Nazilli Belediyesi 5. Kültür Sanat ve Edebiyat Festivali

NAZİLLİ BELEDİYESİ
5.KÜLTÜR, SANAT VE EDEBİYAT FESTİVALİ KONFERANS
PROF.DR. ESFENDER KORKMAZ
MEHMET YÜZGÜLER KÜLTÜR MERKEZİ
1 MART 2014 – CUMARTESİ -SAAT: 18.00

2014 EKONOMİNİN YÖNÜ

TC Merkez Bankası, finansal ve reel sektörde karar alıcı ve uzman kişiler ile profesyoneller ve yabancı finansal kuruluşların uzmanları arasında bir anket düzenliyor. Bu ankete katılanlara, büyüme, enflasyon, faiz oranı, dolar kuru ve cari açık tahminleri soruluyor. Anketten çıkan ve 2014 yılı sonuna ait sonuçlar şöyledir:

1) BÜYÜME

Büyüme gelişmekte olan bir ülkenin kalkınmasında tek şart değil, ancak önemli bir şarttır. Büyüme iç tasarruflara dayanıyorsa, istihdam ve refaha yansıyorsa, ancak o zaman iktisadi kalkınma sağlanabilir.

1.1. Ortalama Büyüme Oranı

TÜİK verilerine göre, Türkiye’de Gayri Safi Yurt İçi Hasıla 2002 yılı ile 2012 yılı arasında geçen on yılda, yılda ortalama yüzde 5.6 oranında büyüdü. Fert başına ortalama büyüme ise yüzde 3.9 oldu. (Tablo: II)

TABLO: II ) ORTALAMA BÜYÜME ORANLARI

ORTALAMA BÜYÜME ORANLARI (1998 SABİT FİYATLARI )
YILLAR GSYH FERT BAŞINA GELİR
2002 57.5 MİLYAR TL 1.099 TL
2012 117.7 MİLYAR TL 1.572 TL
ORT. BÜYÜME (YÜZDE) 5,7 3,9

* Kaynak: TÜİK ‘ verilerinden saplanmıştır.

GSYH ‘ büyüklüğü uluslararası karşılaştırmalarda dolar cinsinden ifade edilir. Ancak dolarla ifade edilen GSYH ‘da fert başına gelirde meydana gelen artış veya düşüşler gerçek büyüme oranlarını vermez. Söz gelimi, Başbakan Türkiye’de bizim iktidarımızda milli gelir 3 kat büyüdü diyor.

2002 yılındaki doların satın alma gücü ile bu günkü doların satın alma gücü

farklıdır. Zira dolar enflasyonu da var. Ayrıca son on yılda dolar değer kaybetti.2002 ortasında bir dolar bir Euro idi. 2012 yılı ortasında bir dolar, 0.80 Euro oldu. Aynı şekilde 2002 ortasında bir dolar 118.86 Japon Yeni iken, 2012 ortasında ise 79.38 yene geriledi. Kaldı ki 2013 yılına kadar TL aşırı değerli idi.

TÜİK’ verilerine göre fert başına GSYH, 2002 yılı ile 2012 yılı arasında yüzde 43 arttı. Fert başına gelir her yıl ortalama yüzde 3.9 oranında büyüdü… Cari dolar cinsinden hesap edersek Fert başına GSYH’ da yıllık ortalama büyümeyi abartılı, yüzde 20 buluyoruz.

1.2. Dünyada ve Türkiye’de büyümeyi sınırlayan gelişmeler.

Dünya 2008 yılına kadar, küreselleşme sürecinde yüksek büyüme yaşadı ve 2008 finansal krizden itibaren büyüme enerjisini tüketti. Bunun nedeni sermaye hareketlerinin hızlanması ve fakat emek, teknoloji, mal hareketlerinin aynı hızla hareket etmemiş olması ve hatta emek gibi bazı faktör hareketlerinin yavaşlamış olmasıdır. Bunun içindir ki piyasalarda balonlar oluştu ve piyasalara spekülasyon hakim oldu.

Başta biz olmak üzere, gelişmekte olan ülkelerde demokrasi ve insan haklarında yaşanan ihlaller, şeffaflığını azalmasına, ekonomide riskin ve kırılganlığın artmasına neden oldu.

2014 yılında, Dünya büyüme ortalaması yüzde 3,1 bekleniyor. Türkiye de beklenen büyüme Dünya ortalamasının altında kalıyor. (Tablo: III)

TABLO :III ) 2014 YILI DÜNYA BÜYÜME TAHMİNLERİ

Son üç yıldır Düşük büyüme yaşıyoruz. Büyüme oranları 2012 de yüzde 2.2 ve 2013 yılında ise yüzde 3.8 oldu. Bu senede yüzde 2.8 tahmin ediliyor. (Grafik :I)

GRAFİK: I

Ortalama olarak toplam özel tasarrufların GSYH’ ya oranı 2002 yılında yüzde 20’nin üstünde iken şimdi yüzde 12.6 ya gerilemiştir. Bu şartlarda yatırım yapmak için dış kaynağa ihtiyaç vardır. Yani büyüme de dış kaynak girişine bağlıdır. Dünyada ve bizde sermaye hareketlerinde yaşanan bu günkü sorunlar, Türkiye ye giren Dış kaynakların azaldığını göstermektedir. Dış borçlanmada da Türkiye sınıra gelmiştir. Bundan sonra iç tüketim daralsa ve iç tasarruf artsa da bir geçiş dönemi yaşanacak ve yatırımlarda ve ekonomide daralma olacak, yani GSYH’ da düşük büyüme devam edecektir.

2 ) ENFLASYON

Türkiye 2004 yılından beri, yüzde 10 çevresinde dönen bir enflasyonla yaşıyor. 2014 yılına da TÜFE olarak beklenen enflasyon yüzde 7.92 dir.(Grafik :II)

2014 yılında, tüketim artış hızının düşmesi, enflasyonu düşürme yönünde etkiler. Buna karşılık, 2013 yılında yaşanan kur artışı, önce maliyetlere sonra TÜFE’ye yansır. Çünkü üretimde kullanılan ara malının yüzde 70’i ithal maldır. Kur artışı üretim maliyetlerini artırmıştır. Kur artışı Ocak ayında yurt içi Üretici fiyatlarında yüzde 3.32 oranında bir artışa neden olmuştur. Toplam talep uygun olmasa da, piyasada oligopol yapı olduğu için ÜFE artışı, Tüketici fiyatlarına yansıyacaktır. Aksi halde, maliyetlerini yansıtamayan firmalar zora girecektir.

GRAFİK :II

Türkiye ekonomisine yakın olan ekonomilerde de enflasyon oranları, dünya ortalamasının üstündedir. Söz gelimi, 2013 yılında kırılgan ekonomi olarak adı anılan beş ülkede beklenen enflasyon oranları, Brezilya’da yüzde 5,9, Endonezya’da yüzde 9.5, Hindistan’da yüzde 9.0, Güney Kore’de yüzde 5.7 ve Türkiye de 7.92’dir.

Bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde enflasyonun yıllarca aynı seviyede seyretmesi, yani kronikleşmiş olması, bu ülkelerde piyasanın oligopol yapılarından, eksik rekabet şartlarından, piyasanın ve kamunun şeffaf olmayan yapısından, spekülasyona açık olan bir mevzuat yapısından ileri geliyor.

Türkiye de son üç yıldır, büyüme oranında düşmeye rağmen, enflasyon devam etmektedir. Bundan sonra da yapısal sorunlardan kaynaklandığı için devam edeceği anlaşılıyor. Zira ekonomideki yapısal sorunlar kısa vadede çözülemez. Kaldı ki hükümetin böyle bir niyeti de yok.

Dahası , Merkez bankası 2006 dan bu güne kadar uygulamakta olduğu enflasyon hedefini tutturamadı . Bu nedenle MB’ na olan güven azaldı. Ayrıca, MB para ve faiz politikasına, hükümet yapısal çözümlerle destek vermedikçe de bu kronik enflasyon devam edecektir.

3) 2014 YILINDA EKONOMİDE TEHDİTLER – RİSKLER

2014 yılında demokrasi ve insan hakları ihlalleri, otoriter yönetime gidiş ekonomi için de risk oluşturdu.

3.1. Demokraside erozyon ve otokratik yönetim

Geçmişte yaşanan ekonomik krizlerde siyasi sorunlar da etkili ve tetikleyici olmuştur. 2014 yılını tehdit eden siyasi sorunların başında, hükümetin üst üste meclisten geçirdiği ve demokratik olmayan yasalar gelmektedir. HSYK, İnternet ve MİT yasaları yalnızca Türkiye’de değil dünyada tepki görmektedir.

Küresel dünyada, ekonomi kadar siyasette küreselleşti. Artık küçükte olsa bir ülkede ortaya çıkan siyasi ve sosyal olaylar, diğer ülkelerdeki insanlar tarafından yakından takip ediliyor. Özellikle Demokrasi ve İnsan hakları ihlalleri, ülke farkı gözetmeden tüm dünyayı rahatsız ediyor.

Uluslararası kurumlar, bu konularda Türkiye’yi dünya kamu oyunda zor duruma düşüren kararlar aldılar.

Amerikan düşünce kuruluşu, Özgürlük Evi (Freedom House), yıllık raporunda Türkiye, 24 Batı Avrupa ülkesi arasında, siyasi haklar ve medeni özgürlükler alanında tek “yarı özgür” ülke olarak tanımlandı.

Özgür ülkeler gurubunda, siyasi rekabetin açık olduğu, insan haklarının gelişmiş olduğu ve medyanın özgür olduğu ülkeler yer alıyor. Kısmen özgür ülkeler içinde, yargı tarafsızlığının tartışmalı olduğu, inanç hürriyetinin sınırlı olduğu, bir partinin hükümran olduğu ülkeler yer alıyor. Özgür olmayan ülkeler gurubunda ise politik hakların, sivil özgürlüklerin olmadığı dikta rejimlerinin olduğu ülkeler yer alıyor. Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan, Çin, Rusya, Kuzey Kore, Vietnam, İran, Irak, özgür olmayan ülkeler gurubunda yer almaktadır.

Yakın geçmişte Paris’te gerçekleştirilen OECD Mali Eylem Görev Gücü (FATF) toplantılarında, Tanzanya ve Kenya gibi ülkeler koyu gri listeden çıkarken Türkiye Kara para ve terörün finansmanı açısından “Koyu gri liste” de kaldı.

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün hazırladığı raporda, Türkiye, 180 ülke arasında, Afganistan, Ürdün gibi ülkelerin de gerisinde kalarak 154. Oldu. Türkiye’den raporda, “problem ülke” olarak bahsedilirken Gezi Parkı eylemlerinde 153 gazetecinin yaralandığı, 39’ının gözaltına alındığı hatırlatıldı.

En son HSYK düzenlemesi de AB tarafından incelemeye alındı. AB’de müzakerelerin askıya alınması tartışılıyor.

Bu gibi uluslararası olumsuz kararlar, aynı zamanda ekonomide de riski artırıyor. Ekonomi açısından Türkiye’nin kredibilitesini olumsuz etkiliyor.

3.2. Yüksek İşsizlik toplumsal huzuru bozuyor

2014 yılında beklenen düşük büyüme oranı, işsizliği de yeniden yüzde 10’un üstüne çıkaracaktır. Aslında geçmişte Büyüme oranı artınca, işsizliğin azalması gerekirdi. Ne var ki tersi oldu. Yüksek büyüme oranlarının yaşandığı yıllarda da işsizlik oranı arttı. Çünkü Türkiye üretimde ithal girdi kullanıyor. Büyüme ithalata bağlı bir büyümedir. Üretim artışı ve büyüme ithal aramalı talebini artırıyor. İthal aramalı ithal ettiğimiz ülkelerdeki istihdamı artırıyor.

Öte yandan fiili işsiz sayısı daha yüksektir. Zira TÜİK ‘’ İş aramayıp çalışmaya hazır olanları ‘’ işsiz saymıyor. Bu gibiler iş aramaktan dolayı umudu kaybolmuş veya el altından iş arayan insanlardır. Gerçekte eğer bir istihdam politikası yaratmak istiyorsak bunları da işsiz saymalıyız. Zira istihdam politikasında her şeyden önce fiili işsiz sayısını bilmek gerekir.

Tablo:IV:) FİİLİ İŞSİZLİK ORANI

2013 yılında yüzde 15,3 olan fiili işsizlik oranı, 2014 yılında yüzde 16 ‘ya çıkacaktır. Bu kadar yüksek oranda yaşanan İşsizlik oranı, toplumsal sorunları ve riskleri artırmaktadır.

3.3 Cari açık, kaynak kaybına yol açıyor

2014 başındaABD Merkez Bankası (FED) analistleri önde gelen 15 gelişmekte olan ülkede ekonomik kırılganlığı ölçen bir endeks oluşturdular. Bu endekste en kırılgan ülkenin Türkiye olduğu, Türkiye’yi sırasıyla Brezilya ve Hindistan, Endonezya ve Güney Afrika’nın izlediği belirtildi. Değerlendirmede Türkiye de cari açığın yüksek ve Merkez Bankası rezervlerinin yetersiz olduğu vurgulandı. (Grafik III)

GRAFİK: III.

Türkiye 2003 ile 2013 arasında geçen on bir yılda, dış ekonomik ilişkilerden dolayın toplam 408 milyar dolar cari açık ve toplam 526 milyar dolar da dış ticaret açığı verdi.

Cari açık, dış borç demektir. Dış borçta yarınki geliri bu günden tüketmek demektir. Eğer Türkiye yatırım yapmak ve üretmek için borçlansaydı, üretim ve ihracat artardı ve dış borç ödenirdi. Ancak açık kapamak için borçlanınca, borç var, karşılığı yok demektir. Bu borcu gelecekteki gelirlerimiz ile ödemek zorundayız, demektir.

GRAFİK :IV – CARİ AÇIK

Dünyanın en yüksek cari açığını veren bir ülke olmamızın karşılığı, yine Dünya’nın en az tasarruf yaratan ülkesi olmamızdır. O kadar ki bundan on iki sene önce tasarrufların GSYH’ ya oranı yüzde 20’nin üstünde iken bu gün bu oran yüzde 12,6 ya kadar gerilemiş durumdadır…

Tablo: V ‘den de çok net görülüyor ki, diğer ülkelerle karşılaştırsak Türkiye aynı zamanda Dünyanın en az tasarruf yaratan ülkesi haline gelmiştir. Tasarruf yaratamayınca tasarruf- yatırım farkını dış kaynakla kapatıyoruz. Bu da cari açık demektir.

Türkiye de yatırımların GSYH’ ya oranı da yüzde 19,6’dır. Yani düşüktür. Yatırım oranının düşük olmasına rağmen yüksek cari açığın oluşması, hem tasarrufların ne kadar düşük olduğunu gösterir.

TABLO: V – BAZI ÜLKELERDE ORTALAMA TASARRUF VE YATIRIM ORANI

Yatırımların GSYM Tasarrufların GSYH’ye oranı
Gelişmekte Olan Ülkeler 32,8 33,5
ÇİN 48,9 51,4
HİNDİSTAN 35 30,6
ENDONEZYA 34,6 31,2
RUSYA 27,1 28,3
MALEZYA 26,4 30,6
ROMANYA 26,1 24,1
MEKSİKA 24,2 23
ARJANTİN 24,2 21,6
POLONYA 20,2 17,1
TÜRKİYE 19,6 12,6
GÜNEY AFRİKA 19,2 13,2
BREZİLYA 19,2 15,8
MACARİSTAN 16,7 18,9

Son 4 yıldır nominal faiz oranları enflasyonun altında kaldı. Yani reel faiz eksi oldu. Bu nedenle parayı tutmak el yaktı. Tüketim arttı. Tasarruflar düştü. Eksi faizin yatırımları artırması gerekir. Ne var ki, tasarruf yoksa yatırımda olmaz. Üstelik spekülatif piyasa ve kırılgan ekonomide kimse yatırım yapmaz. Dahası bankaların kredi faizlerini yüzde 100 karlı satması nedeniyle yatırımcı kaynak ta bulamadı.

3.4 Dış Borç Sorunu

Türkiye’nin dış borç stoku 2014 yılında da artma eğilimi içindedir. Çünkü 2014 yılında da tahmin edilen cari açık 52.8 milyar dolar olarak tahmin ediliyor. Cari açığın nihai finansman yolu dış borçlanmadır.

Türkiye’nin 2002 yılında 129,6 milyar dolar olan dış borcu, 2013 yılı sonunda 372.6 milyar dolara yükseldi. Aynı tarihler itibariyle özel sektörün dış borcu da, 43 milyar dolardan 255,3 milyar dolara yükseldi. 2013 sonunda bir yıl ve daha kısa vadeli dış borç stoku da 130 milyar dolardır.

Bu durumda dış borçlar Türkiye için önemli bir sorundur.. Çünkü:

Dış borç yükü dış borçların GSYH’ ya oranı şeklinde gösteriliyor. Ancak bu gösterge tek başına dış borç yükünün ne kadar ağır olup olmadığını göstermez. Ayrıca bir ekonominin döviz kazanma potansiyeli de önemlidir. Çünkü, ödeme kapasitesi döviz kazanma potansiyeline bağlıdır. Bu günkü politikalarla Türkiye’nin döviz kazanma potansiyeli düşüktür.

Kur artışı kısa vadeli dış borç yükünü artırdı. Türkiye’nin kırılgan ülke ilan edilmesi de bu borçları çevirmek için yeni kısa vadeli dış borç bulmayı zorlaştırdı.

Kamu veya özel sektör, Dış borç aldığında ülkeye kaynak girişi olur. Anapara ve faiz ödediğinde ise kaynak çıkışı olur. Borç stokunun yüksek olması her yıl daha fazla faiz çıkışı demektir. Ayrıca aldığımız dış borçtan daha fazla dış borç anaparası ödediğimizde, net kaynak çıkışı artacaktır. Türkiye’den dış borç anapara, dış borç faizi çıkışı ve yabancı sermayenin kar transferi gibi toplam kaynak çıkışının GSYH ‘ya oranı, büyüme oranından daha yüksek olursa, fakirleşme başlayacaktır.

GRAFİK :V– DIŞ BORÇ STOKUNDA ARTIŞ

IV – ÇÖZÜM NEDİR?

2014 yılı siyasette ve ekonomide, 2002 yılından beri biriken negatif enerjinin boşalmaya başladığı bir yıl oluyor. Meşakkatli ve riskli bir yıl olacağı açıktır. Bu yılı kazasız belasız atlatmak, Türkiye’nin geleceği açısından önemlidir.

İçeride biriken negatif enerji, yönetimde otokrasi eğilimi, demokrasi ve insan haklarını da sınırlayan yasaların üst üste çıkarılması ve yolsuzluk tartışmaları olarak yansıdı. Bu sorunlar dış politikada yapılan yanlışlarla birleşince, tüm dünya siyasi iktidarın karşısında yer aldı. ABD, Avrupa Birliğinde, kurumların tepkisi, uluslararası kuruluşların ve medyanın yorumları ile içeride cari açık ve dış borçların sürdürülemez liginin anlaşılması, ekonomiyi dünyanın en kırılgan ekonomisi yaptı.

Sonuç olarak, 2014 yılında ülke bütünlüğü devam ettirmek, siyasi ve ekonomik istikrarı sağlamak her zamankinden daha önemli bir meselemiz oldu.

Siyasetin böyle gitmeyeceği açıktır… Ancak ekonomi de böyle gitmeyecektir. Ekonomide 10 yıldır devam eden günü kurtarma politikaları tamamıyla rafa kaldırılmalıdır. Yerine, global dünyaya uyumlu ve fakat ülke çıkarlarını ön planda tutan, ‘’ulusal iktisat politikaları’’ uygulanmalıdır.

Başbakan yardımcısı Babacan, G-20’ler toplantısında ‘’ Şeffaflık, hesap verilebilirlik, yolsuzluk için sıfır tolerans, kurallara bağlı piyasa ekonomisi, iyi işleyen rekabet sistemi, ekonomik fırsatlara eşit erişim imkanı rehberimiz olmaya devam edecek ‘’ şeklinde konuşmuştu.

Aslında piyasa ekonomisi varsa, oyunun kuralları da bunlardır. Ekonomi kitaplarında yazılanlar da bunlardır. Ne var ki bu kuralların rehber olması yetmiyor, birebir bir plan içinde ve koordineli olarak uygulanması gerekir. Bunun içinde planlama yapmak kaçınılmazdır.

Tam rekabet şartları yalnızca bir idealdir. Önemli olan, bu şartlara ne kadar yaklaşıldığıdır. Rekabet şartlarının iyileşmesi, spekülatif piyasaların ve spekülatif faaliyetlerin önlenmesi, ülke riskinin azalması ve sonuçta yatırım eğilimin artması için öncelikli bir hedef olmalıdır. Eğer böyle olsaydı, Türkiye ABD Merkez bankası FED tarafından Dünyanın en kırılgan ülkesi ilan edilmezdi.

Planlama, yatırım projelerine yol gösterir, beklentileri olumlu etkiler ve istikrar unsuru olarak algılandığı için ülke riskini düşürür. Buna rağmen Bu hükümetin Planlamayı neden kaldırdığı anlaşılır gibi değil. Yerine getirilen üç yıllık programlar ise iktisatla dalga geçercesine gayri ciddi bir programdır.

Yeni plan bir ‘’yapısal dönüşüm planı ‘’planı olmalıdır. Özelliklerine gelince:

Ekonomik ve sosyal gelişmeyi öngören bir ‘’ekonomik ve sosyal gelişme planı ‘’ olmalıdır. Bu günkü spekülatif piyasa yapısını ve rant ekonomisini önleyecek politikaları içermelidir. Yalnızca slogan düzeyinde hedefler değil, inandırıcı olması ve güven vermesi için bu hedeflerin nasıl gerçekleşeceği de aynı planda yer almalıdır.

Hem uzun dönemli bir perspektiften bakan , hem de kısa dönmede bir yıllık devrelerle ekonomik ve sosyal gelişmelere kısa sürede intibak edebilecek ‘’ dinamik bir yapıda olmalıdır..

Bu plan, ulusal sanayileşme ve sektörel değişim planı olmalıdır. Türkiye yeni teknoloji üretmiyor. Yerine teknoloji ile üretilmiş malları ithal ediyor. Planlama içinde bu yanlışı düzeltmek te yer almalıdır.

Bu planda devletin ekonomideki yeri ve devletin yapısı yeniden tarif edilmelidir. Devletin ekonomideki yeri ve devletin yapısı yeniden tarif edilmelidir Devlet – Piyasa arasında optimal bir denge kurulmalıdır. Bu dengenin kurulmasında, özel fayda sosyal fayda yararlanılması gereken en iyi kriterdir.

Nihayet, Bu plan çerçevesinde, yapısal reformlar yapılmalıdır. Yapısal reformlar, piyasadaki oligopol yapıların kırılmasını sağlamalı ve kartelleşmiş olan bankacılık sektöründe bu kartelleşmeyi kaldırarak, sektörü rekabete açmalıdır. , Finans sektörü ile reel sektör arasında bozulan denge yeniden kurulmalıdır. Kamu ihaleleri yeniden yasal çerçeveye sokulmalı ve kamu kaynakların etkin kullanılması sağlanmalıdır. Merkezi devlet ve mahalli idareler arasında yetki ve sorumluluğu dengeli bir şekilde yeniden dağıtılmalıdır.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir