ÖZGÜRLÜK OLMADAN REFAH OLMAZ

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF), 2016 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ni yayınladı. Türkiye, Basın Özgürlüğü sıralamasında geçen yıla kıyasla iki sıra gerileyerek 151’inci sırada yer aldı.

 

Raporda hükümetin ve yargının yandaş olmayan medyanın üzerine yoğun bir biçimde gittiği, yayın yasakları konulduğu, yazı işlerine baskı yapıldığı, gazetelere kayyum atandığı, yabancı gazetecilerin gözaltına alındığı vurgulandı.

 

Sınır tanımayan gazeteciler örgütünü tartışanlar olabilir… Ancak benzer tepkiler AB raporlarında da yer alıyor.

 

Siyaset ve ekonominin nihai hedefi toplumun ve ferdin refahıdır.

 

 

 

Siyasete bakarsak… Siyaset refah odaklı değil… Siyasi parti liderlerinin koltuk hesabı ve partilerin oy hesabı üstüne kuruludur. Daha önemlisi siyasi iktidar, muhalif tabana kamu hizmetlerinde daha cimri davranıyor.

 

Bütçeden kime ne dağıtırsam, ne kadar oy alırım… Siyasi partilerin programları bu temel felsefe üstüne kurulmuştur. Üretim ekonomisi, yatırım ve istihdam projeleri yarışmıyor. Bütçe harcamalarında, Kamu hizmetlerinde, teşviklerde Öteden beri rahmetli Demirel’in 1991 seçimlerinin öncesinde söylediği  ‘’Kim ne veriyorsa, ben beş fazlasını veririm’’ anlayışı hakimdir.

Ekonomide zenginde, fakirde faizle, kurla ve Borsayla yatıp kalkıyor. ABD Merkez Bankası FED’in faiz artırıp artırmayacağı tartışılıyor. Elbette FED politikaları tüm dünyayı etkiliyor. Ancak bu hiçbir zaman bütün ekonomiyi bu temel üstünde tartışmak anlamına gelmez.

Bizde de, analiz yapmadan, iktidar Merkez Bankası faizleri artırsın diyor, muhalefet artırmasın diyor.

Yani Ekonomi denilince, iktisat politikaları denilince, faiz, kur ve borsa tartışması olarak anlaşılıyor.

Gerçekte ise ekonomide gerçek gündemi saptırmak için yalnızca Faiz, kur ve Borsa ‘nın ön planda tartışılıyor.

Ekonomide gerçek gündem 6 milyon işsiz sayısı, 2 milyon Suriyeli, dışa bağımlı üretim, bitmeyen cari açık, ödeme kapasitesinin üstünde dış borç, dönmeyen kredilerdeki artıştır.

Aslında ekonomideki bu sorunlar olmasa da, yüksek büyüme, düşük işsizlik ve gelir dağılımında toplumun kabul edebileceği ölçüde adalet sağlansa da, bunlar toplumsal refah için yeterli olmaz. Zira alışılan insan hakları ve demokratik özgürlüklerde gerileme varsa yediklerimiz boğazımızdan geçmez.

Söz gelimi Ergenekon davasında mağdur olanlar, ölenler, intihar edenler hapisteki gazeteciler yalnız kendileri ve ailelerini değil, insan olan herkesin vicdanını rahatsız ediyor. Sosyal vicdanı kanatıyor.  Özetle, eğer demokrasideki gerileme varsa, bu durum halkın mutluluğu ve refahı önündeki en büyük handikap olacaktır.

Bana göre, bugünkü dünyada artık yoksulluğun tarifi de değişmelidir. Söz gelimi kültürel açlık eğitim eksikliği de yoksulluktur. Bunlarla birlikte, güvenli bir toplumda yaşamak, insan hakları ve demokrasi, yargıya güven, iş güvencesi. İç ve dış barışı da içeren yeni bir yoksulluk sınırı tarif etmek gerekir.

Aslına bakarsak demokratik yoksulluk daha önemlidir. 1979’da İran’da Humeyni’den sonra, Batı kültür ve terbiyesi almış, modern aileler ülkeyi terk etti. Doğup büyüdükleri ülkelerinden uzak kaldılar ve sıkıntı çektiler. Bugünkü Rusya’da paran olsa ne olur?  Yaşananlar gösterdi ki Putin Rejimi bir gecede her şeyinize el koyabilir.

Belki daha önemlisi, Birleşmiş Milletler artık Dünyada demokrasi için çalışmalıdır. Küreselleşme ile birlikte artık bir ülkede halkın çektiği sıkıntılar, tüm dünya kamuoyu tarafından takip ediliyor… Bir ülkede yaşanan sıkıntılar başka ülkelerde yaşayanları da rahatsız ediyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir