YOLSULUĞU ÖNLEMENİN YOLU

Atatürk döneminde, Ardahan’ın bir köyünde bir köy eğitmeni, okul kapısı üstünde, kapıyı tutturmak için çakılan mismarlardan (yassı çivi)  ikisini çekmiş ve kendi evinde kullanmış. Köye gelen müfettiş bu olayı zapta geçirmiş. Eğitmen hem ceza almış… Hem de işine son verilmiş.  Bu olaya Ardahan da devlet malına zarar verenlere gözdağı için adam  ‘’bir mismar için hapse girdi…‘’ derlermiş.

 

 

Günümüzde yolsuzluğun korkutan yanı, halkın yolsuzluğu kanıksamış olmasıdır. Basında da, yolsuzluk haberleri artık satır aralarında, arka sayfalarda verilmeye başlandı.

 

Ne var ki, 9 islam ülkesinde halk ayaklanmalarının bir nedeni dikta, bir nedeni de diktatörlerin yolsuzluğudur.

 

Bizde artık iyice anladık ki, biz bu yolsuzluk belasını defetmediğimiz sürece, ekonomik ve sosyal istikrarı yakalamamız da imkânsız olacaktır. Zira yolsuzluk siyasette ve ekonomide haksız rekabet yaratıyor. Demokrasiyi ve piyasa düzenini bozuyor. Dikta heveslerini artırıyor.

Yolsuzluk olaylarını çok tartıştık… Örnekleri yaşadık… Yaşıyoruz. Artık, özellikle siyasi kimliği sahip olup, yolsuzluk yapanların, fakir-fukaranın hakkını yiyenlerin, yetim hakkı yiyenlerin yanlarına kâr kalmayacağını da biliyoruz. Mesele bu kadar dal budak salmışken, bazılarının yolsuzluğu kamuoyu önünde tartışılırken ve bazılarının yargıya intikal etmişken, bunların kolay kolay ört-bas edilemeyeceğini de tahmin ediyoruz.


Ancak, yolsuzluğu önlemek için bu gelişmeler kâfi değildir. Ayrıca yolsuzluğun yeniden canlanmasını önlemek için temelde ve uzun dönemli bazı tedbirler almak gerekir. Bu önlemlerin başında, yolsuzlukların çıktığı bataklığı kurutmak gelmektedir.

Başka bir ifade ile mevzuatta değişiklik yapmak, yasaklar getirmek, yolsuzluğun çözümünde kesin bir yol değildir. Kesin yol, siyaseti ve devleti yeniden yapılandırmak, demokrasiyi getirmek ve istikrarı sağlamaktır.

1) Önce, adaletten başlamak gerekir. Yargı da yolsuzluk davalarının öncelikle görülmesi gerekir. Yargıtay’da öncelikle sonuçlanması gerekir.

2) Sıfır servetle siyasete başlayıp ta bugün servetinin hesabını bilmeyenler, siyasi arenada namuslulardan daha başarılı oluyorlar. Hırsızsa, bizim hırsımız gibi bir yargı, bir ülkenin ahlaki değerlerini yok eder. Toplumun dejenere olmasına yol açar.

 

Bu nedenlerle önce siyasette yolsuzluğun önünü kesmek gerekir. Bu da toplumun eğitim, kültür ve bilinç düzeyini yükseltmekle olur. Halkın duyarlılığını artırmakla olur.

3) Otokratik ve totaliter rejimlerde her şey kapalı kapılar ardında yapılmaktadır. Bunun içindir ki, demokratik ve açık olmayan idareler yolsuzluğa daha müsaittir.

 

Türkiye’de totaliter rejim yoktur. Ancak tam anlamıyla demokrasi de yoktur. Bu güne kadar Başbakanlar yasamaya da yerli ve yersiz müdahale etmiştir. Şimdi İktidar partisi yargıyı da kendine göre dizayn etmektedir.


4) Türkiye’de mali şeffaflık yoktur. Kamu harcamalarının bir kısmı, kamuoyuna kapalıdır. Örneğin, Özelleştirme gelirlerinin nereye ne oranda gittiğini çok açık olarak bilmiyoruz.

 

Devlet borçlarında net borç diye yalan yanlış hesaplar yapılıyor. Bunun içindir ki, IMF niyet mektuplarında ve AB Türkiye ilerleme raporlarında mali şeffaflık istenmektedir.

5) Devlet ekonomiye dengesiz müdahale ettiği sürece yolsuzluk artar. Örneğin doğal tekelleri özelleştirmek, piyasada oligopol yapılanmaya yol açar. Buna karşılık devletin piyasada özel sektörün yapacağı işleri yapması, yolsuzluklar için daha elverişli ortam yaratır. İstanbul Büyük Şehir Belediyesine ait KİPTAŞ’ ın lüks konut yapması buna örnektir.

6) Ekonomik istikrar sorunu ile yolsuzluk arasında karşılıklı etkileşim vardır. Birbirini etkiliyor. Ekonomik krizlerde, bireylerin kendini kurtarmak için her yolu mubah görme temayülü artıyor. Buna karşılık yolsuzluklar da rekabeti bozuyor. İstikrar sorununu tırmandırıyor. Eğer ekonomik istikrarı sağlayabilirsek, yolsuzluklar da azalacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir