İSTİHDAM YARATMANIN KOŞULLARI

G-20 ülkelerinin işçi ve işveren temsilcileri toplantısından, küresel sıkıntıların ancak istihdam yaratılarak aşılabileceği kararı çıktı.  

Küresel dünya da, üretim ikinci plana düştüğü için, işsizlik arttı. Özellikle bizim gibi sanayi üretimi yüzde 70 oranında ithal aramalı ve hammaddeye dayalı ülkelerde istihdam yaratmak için, sistemi sil-baştan değiştirmek gerekir…

 

 

 Bu bağlamda, istihdam yaratacak yeni bir ekonomik modele geçmeliyiz.  

Maalesef, Türkiye’de siyasi platformda olsun, medyada olsun, tüm tartışmalar, dolar, altın ve borsadaki günübirlik hareketlerin yorumu ile sınırlı kalıyor. Son bir aydır, yolda dinlediğim bir ulusal televizyon kanalı her gün “Yunanistan nasıl kurtulur?” tartışması yapıyor. Son on yıldır,  Türkiye’nin, üretim, istihdam ve gelir dağılımı sorununu tartışan bir siyasi platform veya bir medya programına rastlamadım… Herkes oy birliği ile bankaları övüyor… Oysaki bankaların maliyeti yüksek faiz, ceza, dosya parası, kart parası gibi yöntemlerle tüketicinin sırtına dayanıyor… Bankacılık sistemi, Merkez Bankası, BDDK, TMSF ve tüm mevzuat, “bankalar halkın gırtlağını nasıl daha fazla sıkabilir” hedefine odaklanmıştır… Devlet bankalara çalışıyor… Sonuçta bankalar sağlam kalıyor, fakat yatırım yapanlara kredi vermiyor. Yüksek faiz ve komisyonlardan dolayı tüketici zorda kalıyor.

İstihdam yaratamayan bir ekonomide, toplumsal refah ta olmaz.

Türkiye’de istihdam yaratmak için, önce iç ve rekabet şartlarını iyileştirmek gerekir. 

Bir ekonomide haksız rekabetin önlenmesi, Oligopol yapıların kırılması ve tekelciliğin önlenmesi, devletin görevidir. Tam rekabet şartları yalnızca bir idealdir. Hiçbir zaman sağlanamaz. Önemli olan, bu şartlara ne kadar yaklaşıldığıdır. Rekabet şartlarının iyileşmesi, spekülatif piyasaların ve spekülatif faaliyetlerin önlenmesi, ülke riskinin azalması ve sonuçta yatırım eğiliminin artması öncelikli hedef olmalıdır.

Bunun için:

Devlet-Piyasa arasında optimal bir denge kurulmalıdır. Bu dengenin kurulmasında, özel fayda-sosyal fayda yararlanılması gereken en iyi kriterdir.

Bu çerçevede, altyapı yatırımlarının bütçe içindeki payının artırmak gerekir. Sıfırdan yap-işlet-devret şeklinde altyapı yatırımları özel sektöre verilebilir. Ancak tamamlanmış paralı yol ve köprülerde özelleştirme düşünmek yanlıştır. Bu yapıların daha iyi bakımı yapılır ve fiyat düşürülürse, toplam fayda daha yüksek olur. 

Devletin geri kalmış bölgelerde, o bölgenin özelliğine göre, istihdam yaratacak yatırımları bizzat yapması gerekir. Bu yörelerde oturanlar bu işletmelerde çalışmalı ve aynı zamanda ücretlerinden kesinti yapılarak bu işletmelere ortak olmaları ve sonunda bunlara devredilmesi planlanmalıdır. Bu takdirde gelir artışı ve istihdam artışı, o bölgenin kalkınmasına da imkân sağlayacaktır.

Oligopol yapıların olduğu sektörlerde, devlet ayırıcı ve öncelikli teşvik vererek, bu sektörlere yeni yatırımlar ve yeni girişler sağlamalıdır. Yatırım teşviklerinde, emek yoğun ve ithal ikamesi yatırımlarına daha fazla teşvik verilmelidir. Bu gibi yatırımlarda, yatırımın tamamlanma aşamasına göre en az yatırımın yüzde 20’sini karşılayacak nakdi teşvikler verilmelidir.

İnşaat sektörü istihdam yaratıcı ve sürükleyici sektördür. Devlet arsa üretmeli, sosyal konut yapmalı ve fakat bu gün uygulanmakta olan lüks konut yapımından vazgeçmelidir. Devletin, arsa, imar ve vergi avantajlarını kullanarak inşaat sektöründe lüks konut yapması özel sektöre karşı haksız rekabet yaratması demektir.

Dış rekabet şartlarının iyileşmesi ve ihracat mallarımızın rekabet gücü kazanması öncelikle kur dengesine bağlıdır. Döviz kurları bu günkü düzeyinde, MB reel kur endeksine göre dengededir. Bu yıla kadar düşük kur nedeniyle Türkiye dış rekabet gücünü kaybetmişti. Üretimi ithal aramalı ve hammaddeye bağlanmıştı. Kur dengede olursa, zaman içinde iç üretim artacaktır. İç üretim artarsa, istihdam da artar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir