LAHMACUN EDEBİYATI İLE EKONOMİ OLMAZ

Tıp okumayan ben hekimim demez. Buna karşılık iktisat eğitimi yapsın veya yapmasın herkes biraz iktisatçıdır. Özellikle mühendisler kendilerini ekonomiyi bilenlerden sayarlar. Bu gelenek rahmetli Özal ile başladı. Özal, maliye ve iktisatla ilgili bakanlıkları çoğu kere mühendislere verirdi. Kendisi de bir mühendis olarak Devlet Planlama Teşkilatı müsteşarlığı yapmıştı.

 

Maliyeci, vergi hukukçusu,  Bankacı ve finansçı, muhasebeci, işletmeci gibi eğitim ve meslek sahipleri ise, kayıt koymadan iktisatçı olduklarını ifade ederler. Belki bu eğitim ve meslekler uygulamaya dönük olduğundan, iktisatçı olmaktan daha cazip olabilir. Ancak hepsi farklı uzmanlık alanlarıdır. 

 

 

Sosyal fayda ve sosyal maliyet üstüne oturmayan analizlerle, ekonomide kaynakların etkin dağılımını sağlamak mümkün değil. Bir yatırımın yalnızca özel faydasını görüp, topluma sağladığı faydayı veya topluma getirdiği maliyeti hesaplamadan yararlı ve etkin bir kamu yatırımı yapmakta mümkün olmaz.

 

Öte yandan cin fikirle, ekonomik gerçekler de farklıdır. Siz bir cin fikir söylersiniz… Amerika’yı yeniden keşfettiğinizi sanırsınız… Oysaki bu fikrin yıllar önce yanlış olduğu ispatlanmış olabilir. İktisatçı aynı hatayı yapmaz… Çünkü onun işinin ve uzmanlığı ekonomidir… Ekonomi altyapısı vardır.

 

Bakanlardan birisi aynen şöyle diyor: ‘’Kredi kartlarına sınır getirelim olmaz. Sen rekabeti geliştirmek için uğraşacaksın. Öyle kanunla filan olmaz bu işler, kimse popülizm yapmasın‘

 

 

 

 

REKABET NEDİR?

 

Hazinenin borçlanmasında faizler, arz edilen kamu kâğıtları ve talep miktarına göre oluşuyor. Ancak, mevduat faizleri için bir üst sınır var. Bankalar Birliği ve Merkez bankası bu üst sınırı ilan ediyor.

 

Öyle bir rekabet ki, mevduat faizinde üst sınır yüzde 20 iken, kredi kartı akdi faizinde yüzde 60, kredi kartı gecikme faizinde yüzde 8 dolaylarında ilan ediliyor. Yani bankalar aldıklarının üçte birini veriyorlar. Bu faiz şartında Rekabet gelişmiş mi oluyor?

 

Başbakanlığa bağlı TOKİ ve İstanbul Büyük Şehir Belediyesine bağlı KİPTAŞ’ ın kuruluş felsefesi, gecekonduyu önlemek, sosyal konut üretmek ve arsa üretmektir. Oysaki her ikisi de lüks konut yapıp satıyor. Sosyal konut üretmeleri ikinci planda kaldı.

 

Bu kuruluşlar lüks konut üretip satarken, devletin arsalarını kullanıyorlar. Özel sektör müteahhitleri gibi İmar sorunları olmuyor. Vergi vermiyorlar. Harç ödemiyorlar.

 

Özel sektör bu şartlarda nasıl rekabet edebilir?

 

Üstelik Başbakan ve AKP’ liler, TOKİ lüks konut ve ticaret merkezi yaparak kaynak yaratıyor. Bununla sosyal konut yapıyor. Yani bir yandan rekabetin gelişmesini sağlıyoruz diyenler, diğer yandan devlete ticaret yaptırıyor.

 

Gerçekte ise, devlet lüks konut yapan özel sektörden vergi alır. TOKİ bir kamu kurumudur… İşi de bir kamusal hizmet olan sosyal konut üretmektir. Buna rağmen zengine konut satıp kar sağlayan, vergi vermeyen, adı kamu kurumu olan Dünyada rekabet adına başka bir garabet örneği var mı?

Başbakan kendi icadı olan bu uygulamayı neden yapıyor?

Bizden başka dünyada kendi ürettiği böyle başka sakat bir rekabet olmadığını hiç merak etmedi mi?

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir