MERKEZ BANKASINA GÜVEN AZALDI

Merkez bankası önceki gün faizleri artırmadı ve Enflasyonla mücadele ediyorum mesajı verdi.  

Aslında Merkez Bankası 2006 yılından beri, enflasyon hedeflemesi uyguluyor. Enflasyon hedeflemesinin birtakım maliyetleri ve riskleri vardır. Maliyeti, Merkez bankasının yalnızca enflasyon hedeflemesine odaklanmasıdır. Bu durumda diğer göstergelerde sapmalar olabilir.  Riski ise MB Eğer hedefi tutturamaz ise itibar kaybeder. Güven kaybeder. Güven kaybı piyasada kırılganlık yaratır.  

Merkez Bankası bu güne kadar enflasyon hedeflemesini tutturamadı. Son yıllarda birkaç defa revizyon etmesine rağmen yine de tutturamadı. MB olan güven yalama oldu.  

 

 

Öte yandan düşük faiz enflasyonu frenlemez, tersine artırır. Düşük faiz tüketimi teşvik eder, tasarrufu frenler. Özellikle bu günkü gibi, enflasyona göre düzeltilmiş faizler yani reel faizler eksi olunca, nakit para tutmak cep yakar. Paranın satın alma gücü düşer. Tüketim artar. Talep artışı enflasyonu artırır. 

Ayrıca önceki gün MB piyasanın odaklandığı ve beklediği faizleri artırmadığı için, diğer gelişmekte olan ülke paraları dolar karşısında değer kazanırken, TL değer kaybetti.  

Kur artışı, üretim maliyetlerinin artmasına neden olur. Çünkü sanayi sektörü aramalı olarak yüzde 70 oranında ithal aramalı ve hammadde kullanıyor. Kur artışı ithal girdi fiyatlarını ve sonuç olarak üretim maliyetlerini artırıyor. Şirketler bu maliyeti perakende fiyatlara yansıtıyor. Yansıtamazlarsa zarar ederler. Ayrıca da piyasada oligopol yapı olduğu için yansıtmak daha kolay oluyor. TÜFE oranları artıyor. 

Belki daha da önemlisi, Enflasyon kronikleşti. Nedeni ekonomide düşük verimlilik, oligopol piyasa yapısı ve Kamu harcamalarının etkin kullanılmıyor olmasıdır.  Bunun içinde enflasyonda çözüm Para politikası ile değil ancak yapısal önlemlerle gerçekleşir.    

Merkez Bankası hangi gerekçeyi açıklarsa açıklasın, biliniyor ki asıl gerekçe siyasi iktidarın ‘’ faiz artarsa ekonomide canlanma olmaz. Faizler düşük giderse ekonomi canlanır. ‘’ şeklindeki düşüncesidir.

Merkez Bankası faiz kararı verirken Reel faizler üstünden karar vermesi gerekir. Reel faiz, enflasyonun etkisi giderilmiş olan faizdir. Kasım ayında yıllık TÜFE oranı yüzde 8.1 oldu. Bu orana göre:   

Merkez Bankasının yüzde 7.5 olan gösterge faizi (bir haftalık repo ihale faizi ) , reel faiz olarak eksi 0.55 dir.  

Piyasaya sürülen paranın ortalama faizi yüzde 8.85 faizi de reel faiz olarak 0.69’dur. 

Eksi faiz, teorik olarak yatırımların artmasına ve ekonominin canlanmasına neden olur. Ne var ki, iç ve dış politikada sorunlar, ekonomide kırılganlık ve MB’ nın güven kaybetmesi nedeniyle Türkiye de yatırım ortamı yoktur.    

Kaldı ki, Türkiye de büyüme faizlerin daha yüksek olduğu dönemlerde gerçekleşti. Aşağıdaki grafikte mevduat reel faiz oranları ile büyüme oranları gösterilmiştir. Grafik, düşük faizle büyüme arasında doğrusal bir ilişki olmadığını ortaya koymaktadır. 

Mevduat reel faizi 2003 ile 2010 yılları arasında yüksek olmuş, büyüme oranı da 2008 ve 2009 kriz yılları hariç o yıllarda yüksek olmuştur.  2011 ve sonrası yıllar mevduat reel faizleri sıfıra yakın ve eksi olmuş, aynı yıldan bu yana düşük büyüme ve durgunluk yaşıyoruz.  

Hükümet ve Merkez Bankası neden bu hesapları yapmıyor?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.