MESS MERCEK – 2008 DEN 2009’ A BÜYÜME VE ENFLASYON

Prof. Dr. Esfender korkmaz

İstanbul Milletvekili

İktisatlılar Vakfı Başkanı

 

 

2008 DEN 2009’ A BÜYÜME VE ENFLASYON

 

2008 yılına sektörlerde daralma ve ekonomide durgunluk damgasını vurdu. Sanayi üretimindeki düşme, dış açıklar ve işsizlik, ekonomide ortaya çıkan maliyetler oldu.

 

 

A) ENFLASYON

 

2008 yılında, aylık ve 12 aylık TÜFE ve ÜFE oranları aşırı değişken bir trent içinde seyretti.

 

Aralık enflasyon oranlarında, ekonomik durgunluğun etkisi daha net hissedildi. 

 

Aralık ayında TÜFE oranı yüzde  – 0.41 ve ÜFE oranı da yüzde-3.54 oldu. Aralıktan aralığa, yıllık enflasyon ise TÜFE de yüzde 10.06 ve ÜFE’ de ise yüzde 8.9 oldu.

 

1)2008 Aralık ayında Enflasyondaki düşme hükümetin başarısı değil. İç ve dış talepteki hızlı düşüş nedeniyle oldu.

 

Toplam talebin ne oranda düştüğünü tüketici eğilim anketi göstermektedir. Tüketicinin satın alma gücü Ekimde yüzde 8.96 ve Kasım da yüzde 5.53 oranında düşmüştür.

———————————————————————————————

TÜKETİCİ EĞİLİM ENDEKSİNDE YÜZDE  DEĞİŞME

 

TALEP GÖSTERGESİ                          EKİM                               KASIM

———————————-                 ——————–          ——————

 

SATINALMA GÜCÜ                                -8.96                          -5.53

İŞ BULMA OLANAKLARI                      -10.41                        – 6.42

DAYANIKLI TÜKETİM MALI ALIMI        -2.56                        -11.64

————————————————————————————————-

 

 

2)Enflasyon trendinde  aşırı hareket istikrarsızlığı göstermektedir.

 

2008 yılı içinde yıllık ÜFE oranı yıl içinde 12 puan arttı. 2007 Aralık ayında 5,9 olan üfe oranı, Temmuz 2008 de yüzde 18.41’ e yükseldi.

 

ÜFE ’deki değişme, yalnızca petrol fiyatlarının artmasıyla izah edilemiyor. Ekonomide yapısal sorunların da önemli rolü var.

 

Bu yapısal sorunlar şunlardır:

  • Piyasada dengelerin bozulması, devlet- piyasa dengesinin bozulması,
  • Finans sektörü ile reel sektör arasındaki dengenin bozulması,
  • Piyasada oligopol yapılaşmanın oluşması
  • Piyasada şeffaflığın ortadan kalkması,
  • Aramalında dışa bağımlı bir üretim yapısı oluşması,

 

3) 2009 yılında, iç ve dış talepteki gerileme nedeniyle, durgunluk devam edecektir. Durgunluk enflasyonun risk olmaktan çıkarmıştır. Stagflayon yoktur. Maliyet artışları, talepteki düşme nedeniyle, perakendeye yansıması zordur. Dünyada da son on yıldır ortaya çıkan tüketim çılgınlığı çökmüştür. Talebin uzun süre yeniden aynı düzeye çıkması mümkün değildir.

 

Bu anlamada bu günkü Dünya krizi de 1073-74 petrol krizinden farklıdır.

O yıllarda petrol fiyatları artmıştı, ancak opec fonları yine gelişmiş ülkelere gitmiş ve talep daralması yaşanmamıştı. Petrol ihraç eden ülkeler artan petrol gelirlerini, gelişmiş ülkelerde değerlendirmiş, gelişmiş ülkelerin de artan maliyet altında ürettikleri sanayi ürünlerini daha pahalı almışlardı.

 

Bu nedenledir ki o yıllarda bir yandan petrol fiyatlarının maliyetleri artırması nedeniyle bir yandan durgunluk artmış, bir yandan da canlı talep nedeniyle enflasyon artmıştır. Yani stagflasyon ortaya çıkmıştı. Bu krizde talep daralması da olduğu için durgunlukla birlikte enflasyonda düşecektir.

 

B) BÜYÜME  VE DURGUNLUK

 

1) 2008 yılı üçüncü çeyrek, fert başına büyüme oranı eksi oldu… 2008 yılı Temmuz-Ağustos-Eylül üçüncü çeyreğinde GSYH’ daki büyüme yüzde 0.5 oldu. Fert başına büyüme oranı ise nüfus artış hızı yüzde 1.2 olarak alınırsa, – 0.9 olur.

 

Bir ekonomide Gerçek refahı fert başına büyüme oranı göstermektedir. Global büyüme oranının yüzde 0.5 ve fert başına büyüme oranının eksi çıkması, ekonomik krizin en belirgin göstergesidir.

 

Bu sene, ilk çeyrekte önce yüzde 6.6 olarak ilan edilen büyüme oranı sonra TÜİK tarafından yüzde 6.7 olarak revize edildi. Yüzde 1.9 olarak ilan edilen ikinci çeyrek büyüme oranı da, üç ay sonra yüzde 2.3 olarak revize edildi. Şimdi yüzde 0.5 olarak ilan edilen büyüme oranının, Mart ayında yeniden revize edilip, edilmeyeceğini ancak TÜİK biliyor!

 

2)Üretim hacmi daralmaya devam ediyor…

 

Göstergeler, 2009 yılında, durgunluğun artacağı yönündedir… Bu göstergelerin başında iç ve dış  talepte ve yatırım hacminde ortaya çıkan hızlı düşüşler geliyor.

—————————————————————–

SANAYİ ÜRETİM ENDEKSİ

 

OCAK      11,5              TEMMUZ      3,8

ŞUBAT       8,2              AĞUSTOS  -3,5

MART         2,4              EYLÜL         -4,2

NİSAN        6,9              EKİM            -7,2

MAYIS        3,1              KASIM       -13,9

HAZİRAN   2,5

—————————————————————–

Sanayi Üretim endeksi de, 2008 in ikinci ayından itibaren düşmeye başlamış ve Kasım ayında yüzde – 13.9’ oranında gerilemiştir.

 

Sanayi Üretim endeksindeki düşmenin üç  nedeni var…

Birisi, iç ve dış talebin düşmesi…

İkincisi, yüzde 70 oranında ithal aramalı kullanan sanayi sektörünün, kur artışı nedeniyle aramalı ithalatını kısması…

Üçüncü nedeni ise aramalı ithalatını dış borçla finanse eden reel sektörün, yeni dış borç bulmakta zorlanmasıdır.

 

Sanayi üretiminin GSYH ‘daki payı yüzde 30’dur. Sanayi üretimindeki gerileme, 2008 yılının 4. çeyreğinin eksi çıkmasına neden olacaktır.

 

Bu şartlarda, 2009 yılı büyüme oranının da, eksi yüzde 5 ve daha altında kalması ihtimali yüksektir.

 

Uzun süreli bir durgunluğu önlemek için devletin altyapı yatırımlarını artırması, konjonktürel etki yaratsın diye özel sektörün tüm yatırımlarını desteklemesi, reel kesim kredilerinde yeniden yapılandırması gerekiyor.

 

D)DIŞ TİCARET AÇIĞI 

 

Türkiye AKP  iktidarında, 6 yılda 280.2 milyar dolar dış  ticaret açığı ve 157.3 milyar dolarda cari açık verdi

Biz, dış açıkları iki nedene bağlıyorduk… Birisi ithalata bağımlı büyüme… Diğeri düşük kur.

 

Mamafi bakan Tüzmen de  “2003-2008 döneminde Türk lirası aşırı değerlenmeseydi cari denge gelişimi çok farklı olurdu. 2007 itibariyle dış ticaret açığı 62.8 milyar dolar yerine 8.8 milyar dolar olurdu. TL’nin reel değerini koruması 2008 için bize ihracatta 33.6 milyar dolar ek gelir sağlar, ithalatın 30 milyar dolar daha düşük olmasına yol açardı. Dış ticaret açığı sadece 6 milyar doların biraz üzerinde olur. Türkiye cari açık sorunu yaşamaz, cari fazla verirdi.” şeklinde konuşarak, sonunda bu gerçeği açıklamak gereğini duydu.

————————————————————————————————

DIŞ AÇIKLAR

 

                     2003     2004      2005     2006     2007   2008   TOPLAM

                    ———- ——–   ——–   ——–   ——-    ———    ———–

 

İhracat    47.2     63.1       73.4      85.5      107.2    131.5       507.9 

İthalat     63.3     97.5     116.7     139.5      170.0   201.4       788.4

Açık      -16.1   – 34.3     43.2      54.0       -62.7  – 69.9        280.2

——————————————————————————————–

Cari açık – 7.5     -14.4    – 22.3    -31.9        37.7     -43.5      157.3

——————————————————————————————–

 

2009 yılında, dış açıklar azalacaktır. İthalatın 50 milyar dolar azalarak 150 milyar dolara gerilemesi, ihracatın 100 milyar dolara gerilemesi ve dış ticaret açığının da 50 milyar dolara gerilemesi bekleniyor. Cari açığında 30 milyar dolar civarında olması ihtimali yüksektir.

 

 

2009 DA NE YAPILMALI ?

 

Türkiye durgunluğa girmiştir. Yapılması gereken uzun süreli durgunluğu önlemektir. Bunun için, Hükümetin inandırıcı ve psikolojik olarak beklentileri olumlu yönlendirecek bir ‘’durgunluktan çıkış programı‘’ yapması gerekir. Bu programın detayına girmek mümkün değildir. Ancak yukarıda söylediklerimden farklı olarak, üç öneride bulunuyorum:

 

1) Devleti yeniden yapılandırmak ve güçlendirmek gerekir.

  • Devletin  altyapı yatırımlarını yapması gerekir. Özellikle eğitim ve sağlığa kaynak ayırmasının ve bizzat bu hizmetleri yapmasının gereği son sosyal güvenlik yasası ile iyice anlaşıldı.
  • Doğal tekellerin, sosyal faydası yüksek olan altyapının özelleştirme işlemleri  durmalıdır.
  • Devletin ekonomiye yalnızca finans penceresinden bakmasına son verilmelidir. Devlet planlama teşkilatına işlerlik kazandırılmalıdır.
  • Devlet borçlarının tasfiyesi hazineden alınıp , bağımsız bir borç idaresine verilmelidir.
  • Merkezi devlet ve mahalli idareler arasındaki yetki ve sorumluk yeniden tarif edilmelidir.
  • Devlete şeffaflık getirilmelidir. İhale yasası,   yolsuzluğa imkan vermeyecek şekilde  yeniden düzenlenmeli ve tüm kamu kurumları bu kapsama alınmalıdır.

 2) Üretimde yüzde 70’e çıkan ithal aramalı girdi oranını düşürmek gerekir.

  • Türkiye’ nin rekabet gücünü yeniden sağlayacak kur politikası uygulanmalıdır.
  • İçeride yüksek katma değer  yaratan, istihdam ağırlıklı politikaları geliştirmeliyiz.   Eğer içeride iplik fabrikasını kapatıp , düşük kurdan dolayı daha ucuza geliyor diye iplik ithal ediyorsak ,bu ithalatı dış borçla yapmayı iç tasarruf eksiğine bağlamak yanlıştır. Çünkü bir tasarrufu atıl kılıyorsunuz.

3)IMF ile satnd- by, ekonomide iç dinamikleri köreltiyor. Ekonomi kendi ayakları üstünde duramıyor.

 

Aslında IMF ile stand- bay düzenlemesi yapmak , ekonominin istikrarsız olduğunun bir göstergesidir. Bu nedenle IMF ile stand- by düzenlemesi yapan ülkelere, sıfırdan yatırım yapacak ve uzun dönemli risk alacak sermaye gitmiyor. Sonucu bekliyor. Giden sermaye mevcut karlı yatırımları alan sermayedir. Yani yatırım hacmine bir ilave değildir. Temel tercih IMF’ den uzak durmak olmalıdır. Zaten G- 20 içinde IMF’ ye giden tek ülke Türkiye’ dir.

 

Buna rağmen Hükümet ve başbakanın süreci yanlış yönetmesi

Nedeniyle, ok yaydan çıkmıştır. Türkiye yalnızca bir yıl için IMF ile stand- by düzenlemesi yapmalıdır.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.