İLK SIRADA MİLLİ ÇIKARLARIMIZ OLMALIDIR.

Geçen ay Arap Birliği Toplantısında ‘’ Türk askeri birliklerinin Irak topraklarına girmesi ,Irak’ın egemenliğine karşı düşmanca tavrı ve Arap Milli güvenliğine tehdit oluşu itibariyle Türkiye Hükümeti kınanmıştır ‘’ şeklinde bir karar  alınmıştı.. Ne Suudi Arabistan ne de Katar bu karara itiraz etmemiş ve muhalefet şerhi koymamıştı.  

 

Dikkat edersek Araplar Ümmet demiyor… Arap Milli Güvenliği diyor.

 

 

 

Suudi – İran gerginliği yaşanırken, Türkiye Suudilerin idam cezasını resmi olarak kınamadı ve fakat Dış işlerimiz, İran da diplomatik misyonlara yönelik saldırılardan endişe duyduğunu söyledi.

 

Doğrusu Suudilerinde, İranlılarında yaptıklarının yanlış olduğunun kınaması ve Türkiye’nin tarafsızlığının bir şekilde belirtilmesiydi.   

 

Suriye sorununu Türkiye’nin başına Suudiler sardı. Bundan sonra siyasi iktidarın daha dikkatli olacağı umulur.

 

Suudi Arabistan’da kraliyet ailesi ve İran’da Mollalar, ülke kaynaklarını kullanmak ve iktidarlarını devam ettirmek için, halka karşı dini ve mezhepleri kullanıyorlar.

 

Suudi Arabistan ABD ile İran arasında yaşanan gerginlikte ABD’den daha çok ABD’ci olmuştur. Türkiye’nin ise Suudiler ile Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ve İslam Konferansı Örgütü (İKÖ)  ikili ilişkileri var.

 

Fakülte Dekan ılığım sırasında 1995 ve sonraki yıllarda Türkmenistan’da Ekonomi Üniversitesi ile İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi arasında işbirliği anlaşması vardı. Türkmenistan’dan gelen Üniversite Rektörü, Suudi kraliyet ailesinin kendisini çağırdığını ve ‘’Türkiye ile olan bilimsel anlaşmalarını feshedersen, sizin Üniversiteye daha iyi imkanlar vereceğiz ‘’ dediklerini anlatırdı.

 

Suudi Arabistan kökten dinciliğin üssü gibidir. Bizim gibi Laik bir devlete, böyle kaldığımız sürece yakın durmayacakları çok açıktır.   

 

İran’a gelince İran’da Ekonominin yüzde 45’i vakıflar yoluyla Devrim Muhafızlarına verilmiştir. Kaldı ki devlete ait Her fabrikanın, her işletmenin bir genel müdürü, bir yönetim kurulu vardır. Ancak bunların kararlarının yürürlüğe girmesi için o işletmede görevli devrim muhafızı tarafından onaylanması gerekir. Özetle İran’ın sahibi halk değil, devrim muhafızlarıdır. Halkın yüzde 80’i bu günkü yönetim sisteminden memnun değildir.  

 

İran, Iraktaki Şii hükümeti destekliyor.  İran Irakta asker bulunduruyor ve İran askerleri DAEŞ ‘ la savaşıyor.

 

İranlıların kendisi , ‘’Suriye’de 100 bin askerimiz ‘’var diyor.

 

Türkçe konuşan Ülkeler Parlamenterler Assamlesi olarak 2010 yılında Azerbaycan’a gitmiştik. Bakü’de Milli mezarlığın yanında Türkiye’nin yaptırmış olduğu cami kapalıydı. Azeri siyasetçilere nedenini sorduğumuzda, Bu camiyi Şiilerin propaganda merkezi haline getirdiklerini, Hizbullahlın kontrolüne geçtiği için kapattıklarını anlatmışlardı.

İran –Suudi ilişkilerine gelince, İran’da Şah döneminde Suudi Arabistan’la olan ilişkiler, 1979’daki devrim sonrası kesildi ve iki ülke arasında giderek yükselen bir gerginlik başladı. Bu noktada ABD’ nin etkisinin olduğu da siyasetin akışından anlaşılıyor.    

Özetle Türkiye her iki ülkeye karşı tarafsız davranmalıdır.

Dış politikamız Milli çıkarlarımız ekseninde olmalıdır. Bunun içinde Ortadoğu politikalarımızda tarafsız olmalıyız, Mezhep kavgalarından uzak kalmalıyız, Laik devlet anlayışımız devam etmelidir ve Din eksenli politikadan uzak durmalıyız. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.