SİYASİ KADROLARDA TIKANMA

Bülent Arınç, Habertürk’te, partilerin yenilenmeye ihtiyacı olduğu için aktif siyaseti bıraktığını söyledi… Ancak zihnindeki gerçeği de “AK Parti’nin kuruluşunda ‘biz’dik, şimdi ‘ben’ olduk” şeklinde açıkladı. Koalisyonu engelleyeni de söylemem dedi ve fakat söyleme tarzından kim olduğu anlaşıldı.

Bülent Arınç, önceleri de benzer ifadeleri söylemişti ve fakat acaba Partisinin MKYK listesine girseydi, aynı şekilde konuşur muydu?  

Rahmetli Demirel ve Ecevit, 40 yıl siyasete damgasını vuran iki kişi oldu. Babamız, biz ve çocuklarımız aynı siyasi liderleri yaşadık. 1980 öncesi anarşi ve terör, toplumun huzurunu bozmuştu. Toplum AP -CHP büyük koalisyonu  istiyordu. Belki birkaç kere tekrar etmiş oldum…  Ancak eğer bu büyük koalisyon kurulsaydı, 1980 darbesinin gerekçesi kalmazdı.

 

 

 

Bu gün 1980 öncesinden daha fazla koalisyona ihtiyaç var. Halen zaman geçmiş değil… Cumhurbaşkanı ve Meclis isterse  4 yıl sonrası için seçim kararı verir. AKP-CHP-MHP koalisyonu kurulur.

1) Siyasetin ve siyasetçilerin değişmesinin ilk gerekçesi, halkın yüzde 60 oy verdiği halde mevcut partilerin ve Cumhurbaşkanı’nın değişik gerekçe ve tutumla koalisyonu engellemesidir. Bu engelleme, Anayasanın ruhen değil, şeklen uygulanması, oy hesaplarının ülke çıkarlarından daha önde tutulması anlayışı nedeniyle ortaya çıkmıştır. 

Aslında, 1 Kasım seçimleri için yapılmış olan anketler de, kurulamayan koalisyona karşı tepki niteliğinde sonuçlar veriyor. Vikipedi’de 1 Kasım seçimlerinde çıkacak Milletvekili sayısını tahmin eden 6 anket var. Bunların ortalaması şöyledir:

 

 

Anket sonuçlarına göre 1 Kasım seçimlerinde AKP 5 milletvekili kaybediyor, MHP
6 milletvekili kaybediyor… CHP 10 milletvekili ve HDP 1 milletvekili kazanıyor.

CHP’nin kazanması, koalisyondaki samimi tutumu ve Kılıçdaroğlu’nun ”ülke çıkarları siyasi hesaplardan önce gelir” demesidir. MHP’nin kaybı ise Genel Başkan Bahçeli’nin koalisyondaki uzlaşmaz tutumu ve Meclis başkanlığında dolaylı yoldan AKP adayını desteklemiş olmasıdır.

AKP’nin kaybı da koalisyondaki oyalayıcı tutumu ve özellikle Cumhurbaşkanı’nın başkanlık istemesine halkın gösterdiği tepkidir. Bu güne kadar yapılan anketlere göre halkın yüzde 70’i Başkanlık sitemine karşıdır. Buna rağmen Cumhurbaşkanı’nın ve bazı militanların direnmesinin halkın tepkisi giderek artıyor ve bu tepki AKP’ nin oy oranını etkiliyor.

Yani anket sonuçları, aynı zamanda, siyasetçinin  halkın verdiği görevi yapmadığına karşı bir tepki oluşturuyor. Ayrıca sonuçlar günkü siyasi kadrolar Halkın güvenini kaybettiğini de gösteriyor. Güven kaybeden siyasilerin  Türkiye’yi yönetmesi mümkün değildir. 

2) Parti içi demokrasi, seçmenin siyasi kararlara iştirak etmesine ve siyaseti benimsemesine imkan verir. HDP ‘nin demokrasi anlayışı ferdi demokrasi değil, komünal demokrasi anlayışıdır. Bizim topluma yabancı bir anlayıştır.

CHP ön seçim yaptı ve fakat asıl halktan güvenoyu alması gereken MYK üyeleri bu önseçime girmedi. Oysaki CHP tarihinde 1980 öncesi Genel İdare Kurulu’nda olanlar zorunlu olarak ön seçime giriyordu. CHP’de ön seçime rağmen birilerinin partiyi, parti ideolojinden farklı yönlendirebileceği kaygısı yaşanmaktadır. Bunların kim olduğu ve ne yana çekmek istedikleri herkes tarafından bilinmektedir.

AKP ve MHP ‘de zaten parti içi demokrasi yok.

Siyasi partilerde lider sultası var. Siyasi partiler bu güne kadar, siyasi partiler kanunu ve seçim kanununu değiştirip, barajı düşürebilir ve siyasete daha demokratik ilkeler getirebilirdi. Getirmediler ve taban aralarında katı bir hiyerarşi yarattılar. Bunun içinde halkın bu günkü siyasilere güveni kalmadı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.