TOPLUMSAL STRES BİRİKTİ

Zor dönemden geçiyoruz. Siyaset kısırlaştı ve tıkandı. Açılım, yeni Türkiye, dönüşüm gibi siyasi iktidarın yürüttüğü ve fakat açık ve şeffaf olmayan proje ve eylemler, halkın kafasını karıştırdı. Toplumda tedirginlik var. Yalnız iktidar değil, ana muhalefet partisinde de çalkantılar ve zorbalıklar toplum vicdanını rahatsız ediyor ve gerginliğe yol açıyor. Zira İstanbul’un iki ilçesinde seçilmiş belediye başkanları makamlarına sokulmuyor.

Türkiye otokrasiye kayıyor şeklindeki algılar da halkı huzursuz ediyor.


Bu sene Şubat ayında ABD’deki önemli 80 isim Obama’ya mektup yazarak Türkiye ‘nin otokrasiye gitme riski olduğunu belirtmişlerdi. Yine bir senatörün Türkiye otokrasiye mi gidiyor endişesini, ABD Türkiye Büyükelçisi teyit etmiş idi. AB raporlarında da demokrasi ve şeffaflık konularına sürekli vurgu yapılmıştır.

Ekonomide gidişat ta siyasi ve sosyal sorunlara paralel gidiyor.

1. Her şeyden önce Kronikleşen enflasyon ekonomik ve sosyal tahribatı yapıyor. Söz gelimi Türkiye İstatistik Enstitüsü (TÜİK) ‘in hesaplarına göre son 3 yıldır bankaya mevduat yatıranın parası eriyor. Enflasyon mevduat faizinin üstünde olduğu için, mevduat sahibi eksi faiz alıyor.

Gıda fiyatları yıllık enflasyonun üstünde arttığı için, asgari ücret tespitinde, memur maaş artışlarında, işçi ve memur kaybediyor. Çünkü bu kesimlerin harcamaları içinde gıda daha yüksek yer tutuyor. Ücret ve maaş artışlarının mutfak enflasyonu dediğimiz bu enflasyona göre düzeltilmesi gerekir.

On yıldır devam eden kronik enflasyonu frenlemek için uygulanan politikalar, alınan önlemler, enflasyondan daha büyük tahribat yaptı.

Merkez Bankası enflasyonu frenlemek için düşük kur politikası uyguladı. Siyasi İktidar sıcak parayı kontrol etmedi. Sonuçta rekabet gücümüz düştü ve ekonomi ithalata bağımlı bir yapı kazandı.

Dahası Merkez Bankası 2006 dan beri uygulamakta olduğu enflasyon hedeflemesinde başarısız oldu ve bunun içindir ki kırılganlık arttı.

2. 2003 ten beri uygulanan Günübirlik politikalar, büyümeyi tıkanma noktasına taşıdı. Son 3 yıldır, fert başına büyüme yüzde 1 ile yüzde 2 arasındadır. Aslında yüzde 2 büyüme, yüzde 2 gelir artışı demektir. Bu gelir artışı ile Türkiye 401 milyara ulaşan dış borçlarını ödemekte zorlanır.

Büyümenin düşmesi, işsizliği artırır. Mamafih, işsizlik oranı TÜİK’e göre yüzde 10.1 oldu, fiili işsizlik oranı ise 17.1 oldu.

3. Gelir dağılımında bozulmayı hızlandıran uygulamalar var… Birisi Dolaylı vergilerin payının yüzde 70’in üstün de olmasıdır. Zengin ve fakirin aynı oranda ödedikleri, KDV ve ÖTV gibi dolaylı vergilerin payı, son on yılda on puan arttı… Verginin dörtte üçü bu gibi adaletsiz vergilerdir.

Asgari ücret üstündeki vergi ve kesintilerin payı yüzde 37.4’tür. Asgari ücret asgari geçime bile yetmiyor iken, bu kadar yüksek vergi ve kesinti, çalışanı strese sokuyor. Gelir dağılımı bozuluyor.

4. Durgunluğa rağmen cari açık bu senede 40 milyar doların üstünde çıkıyor. Cari açık sonunda dış borçla finanse ediliyor.2003 yılından 2014 yılı sonuna kadar verdiğimiz cari açık toplamı 449 milyar dolar oldu. 2002 yılına kadar 90 yılda Türkiye’nin dış borç stoku 129.6 milyar dolar oldu. Son 12 yılda ise bu stok 272.1 milyar dolar artarak 401.7 milyar dolara yükseldi.

Artık özellikle kısa vadeli dış borçların çevrilmesi daha pahalı oluyor ve bu sonuç banka tüketici kredilerine yansıyor. Ekonomide kırılganlığı artırıyor.

Bu saydıklarım stres birikimine yol açan sorunlardan bazılarıdır. Eğer enflasyonla mücadele yapısal çözümlere dayalı olarak ve makro dengeler kollanarak yapılsaydı bu kadar stres birikmezdi. Gerçekçi kur politikası uygulanmış olsaydı, 2012 yılına kadar yaşanan büyüme biraz daha düşük olurdu ve fakat büyüme tıkanmazdı. Üretim dışa bağımlı olmazdı. İşsizlik bu boyutlara çıkmazdı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir