihracatımız 2002 sonunda 1 milyar 172 milyon dolar iken 2009 sonunda 3 milyar dolara çıktı. Sıfır sorun… Biz kazanıyoruz. Komşularımız kazanıyor…‘’ dedi.

Dış ticareti değerlendirmek için İhracatı tek başına değerlendirmek yetmez. Bir ülkeyle yaptığımız ticarette, kazançlı mı yoksa zararlı mı çıktığımızı dış ticaret dengesi gösterir.

Rusya ile olan dış ticaretimiz nedeniyle 2002 yılında 2.4 milyar dolar dış ticaret açığı vermiştik.  2010 yılında bu açık 18 milyar dolara çıktı… Bu gerçeği Sayın Başbakan neden dile getirmiyor?

Sayın milletvekilleri,

Rusya ile olan dış ticaretimizden dolayı yılda 18 milyar dolar açık vererek mi biz kazançlı çıkıyoruz? Bunun adı kazanmak değil, kaybetmektir. Bunun adı orantısız dış ticarettir.

Rusya ya karşı ve Dış ticaret yaptığımız diğer ülkelere karşı, kaybetmemizin nedeni; Yanlış kur politikası ve yanlış ihracat stratejisidir.

Hükümet her zaman 2002’ yi baz alıyor. Peki neden, 2002 yılında 15.5 milyar dolar olan toplam dış ticaret açığının bu sene 66 milyar dolara çıktığını, yani dış ticaret açığımızın 4 kat arttığını söylemiyor?

AKP hükümetinin 8 yılda dış ticarette verdiği açık 384.7 milyar dolardır. Bu açığın bir kısmını turizm gelirleri, müteahhitlik gelirleri ile kapattık.  Sonuçta AKP hükümeti döneminde 8 yılda ortaya çıkan cari dış açık,  bu seneyi de katarsak, 220 milyar dolara yakındır.

Yani Türkiye 8 yılda ekonomik ilişkilerde olduğu ülkelere 220 milyar dolar kaynak aktardı. 220 milyar dolarla 18 GAP daha yapılırdı.

Üstelik te Dış cari açığını kapatmak için de, özelleştirme yoluyla Türkiye yabancıya kamu altyapısını sattı. Karlı işletmelerini ve bankalarını yabancıya sattı.  Mal varlığını sattı.  Borçlandı. Türkiye’nin dış borç stoku 266.3 milyar dolara yükseldi.

Yani gelecek nesillere,

  • Varlık değil, servet değil, borç miras bıraktık,
  • Çocuklarımızın kullanacakları yatırımlar ve bunların karları artık yurt dışına gidecek,
  • Yani çocuklarımızın gelecekteki gelirini  peşin satıp,bu gün kullandık.

Sayın milletvekilleri,

3) Sayın Başbakan, 2002 – 2010 merkez bankası döviz rezervlerini mukayese ederken de, aynı yanlışı yaptı. Yalnızca 2002 ve 2010 rezervlerini karşılaştırdı.

Merkez Bankası neden rezerv tutar? İthalatın finansmanında bir kur sorunu olmasın… Sıcak paranın ani çıkışında bir kriz oluşmasın… diye.

2002 yılında sıcak para mı vardı? Bu gün MB döviz rezervi yaklaşık 78 milyar dolardır… Sıcak para 115 milyar dolardır. Kaldı ki ekonomisi bize yakın Brezilya’ nın döviz rezervi 210 milyar dolardır.

4) Yıllarca sıcak paranın vergi dışı tutulması ve varlıklarımızın yabancıya satılması yanlışı, piyasa ekonomisinin gölgesine sığınırsak izah edilemez.

Batı Avrupa ülkelerindeki bankalarda yabancı payı en fazla yüzde 12’dir. Türkiye de yüzde 42’dir.

Tüik’ e göre, imalat sanayinde yabancı kontrolü yüzde 59.6 ‘dır. Bu sektör içinde yer alan alt sektörlerde yabancı payı:

Tütün ürünleri sanayinde yüzde 69,

Otomativ sektöründe yüzde 50.3

Elektronik sanayinde yüzde 48.5

Kimyasal ürünler sanayi yüzde 32.3 ‘tür.

Yani milli sanayimiz de yabancı kontrolüne girdi. Bu yabancılar kur lobisinin içindedir.

Küreselleşmenin misyonerlerinden, Baron M.A. Rothschild ‘’bana bir ülkenin parasının kontrolünü verin, yasaları kimin yaptığı umurumda değil‘’ demiştir.

Bir ülkede ekonomiyi yabancılar kontrol ediyorsa, aynı yabancı siyaseti de kontrol eder.

Bunun içindir ki, Türkiye ABD ‘nin büyük ortadoğu projesinin bir arenası haline gelmiştir.

5) Bu sorunlardan nasıl kurtuluruz?

Her şeyden önce, ekonomi yönetiminde kafa karışıklığı bitmelidir. Bir örnek vereyim;

Başbakan Yardımcısı Babacan bir süre önce bir Pazar günü gerek görülmediği için sıcak para ile ilgili önlem alınmadığını söyledi.

Aynı gün, Merkez Bankası Başkanı, ‘’sıcak para girişinden dolayı cari dengenin daha çok bozulacağı ve beraberinde mali istikrar endişesi‘’ olacağını söyledi.

Başbakan yardımcısı ve MB Başkanı, ekonomi yönetiminin iki başıdır.  Arada görüş farkı olması, psikolojik olarak ekonomik istikrarı olumsuz etkiler.

Ekonomi yönetiminde kafa karışıklığı, güvenin düşmesine kırılganlığın artmasına neden olmaktadır.

6) Sıcak para kırılganlığı artırmıştır. Artık sıcak para kontrol altına almalıdır. Bunun içinde:

  • Kısa vadeli faizleri düşürüp, uzun vadeli faizleri artırmak gerekir. 
  • Sıcak paranın yüzde 5 veya yüzde onunu merkez bankasında karşılık olarak tutulmalıdır veya Sıcak paradan düşük oranda bir vergi alınmalıdır. 
  • Bir geçiş dönemi içinde kur sistemini değiştirmek gerekir.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir