YARINLARIMIZI KURTARMALIYIZ

Oxford Economics’in Şubat ayında Dünyada gelişen 13 piyasa ekonomisi içinde Türkiye’yi en kırılgan ülke olarak ilan etmesini iyi tahlil etmeliyiz. Kendimize şu soruyu sormalıyız: Neden beş sene öncesine kadar Türkiye en kırılgan ülke değildi de, şimdi FED dâhil, bizi tüm kurum ve kuruluşlar kırılgan ülke olarak ilan ediyor? Belki bu soruyu kendi kendine ekonomi yönetimi daha çok sormalı ve daha dikkatli analiz etmelidir.

13 ülke içinde en istikrarlı, en az kırılgan ülke Güney Kore’dir. 1960 ‘lı yıllarda Türkiye ekonomisi Güney Kore ekonomisinden daha iyi durumda idi. Çünkü 1950- 1953 Kore savaşından önce kuzey –Güney ayrılmamıştı.  O zaman Kore, kolera salgınlarına uğrayan, okuma-yazma oranı düşük ve endüstrileşmeyi kaçırmış bir ülkeydi. 1960’lı yıllarda Türkiye’nin kalkınmışlık göstergeleri, Güney Kore’den daha iyi durumda idi.

 

 

Bu gün Türkiye 5 yıldır 10.000 dolar orta gelir tuzağında iken, Kore’nin fert başına Milli geliri 25.000 dolardır. Türkiye 14 yıldır cari açıkla boğuşurken, Güney Kore geçen 2016 yılında 100 milyar dolar civarında cari fazla verdi. (Aşağıdaki tablo )

 

Öte yandan daha da üzücü olan, koca bir İmparatorluktan gelen, İstiklal harbinde efsane olmuş bir Türkiye ‘nin, Güney Afrika ve Malezya’dan daha da kırılgan olmasıdır.

Bu iki ülkede, kabile düzeninden ve sömürgecilikten yeni çıkmış ülkelerdir. Güney Afrika, Önce Hollandalılar, sonra Fransızlar ve en sonra da İngilizlerin sömürgesi oldu. 1994 yılında sömürgecilikten kurtuldu.

Türkiye’nin bazı gelişmişlik göstergeleri, Güney Afrika’dan daha iyidir. Ancak daha kırılgan bir ekonomiye sahiptir.

Malezya kolonilikten 1961 yılında kurtuldu. Otokrasi yönetimi hakimdir. 13 eyaletli federal anayasal monarşi vardır.  Bu eyaletlerden 9’u Sultanlar, 4’ü valiler tarafından yönetilir ve her 5 yılda bir dönüşümlü olarak 9 eyaletin sultanından biri Kral olarak seçilir. Devlet başkanı, Kraldır.

1980 yılında kurulan şeriatçı Malezya İslam Partisinin kazandığı eyaletler şeriat ile yönetilmektedir.

Maalesef buna rağmen Malezya’nın kalkınma göstergeleri Türkiye ‘den iyidir.

Son birkaç yıla kadar Türkiye’nin kırılgan yapısında ekonomik faktörler etkili idi.  Artık daha çok siyasi ve hukuki faktörler daha öne çıktı.

Türkiye 1980 sonrası demokraside kan kaybetti. Siyasi partiler de darbe yasalarına uyarak, parti içi demokrasiyi kaldırdılar. Halk ön seçim ve siyasi süreçten uzak kaldı. Lider sultası oluştu. Bu gün AKP ve MHP’ nin tabandaki tepkilere rağmen OHAL içinde referanduma gitmeleri, bu geleneğin bir sonucudur.

Kaldı ki, OHAL içinde referandum yapılması kararı, şimdiden tepkileri çekmiştir. Söz gelimi bir gazetenin haberine göre, Avrupa Parlamentosunun ve Avrupa Konseyinin Anayasal konulardaki danışma organı olan Venedik Komisyonu taslak raporunda Türkiye için ‘’ Demokratik sistemin dramatik bir biçimde gerilediği ve otokrasi, tek adam yolunda olduğu ‘’ şeklinde bir görüş yer aldı ve Referandumun OHAL sonrasına bırakılması istendi.

Bu şartlarda, toplum olarak bugünleri de aratmayacak daha akıllı adımlar atmamız gerekir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.