Bu Krizden Çıkışımız Çok Zor ve Zahmetli Olacaktır (I)

2023 ,yüzüncü yıla az kaldı. Bu yüz yılın AKP öncesi 80 yılında demokrasi, hukuk,  siyasi ve ekonomik alanda  Türkiye’nin yönü belliydi. Batı standartlarında daha demokratik, hukukun üstünlüğü ve  kuvvetler dengesinin olduğu, gelişmiş bir ülke hedefi olan  bir ülkeydik.

AKP iktidarının ilk yılları da bu yönde umut verdi. Ancak sonrasında aynı AKP iktidarının gizli bir  gündemi olduğundan mı , yoksa iktidarı bırakmaktan korktuğu için mi , hızla başkanlık sistemi ile  otokrasiye geçti.  Türkiye İnsan hakları ve demokratik özgürlükler olarak  Özgür olmayan statüye geriledi. Hukukun üstünlüğünde dünyada en fazla geri düşen ülkeler arasına girdi. 2003 -2020 arasında 860,7 milyar dolar dış ticaret açığı verdi, 611,2 milyar dolar cari açık verdi . Son üç yıldır yatırım yapılmıyor. Fert başına büyüme sıfıra yakındır. Orta gelir tuzağına düştük.  Fiili işsizlik oranı yüzde 23 ‘e yükseldi.

2021 yılı Cumhurbaşkanı kararı ile Türkiye, kadın haklarını uluslararası anlaşma ile teminat altına alan “İstanbul Sözleşmesi”nden çıktı. Vakıflar Genel Müdürlüğü, demokrasi ve özgürlük sembolü olan Gezi Parkı’nın 1505 tarihli Sultan Beyazıt Hanı Veli Hazretleri Vakfı’na devredildiğini açıkladı. Cumhurbaşkanı, faize karşı olduğunu açıklayan iktidar yanlısı bir gazetenin manşeti doğrultusunda 4 ay önce atadığı Merkez Bankası Başkanını değiştirdi. AKP ve ortağı MHP, Türkiye Büyük Millet Meclisi, hükümet ve yargıda çok hızlı bir şekilde HDP’nin üstüne gitmeye başladılar.

Bu olayların da etkisi ile 2021 Mart 21-22’de Türkiye bir kur krizi daha yaşadı. Panik oluştu. Bu panik sosyal dengeleri de bozdu. Fırsatçıları heveslendirdi.

Bundan sonra siyasi iktidarın siyasette, demokraside, hukukta ve ekonomide istikrar sağlama şansı hiç yoktur. Buna rağmen istikrar politikalarını tartışmak hepimizin umudu ve görevidir.

Ekonomide ne yaparsak yapalım, bugünkü durumda kurumsal altyapı bozulduğu için çıkış yolu yoktur. Kurumsal altyapıyı, demokrasi, hukuk, eğitim, devlet ve din oluşturur. Bir benzetme yaparsak, eğer altındaki ocak yanmazsa, su ısınmaz. Kurumsal altyapıyı kurmadan kalkınma politikaları etkili olmaz.

Çözüm önerilerimiz şunlardır:

1- Siyaset kurumu katılımcı olmalıdır:

1980 darbesi ile halkın siyasete katılması önlendi. Siyasi partiler kanunu ve Seçim kanunu değişti. Zorunlu olan önseçim, partilerin inisiyatifine bırakıldı. Üstten aşağıya genel başkana bağlı biat kültürü oluştu. Bu uygulama Türkiye’de demokrasinin önünü kesti. İnsan hakları ve demokratik özgürlükler, genel başkanların iyi niyetine kaldı. Maalesef Türkiye güç zehirlenmesine yakalandı.

Demokraside kan kaybı, yerli ve yabancı sermaye açısından, reyting açısından, ülke riski açısından, mülkiyet güvencesi açısından, ekonomiyi olumsuz etkiledi. Bunun içindir ki, yatırımlar durdu. Bundan sonra siyasi partiler ve seçim kanunu değiştirilerek, halkın siyasi tercihlerini yansıtmasına imkân vermek ve parlamenter sisteme geri dönmek tek yoldur.

2- Ülke yeniden hukukun üstünlüğüne dönmelidir:

Başkanlık sistemi ile birlikte yargı bağımsızlığı kâğıt üstünde kaldı. Fiilen kaldırıldı. Hukukun üstünlüğü yeniden tesis edilmelidir. Seçilmiş belediye başkanları yerine, bazı şirketlere kayyum ataması durdurulmalı ve geri dönülmelidir. Ancak bu yolla hükümetler yeniden güven kazanabilir. Uzun dönemli istikrar için mülkiyet ve ekonomi ile ilgili yasalar kalıcı olmalıdır. Cumhurbaşkanın kararnamelerle büyük şehir belediyelerine yetki müdahalesi geri alınmalıdır.

(Yarın devam edecek…)

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir