SAĞLIKTA, DAHA SAĞLIKLI KARARLAR ALMALIYIZ

Gelişmiş ve gelişmemiş ülke ayırımı, tek başına fert başına gelirle ölçülmüyor. Aynı zamanda, bir toplumda gelir dağılımı, eğitim ve kültür seviyesi, bebek ölüm oranları, ortalama yaşam süresi gibi faktörlerde birer göstergedir.

 

Dünyada son yıllarda sağlık hizmetlerindeki gelişme ile bebek ölüm oranları düşmüş, ortalama ömür süresi de artmıştır.

 

 

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu UNICEF, 1990 yılından beri, 5 yaşına gelmeden ölen çocuklarının oranının üçte bir azaldığını bildiriyor. UNICEF rakamlarına göre 1990’da binde 89 olan 5 yaş altı çocuk ölüm oranı, 2009’da binde 60’a düşmüştür. Türkiye’de 1988’de binde 80, 1993’te binde 53 olan bebek ölüm oranlarını 1999 yılında binde 17’ye düşürdü.
Doğal ve genetik faktörlerde etkili olmakla birlikte, insanlarda ortalama yaşam süresi gelişmiş ülkelerde daha yüksektir.

Örneğin, Güney Afrika‘da, Mozambik‘in güney ucunda yer alan ve küçük bir ülke olan Bantu kabilesinin Svaziland Krallığında ortalama ömür 39,5 yıldır. Buna karşılık Japonya‘da 81 yıldır. Türkiye’de ise 2008 yılı itibariyle beklenen yaşam süresi TÜİK tarafından 73.6 yıl olarak açıklanmıştır. Öte yandan, TÜİK Türkiye’nin 2009 yılı ölüm istatistiklerini ve ölüm nedenlerini de açıkladı. Açıklamaya göre Türkiye de Ölümlerin % 39,9’u dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklanmaktadır.

Aşağıdaki tabloda yer alan, ölüme sebep olan ilk beş hastalık grubu içinde ilk sırayı yüzde 39,9 ile dolaşım sistemi hastalıkları almaktadır. İkinci sırada yüzde 20,7 ile habis urlar gelmektedir. Daha sonra yüzde 8,9 ile solunum sistemi hastalıkları, yüzde 6,4 ile endokrin (iç salgı bezi), beslenme ve metabolizmayla ilgili hastalıklar ve yüzde 4 ile dışsal yaralanma nedenleri ve zehirlenmeler olarak görülmektedir.

 

 

 

Tüm dünyada ölüm oranlarının düşmesinde, koruyucu sağlık hizmetleri, aile hekimliği ve koruyucu hekimlik uygulaması etkili olmuştur.

 

Türkiye de tüm illerde aile hekimliği ve koruyucu hekimlik uygulaması yapılmaktadır. Ne var ki halk yeterli bilgi ve bilinç sahibi değildir. Ayrıca hekim sayısı da yetersizdir. Aile hekimliği daha etkili ve yaygın olursa, hastanelerin önünde birikme de azalır.  

 

Türkiye deki uygulamada, 2011 yılında ortaya çıkan sorunların başında aile hekimlerinin özlük hakları ve ücretleri gelmektedir. Aile hekimlerine tutturulan ek nöbetler, verilmeyen izinler, kesilen ek ödemeler ve sözleşmeli çalışmanın iş güvenliği açısından sakıncaları sistemin daha etkili olarak çalışmasını engellemiştir. Yine yeni sistemin bir parçası olan Toplum Sağlığı Merkezlerinin entegrasyonunda sorunlar yaşanmaktadır.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir