Makro Ekonomik Politikaların İstihdam Üzerindeki Etkisi

PROF.DR. ESFENDER KORKMAZ

İSTİHDAM YARATACAK YENİ BİR EKONOMİK MODELE GEÇMELİYİZ

Gelişmekte olan ülkelerin gelişmesini tamamlaması için, yalnızca büyüme yetmiyor. Ayrıca büyüme yanında, eğitim, verimlilik, sosyal yapıda iyileşme gibi değerleri de içine alan “İktisadi Gelişme” hedef alınmalıdır. İktisadi gelişme ve kalıcı istikrar için ise, temel olarak iktisadın üretim – istihdam ve bölüşüm ayakları birlikte planlanmalıdır.

2001 yılından itibaren, IMF ve IMF’ciler tarafından Türkiye bu temel raydan çıkarıldı.  Yerine, ekonomi istihdam yaratmayan ve ithalata dayalı bir büyüme kulvarına sokuldu.

Bu gün, herkes istihdam yaratmayan bu ekonominin kırılmasını istiyor… Ancak çözümler tartışılmıyor… Çözüm ise “İstihdam dostu büyüme” gibi, içeriği açıklanmayan sloganlarla sınırlı kalınıyor.

İstihdam yaratacak yeni bir ekonomik modele ihtiyacımız var… Tartışılması gereken bu model olmalıdır.

Bu çerçevede, yatırımların ve istihdamın artması için çok önemli gördüğüm, rekabet şartlarında iyileşme, dış rekabet şartlarının sağlanması, tasarrufların ve yatırımların artırılması için uygulanması gereken politikaların neler olması gerektiği üstünde durmak istiyorum.

I ) REKABET ŞARTLARINDA İYİLEŞME SAĞLANMALIDIR.

Bir ekonomide haksız rekabetin önlenmesi, Oligopol yapıların kırılması ve tekelciliğin önlenmesi, devletin görevidir. Tam rekabet şartları yalnızca bir idealdir. Hiçbir zaman sağlanamaz. Önemli olan, bu şartlara ne kadar yaklaşıldığıdır.

Dünya Ekonomik Forumu tarafından düzenlenen rekabet sıralamasında, Türkiye 2010 yılında 61. sırada yer aldı. 139 ülkede 12 ayrı indeks üzerinden gerçekleşen sıralamada, ilk dört sırayı, İsviçre, İsveç, Singapur ve ABD aldı.

Rekabet şartlarının iyileşmesi, spekülatif piyasaların ve spekülatif faaliyetlerin önlenmesi, ülke riskinin azalması ve sonuçta yatırım eğilimin artması için öncelikli hedef olmalıdır.

Bunun için:

Devlet – Piyasa arasında optimal bir denge kurulmalıdır. Bu dengenin kurulmasında, özel fayda – sosyal fayda yararlanılması gereken en iyi kriterdir.

  • Bu çerçevede, altyapı yatırımlarının bütçe içindeki payının artırmak gerekir. Sıfırdan yap- işlet devret şeklinde altyapı yatırımları özel sektöre verilebilir. Ancak tamamlanmış paralı yol ve köprülerde özelleştirme düşünmek yanlıştır. Bu yapıların daha iyi bakımı yapılır ve fiyat düşürülürse, toplam fayda daha yüksek olur.
  • Devletin geri kalmış bölgelerde, o bölgenin özelliğine göre, istihdam yaratacak yatırımları bizzat yapması gerekir. Bu yörelerde oturanlar bu işletmelerde çalışmalı ve aynı zamanda ücretlerinden kesinti yapılarak bu işletmelere ortak olmaları ve sonunda bunlara devredilmesi planlanmalıdır. Bu takdirde gelir artışı ve istihdam artışı, o bölgenin kalkınmasına da imkan sağlayacaktır.
  • Oligopol yapıların olduğu sektörlerde, devlet ayırıcı ve öncelikli teşvik vererek, bu sektörlere yeni yatırımlar ve yeni girişler sağlamalıdır.
  • Yatırım teşviklerinde, emek yoğun ve ithal ikamesi yatırımlarına daha fazla teşvik verilmelidir. Bu gibi yatırımlarda, yatırımın tamamlanma aşamasına göre en az yatırımın yüzde 20’sini karşılayacak nakdi teşvikler verilmelidir.
  • İnşaat sektörü istihdam yaratıcı ve sürükleyici sektördür. Devlet arsa üretmeli, sosyal konut yapmalı ve fakat bu gün uygulanmakta olan lüks konut yapımından vazgeçmelidir. Devletin, arsa, imar ve vergi avantajlarını kullanarak inşaat sektöründe lüks konut yapması özel sektöre karşı haksız rekabet yaratması demektir.

II ) DIŞ REKABET GÜCÜMÜZÜ ARTIRMALIYIZ.

Dalgalı kur politikası, hem içeride rekabeti bozuyor, sektörler arasında, işletmeler arasında haksız rekabet yaratıyor, hem de dışarıya karşı Türkiye’nin rekabet gücünü düşürüyor.

Dalgalı kur sisteminin temel gerekçesi, kur dengesini sağlamaktır.
Başka bir ifade ile teoride ve gelişmiş bir piyasada uygulamada, dalgalı kur sistemi, otomatik olarak kur dengesini sağlar. Cari açık veren bir ekonomide döviz talebi artar… Talep arttığı için de kurlar artar. Kur artışı ihracatın artmasını sağlar. Dış cari açık dengeye gelir.

Türkiye’de cari açık var… Bu sene 42 milyar dolara çıkıyor. Ne var ki kur artmıyor… Çünkü cari açıktan daha fazla, sıcak para, dış borç, özelleştirme geliri gibi kalemlerden döviz girişi oluyor. Ayrıca halkın 120 milyar dolar döviz tevdiat hesabı var. Kur artmaya başlayınca herkes döviz bozduruyor. Bu nedenlerle “dalgalı kur sistemi” Türkiye’de otomatik kur dengesini sağlayamıyor.

Tasarruf / GSMH Oranları

III ) YENİ YATIRIMLARI ARTIRMALIYIZ.

 Yatırım, sermaye mallarına ve teçhizat stokuna yapılan ilavedir. Küreselleşme yatırım anlayışını değiştirmiştir. Plasmanlar yatırım olarak tarif edilmeye başlanmıştır. Oysaki örneğin, Türkiye de Borsaya plasman yapmak, yatırıma dönüşmüyor. Zira borsada yabancı sermaye oranı yüzde 70 olduğu için karlar dışarıya gidiyor.

Türkiye’de toplam talep, piyasa yapısı, kambiyo sistemi, yatırımlar için caziptir. Buna karşılık,

  • Özel Tasarruf oranı,
  • Yabancı Sermaye ve kur politikası,
  • Kamu altyapı yatırımları,
  • Rekabetçi vergi sistemi,
  • Teşvik Politikası
  • Bürokrasi açısından yeterli değildir.

Bunlardan, ortalama tasarruf oranının düşük olması ve tasarrufların yatırıma dönüşmüyor olması, en önemli sorundur.

TASARRUF ORANI NASIL ARTAR?

Tasarruflar, devletin yarattığı cebri tasarruflar ile gönüllü tasarrufların toplamıdır.

Özel tasarrufların Gayri Safi Yurtiçi Hasılaya oranı, 2000 yılında yüzde 23.4 iken, 2009 yılında yüzde 16.8’e düştü.

Özel tasarruf oranının düşmesinin nedenleri şunlardır:

  • Genel kurala uygun olarak, Türkiye’de de özel tasarruflar ile kamu tasarrufları arasında ters bir ilişki var. 2008 yılına kadar, IMF’nin faiz dışı fazla şartı nedeniyle bütçe açıkları azaldı. Kamu tasarrufları arttı. Kamu tasarruflarının arttığı yıllarda, özel tasarruflar azaldı.
  • Özel tasarrufların düşmesinin ve tasarrufların yatırıma dönüşmesinin önündeki engeller, ekonomide kırılganlığın artması, piyasanın spekülatif yapı kazanması, kamuda şeffaflığın azalmasıdır.
  • Kredi kartları ve tüketici kredilerinin yaygınlaşması ortalama tüketim oranın artmasına neden oldu. Ayrıca, Türkiye’de mevduat, çok sınırlı olarak doğrudan yatırım kredilerine dönüşüyor.  BDDK raporuna göre, 2008‘den 2009 ‘a, bireysel krediler yüzde 10.9, kurumsal ve ticari krediler yüzde 7.9 arttı, KOBİ kredileri ise yüzde 0.7 düştü.
  • Özel yatırımlarının teşvik edilmesi ve yönlendirilmesi anlayışında önemli değişiklik oldu. Yatırımlara verilen devlet desteğinde azalma oldu.

İç tasarruf açığı, cari açığı ve dış kaynak ihtiyacını artırdı. 2007 IMF ‘Dünya Ekonomik Görünüm’ raporunda, Türkiye yatırım oranlarının, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere göre düşük olduğu belirtilmiştir.

Özel tasarrufların ve yatırımların artması için:

  • Tasarruf faizleri ile kredi faizleri arasında, makul bir kar marjını içerecek denge kurulmalıdır. Mevduat faiz oranı gibi kredi faiz oranları da yıllık tespit edilmelidir. Aylık faiz, istikrarsız ve değişebilirliği, oynaklığı yüksek ve spekülatif bir finans piyasası icadıdır. Bu icat tasarrufları ürkütmüştür. Özel yatırımların finansmanını zorlaştırmıştır.
  • Gelir dağılımında bozukluk, tasarrufları artırır… Çünkü yüksek gelir guruplarının tasarruf eğilim yüksektir. Bu defada, düşük gelir guruplarının tasarrufları eksi olur. Kaldı ki aynı zamanda yatırımları uyaran toplam talepte de bir azalma olur.
  • Türkiye de halen kayıt dışı yoldan yurt dışına kaynak çıkışı oluyor. Bu da iç tasarruf oranını düşürüyor. Kayıt dışı kaynak çıkışını önlemek için, yer altı ekonomisini önlemek gerekir. Ayrıca iç siyasi güveni oluşturmak gerekir.
  • Yabancı sermaye politikasını değiştirmeliyiz. Sıcak para tuzağından kurtulmalıyız. Zira sıcak paranın girdiği ülkeye, sıfırdan yatırım yapan yabancı sermaye gelmiyor. Ya karlı iletmeleri satın alan sermaye giriyor… Ki bu durumda da kar ve faiz gibi faktör gelirleri olarak dışarıya kaynak transferi artıyor. Ya da kısa vadeli sermaye giriyor. Uzun vadeli sıfırdan yatırım yapacak, ilave istihdam yaratacak sermayenin girmesi için, sıcak paranın kontrol edilmesi gerekir.
  • Daha da önemlisi, yatırımların ve özellikle emek yoğun yatırımları artırmak için istihdam yükünü düşürmeliyiz. Türkiye’de istihdam üzerindeki vergi ve prim yükü, yüzde 37’den başlamaktadır. Yüksek istihdam yükü hem içeride, kayıt dışı istihdama neden oluyor… Bu sorun da haksız rekabet yaratıyor. Hem de Türkiye’nin dış rekabet gücünü düşürüyor. İstihdam yükünün daha düşük olduğu ülkelere karşı da, Türkiye’nin üretim maliyeti daha yüksek olmakta ve rekabet şansını azaltmaktadır. Yapılması gereken, istihdam yükünü yüzde 25’e indirmektir. Bu durumda kayıt dışı istihdam da azalacaktır. 8.5 milyona yükselen kayıt dışı istihdam önemli ölçüde düşecektir.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir