Siyasi Özgürlüğümüz…

ABD ‘de 2. Kıta Kongresi’nden sonra, ABD’nin kurucu babalarından biri olarak tarihe geçen Benjamin Franklin’in Independence Hall’ den çıkışında yanına bir kadın yaklaşmış ve demiş ki Bay Franklin, bize hangi yönetim biçimini miras bıraktınız? Franklin de “Cumhuriyeti miras bırakıyoruz, tabii koruyabilirseniz.” Demiş. ‘’Cumhuriyeti korumak için sesinizi yükseltin ve demokrasi talep edin ‘’diye de ilave etmiş.

Freedom House , Dünya özgürlükler evi ‘’insan hakları ve siyasi özgürlükler ‘’ endeksine göre , Türkiye 1972 ‘den 2017 yılına kadar bu alanda kısmen özgür ülke iken , 2017  ve sonrası yıllarda bu endekste  Özgür olmayan statüye geriledi.

Bu günlere el birliği ile geldik. Buraya gelmemizde günah tek başına siyasi iktidarda değil, bütün siyasi partilerdedir. 1980 darbesinden sonra bütün siyasi partiler darbeyi kınadılar ve fakat darbenin getirdiği seçim sistemini darbecilerden daha fazla benimsediler.

Darbe öncesi Siyasi partiler yasasına göre , milletvekili ve senatör  adaylarının yüzde 95 ‘inin ön seçimle geliyordu. Partilere yüzde 5 kontenjan tanınmıştı. Hatta CHP ‘ de kontenjanla gelenlerin Genel İdare Kuruluna  girme hakkı yoktu.

Darbe sonrası ilk genel seçimlerde Milli Güvenlik Kurulu milletvekili adayları listelerini inceleyerek  , uygun  bulmadıklarını veto etti.

1986 ‘da ANAP iktidarı siyasi partiler kanunun değişiklik yaptı ve tasarıda adaylık ‘’siyasi partiler  adaylarını ‘’tüzüklerinde belirleyecekleri usul ve esaslardan herhangi biri veya birkaçı ile yapabilirler.’’ Şeklinde yasalaştı. 

Diğer siyasi partiler de bunu üstüne yattı… Arada bir bazı genel başkanlar ön seçim değişsin demeleri ve  son yıllarda bazı kanun teklifleri ile cılız uygulamalarda da popülist düzeyde kaldı. Tersine parti içinde ön seçim isteyenler tasfiye edildi.

Ön seçim yoluyla Halkın siyasi tercihleri yönetime yansımazsa , iktidar partileri devleti kendi malları gibi görür. Gerçekte demokrasilerde halk siyasi iktidarları devleti geçici yönetsin diye seçer. Devleti kendi mali gibi gören siyasi partiler, devlet imkanlarını seçimlerde kullanmaktan çekinmezler.

Geriye bakarsak ; Demokraside kan kaybımıza  ben dahil lider sultasına yeteri kadar tepki gösterememiş bütün siyasilerin günahı var. 

Siyasi partilerde lider vesayetine rağmen , halkın demokrasi talebi olabilirdi.. Demokrasi talebi için önce halkın demokrasi kültürü olmalıdır. Demokrasi bilinci gelişmişse, kültürel altyapı oluşmuşsa, halk demokrasiyi  lider sultasından , din istismarcılarından, demagoglardan korur.

Türkiye de başta siyasi iktidar , sonra CHP’ de laiklik te  tartışılabilir dedikleri gün , demokrasi yeni bir yara aldı. Zira Laik anlayış yoksa, Türkiye gibi ülkelerde  demokrasinin en büyük düşmanı biat kültürü ağır basar.

Biat kültürü sonradan dinlerin ve din tacirlerinin insanları sömürmek ve kullanmak için geliştirdikleri bir kültürdür. Dünyada  bu kötü mirasla siyasiler, devlete ve yönetime hâkim olabilmiş , kendi ülkesinde bürokrasi çetesi ve Hitlerin SS’lerine  benzer güvenlik örgütleri oluşturmuş ve aynı yolla dünya nimetlerine daha kolay ve daha çok sahip olabilmiştir.

Biat kültürü önce Orta Çağ bitinceye kadar Hıristiyanlığın, sonra ve hatta şimdi siyasi İslam’ın yarattığı ve empoze ettiği, insanın insanı sömürmesi için bir düzenek, bir tuzaktır. Tarihte ve bugün, dini siyasi bir tuzak olarak kullananlar, insanların manevi duygularını istismar ederek siyasette popülizm yaparak sonuca gidiyorlar.

İslamda demokrasi tartışmalıdır. Ancak islamı  siyasi alanda kullananlar demokrasininin islama aykırı olduğunu söylerler.

Özet olarak , siyasi özgürlüğümüz demokrasi talep etmekten geçer. Demokrasinin yanlışları olabilir. Ne var ki bu yanlışlar da yine demokrasi içinde ve zamanla sistem tarafından düzeltilir.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir