OTOKRASİ VE TEOKRASİ KORKUSUNU KİMLER YARATIYOR?

Otokrasi yöneticinin bütün siyasî yetkileri tek başına elinde bulundurmasıdır. Seçilenlerden otokrat olur mu? Demokrasinin aşamasına bağlı olarak, biat kültürüne bağlı olarak, seçime rağmen otokritik bir yönetim örnekleri vardır. 

Söz gelimi Kazakistan’ı 1991 yılından beri yöneten Nursultan Nazarbayev halkının yüzde 97.7’sinin oyunu alarak beşinci kez ‘başkanlığa’ seçildi.

Amerikan Özgürlük kuruluşu Freedom House verilerine göre ise Kazakistan insan hakları ve demokrasi açısından özgür bir ülke değil ve Dünyada katı otokrasiyle yönetilen 12 ülke içinde yer alıyor.

 

 

Hüsnü Mübarek, 1981 -2011 arasında 30 yıl Mısırda Başkanlık yaptı. Her zamanda yüzde 70’in üstünde oy aldı. Sonunda Mısır halkı daha 3 ay önce yüzde 81 oy oranı ile  seçtiği Hüsnü Mübarek’i 3 ay sonra devirdiler.

 

Aslında İslam ülkelerinde, otokrasinin olmadığı tek ülke Türkiye’dir. Ne var ki, son dönemlerdeki bazı uygulamalar nedeni ile Avrupa Birliği ve Dünyada demokrasi konusunda saygınlığı olan örgütler, Türkiye’den şikâyetçidir. AB Komisyonu 2015 Türkiye İlerleme Raporunda özet olarak aşağıdaki tenkitler yer almaktadır.

 

·         İfade özgürlüğü ve toplanma özgürlüğü alanında Avrupa Standartlarıyla uyumsuz yasal düzenleme değişiklikleri yapılmıştır.

·         Güvenlik durumunda önemli bir kötüleşme yaşanmıştır.

·         Toplanma özgürlüğüne getirilen kısıtlamalar ciddi endişelere yol açmaktadır.

·         Yargının bağımsızlığı ve güçler ayrılığı zarar görmüş, hakimler ve savcılar yoğun bir siyasi baskıya maruz kalmıştır.

·         İddia edilen ‘’Paralel yapıya ‘’operasyonlar zaman zaman yargının bağımsızlığını zedeler nitelikte devam etmiştir.

·         Yüksek Profilli yolsuzluk dosyalarında yöneticilerin, soruşturma ve yargılama süreçlerine usule aykırı müdahaleleri önemli ölçüde endişe yaratmaktadır.

·         İfade özgürlüğü alanında bir süre sağlanan ilerlemelerden sonra son iki yılda önemli gerileme yaşanmıştır.

·         Gazeteciler, yazarlar ve sosyal medya kullanıcılarına karşı yürütülen davalar ciddi endişelere yol açmaktadır.

  

Bu tenkitleri boşa çıkarmak için G-20 toplantısında, Laik ve demokratik bir Türkiye tablosu çizmeliyiz. 

 

Öte yandan, 10 Kasımda iktidar muhalefet ve halk birlikte oldu.

Ne var ki bir gazete “Zulüm, bundan tam 77 yıl önce son buldu!” şeklinde bir haber yaptı. Bir eski Refah Partisi milletvekili de Atatürk’e deccal göndermesi yaptı.

 

Bu gibilerin Türkiye’nin ve halkın değerleri ile oynamak yerine,

Damat Ferit Paşanın desteklediği Osmanlının bölünme anlaşması olan Sevr Anlaşmasını iyi okumaları gerekir.

 

Acaba Ankara’da Meclis kurulmasaydı ve Sevr Anlaşması gereği olarak Trakya ve İzmir Yunanistan’a, ABD Başkanı Wilson’a verilen yetki ile belirlenen şekliyle Trabzon, Erzurum, Van ve Bitlis Ermenistan’a, Ceyhan, Antep, Urfa, Mardin ve Cizre Fransa mandası altında Suriye’ye verilmiş olsaydı, bugün islamın hali ne olurdu? 

 

Bu gibiler öteden beri konuşur. Bunlar konuşmakla Türkiye teokratik bir devlet olmaz. Yine bu gibilere halk iyi bir cevap bulmuş : ‘’Şaşkın ördekbaşını bırakıp kıçından dalar ‘’

 

Cumhurbaşkanı düzen değişmez diyor… Siyasi iktidarın gizli bir gündemi yoksa bu gibi iddiaları ve dedikleri gibi düzeni değiştirmek niyetleri yoksa Atatürk, Laik devlet ve Demokrasi konusunda oy kaygısı yaşamadan tavizsiz davranmaları gerekir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir