Yeni Anayasa İçin Endişe Etmeyelim mi ?

BAŞBAKAN Anayasa ile ilgili basın toplantısında birçok çelişkili açıklamalar yaptı. Gerçek niyeti ortaya çıktı.

Eğer ortada endişe edilecek bir şey yoksa bir Başbakan neden “Kadınlar endişe etmesin” demek ihtiyacını duydu? Yine Başbakan, “vehim ve korkularla olmaz” diyor. Alev olmayan yerden duman çıkmaz. Eğer korku varsa, bu korkuyu yaratan nedenler nelerdir? Buna da bakmak gerekir.

Başbakan, “Şimdiye kadar Anayasa 13 defa değişti şimdi neden tamamı değişmesin” mealinde bir cümle söyledi. Arkasından da “yeni Anayasa” dedi.
Anayasa’nın değişmesi ile yeni Anayasa farklı değil mi? Yeni Anayasa ile Anayasa’nın ruhu değişiyor. Dayandığı temel prensipler değişiyor.
Her gelen siyasi iktidar yeni bir Anayasa yaparsa, ne olur? Anayasa’ya uygun olarak yapılmış yasalar bu defa yeni Anayasa’ya uyar mı? Tüm bu yasaları değiştirmek gerekmez mi?

Özetle Anayasalarda değişiklik yapılabilir… Ancak yeni Anayasa yapmak gereği neden ortaya çıktı?

Yine Başbakan “seçim sırasında söz verdik… “ diyor. Herkes bu sözün türban sözü olduğunun farkındadır. Türban için yeni Anayasa yapmak neden bu kadar önemlidir?

Başbakan’ın yorumu! 

MİLLETVEKİLİ dokunulmazlığının da yanlış anlaşıldığını söylüyor… “Milletvekili dokunulmazlığı milletvekili yargılama sürecinin ertelenmesidir” diyor.

Anayasa’nın 83 maddesinde başlık yasama dokunulmazlığıdır… Bu madde dokunulmazlığı iki açıdan ele alıyor. Birisi maddenin ilk paragrafında yer alıyor. Bu paragraf kürsü dokunulmazlığı denilen ve milletvekillerinin Meclis çalışmaları sırasındaki oy ve sözlerinden sorumlu tutulamayacağı şeklindedir… İkincisi de bu maddenin ikinci fıkrasında yer alıyor. Ve “Seçimden önce ve sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclis’in kararı olmadıkça tutuklanamaz ve yargılanamaz” Daha ne olsun? Kimse dokunulmazlığı suç işleyen milletvekilinin bu suçunun affı olarak görmüyor. Elbette dokunulmazlıktan anlaşılan, bir insanın milletvekili olduğu süre içinde kendisine yasaların dahi dokunamadığıdır.
Herkes hukukçu değil? Ancak kimse de bilinen bir hukuk kuralını keyfine göre yorumlamıyor. Bir başbakan açısından üzüntü verici değil mi?

Çelişkiler ortada…

DAHA önce Fransa’da ve Avrupa’da İnsan Hakları Mahkemesi’nde türban için verilen kararlarda, “Türban başı açık olanlar için baskı oluşturur… Türbanın yasalarla korunması bu baskıyı artırır” mealindeydi. Şimdi Başbakan özgürlükçü Anayasa diyor… Ve arkasından türbanı özgürlük açısından değerlendiriyor.

Yine Başbakan, “Türban siyasi simge değil… Siyasi simge olması için bir partiye ait olması gerekiyor” diyor.

Eğer Başbakan bu kadar kaşımasa, türban üstünden politika yapmazsa, kimsenin türbanla derdi yoktur. Ancak türban ideolojik bir siyasi simgedir. Bu simgenin tek bir partiye ait olması gerekmez. Bu ideolojiyi takip eden her partide aynı simge olabilir. Refah Partisi’ne mensup olanlar da, AKP’ye mensup olanlar da türban takıyor. CHP’ye mensup olanlar ise türban değil, başörtü takıyor. Demek ki bir ideolojiyi birçok parti yürütebiliyor.

Başbakan’ın Yeni Anayasası’nda hem türban, hem de laikliğin bir arada olması, çelişki yaratmayacak mı?

Rektörler 

BAŞBAKAN, Anayasa’nın kendisi ile birlikte çalışan akademisyenlerce hazırlandığını söylüyor… Ancak kendisi ile çalışmayan rektörler için “işlerine baksınlar” diyor.

Bu rektörler içinde, YÖK Başkanı da Anayasa hukukçusudur. Başkaları da var. Kaldı ki bu insanlara bu ülke yatırım yaptı, yetiştirdi. Bir profesörün başta gelen görevi, halkı aydınlatmaktır. Bildiklerini halk için söylemektir. Aksi halde Başbakan her şeyi kendi aklına göre yorumlarsa, doğruları nasıl bulacağız?
Rahmetli Adnan Menderes, profesörlere “kara cübbeliler” demişti. Ancak onları bu günkü Başbakan kadar suçlamamıştı

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir