SOROSCULAR ŞİMDİ NE YAPMAK İSTİYOR?

Bu sene ocak ayında, toplam sanayi üretim endeksi, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 18.9 arttı. Geçen sene ocak ayında da yine sanayi üretim endeksi yüzde 15.3 oranında artmıştı.

 

Sanayi Üretim artışı, büyümeyi etkiliyor. Örneğin 2010 yılının 9 aylık döneminde imalat sanayinin, GSYH içindeki payı yüzde 24.3 olmuştur.

 

 

Sanayi üretimindeki son iki yılda ortaya çıkan yüksek büyüme oranları, tek başına gerçek büyümeyi göstermez. Gerçekten sanayi üretiminin nereye geldiğini bilmek için kriz öncesi ile karşılaştırmamız gerekiyor.

 

Kriz öncesine göre sanayi üretimindeki büyümeyi aşağıdaki tablodan daha net izleyebiliriz… Kriz öncesi 2008 Ocak ayında toplam sanayi üretim endeks değeri 112.3 idi. 2009 yılı Ocak ayında bu değer 88.1 ‘düştü… 2011 yılı ocak ayında ise 118.2’ye çıktı.

 

Demek ki, sanayi üretiminde krizin etkisi tamamıyla ortadan kalkmış… Ancak kriz öncesine göre, aradan geçen 3 yılda toplam sanayi üretiminde büyüme yüzde 5.2 oldu. Aynı dönemde imalat sanayinde de büyüme yüzde 4.5 oldu.

———————————————————————————————-

SANAYİ ÜRETİM ENDEKSİ (2005 =100 )

YILLAR              TOPLAM SANAYİ                  İMALAT SANAYİ

—————          —————————          —————————-

2008                         112.3                                109.9 

2009                           88.1                                 82.7

2010                         108.5                                 95.4

2011                         118.2                                114.8

 

Türkiye İstatistik Enstitüsü, 2010 yılı büyüme oranını henüz açıklamadı.  2010 üçüncü çeyrek rakamını biliyoruz.

 

Kriz öncesinde, 2008 yılı 3.dönemi (yani Temmuz- Ağustos – Eylül ayları) Gayri safi yurt içi hasıla (GSYH), 1998 temel fiyatlarına göre, 28 milyar 10 milyon liraydı. 2010 üçüncü çeyrekte 28 milyar 763 milyon liraya yükseldi. Yani bu süre içinde GSYH’ da büyüme oranı yüzde 2.7 oldu.

 

Bu arada dış cari açığımız çok hızlı arttı. 2009 da 14.3 milyar dolar iken 2010 da  48.6 milyar dolara çıktı. 2011 yılında da 51 milyar dolar olması bekleniyor.   

 

Cari açık Türkiye’nin en önemli ekonomik sorunudur. Soroscular ve küresel ajanların dili varsa bu sorunu inkar edecekler. Ne var ki, uluslar arası kuruluşlar da cari açığı Türkiye için öncelikli sorun olarak görüyorlar.

 

Aynı çevreler, cari açığı büyümeye bağlıyorlar. İç talep artışına bağlıyorlar… Ve çözüm olarak ta büyüme frenlensin diyorlar.

 

Aslında , büyüme cari açığı etkiler.. Ancak tek neden ve belirleyici neden değildir. Eğer öğle olsa, bizden daha hızlı büyüyen Çin’inde cari açığı olur… Oysaki Çin’in tersine cari fazlası var.

 

Türkiye de cari açığın daha önemli nedeni, değerli liradır. Türk lirasının aşır değerlenmesi ise sıcak para ve spekülatif sermaye baskısıdır.

 

Merkez Bankası, 2003-TÜFE bazlı reel kur endeksi Şubat ayı için 118.38 dir. Yani TL yüzde 18 değerlidir. Başka bir ifade ile şimdi bir doların 189 lira olması gerekiyor.

 

Sıcak para ve spekülatif sermayenin başı Soros’dur. Soroscular sıcak para ve spekülatif sermayeye dokunulmasın diye, sorunu büyüme ve talep artışı olarak görüyor.

 

Kur baskısını kaldırmak için sıcak paranın kontrol edilmesi gerekir. Ayrıca dalgalı kur sistemi yerine, bir geçiş süreci içinde, kontrollü kur sistemine geçmek gerekir.

 

Türkiye de kur artışı da tek başına cari açık sorununu çözmez. Cari açığa neden olan aramalı ve hammadde ithalatını kısmak için,  yerine içeride aramalı ve hammadde üretimini, artırmak için destek vermek gerekir. Aksi halde kur artışı, maliyet artışına ve enflasyona yol açar.

 

Kaldı ki, ekonomik sorunların çözümü, tek bir araçla olmaz, İktisat ve maliye politika araçlarının tamamını koordineli bir şekilde uygulamak gerekir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir