Küreselleşme Demokrasiye Yaramadı

1990‘lı yıllarda, militan küreselciler, küreselleşmenin demokrasinin de önünü açacağını savunuyordular. Amerikalı Yoshihiro Francis Fukuyama, 1992 yılında yayınlamış olduğu (The End of History and the Last Man) ‘Tarihin Sonu ve Son İnsan’ adlı teziyle Batı Liberal düşüncesinin insanlığın ulaşabileceği son aşama olduğunu iddia etmiş ve gündem olmuştu. O yıllarda başka bir yazısında “küreselleşme için gerekli olan ve liberal iktisadi düzeni güvence altına almanın en geçerli yolu demokratik düzenin sağlanmasıdır” diyordu. Birçok düşünür küreselleşmenin başarısı için otokratik rejimleri kaldırmak gerektiğini savunuyordu.

Aslında küreselleşme teorisine de bakarsanız bu düşünceler tutarlı görünüyor. Mamafih Sovyetlerin piyasa ekonomisine geçmesi, komünist tek parti düzeninden çok partili seçim düzenine geçmeleri de aynı yaklaşımları o zamanlar haklı çıkarmıştı. Ancak şeytanda boş durmadı. Çin demokrasiye geçmedi ve fakat rejimi küreselleşmeye açık ve hatta avantajlı hale getirdi. Rusya ve Sovyetlerden ayrılan orta Asya Türk Cumhuriyetleri dikta rejimlere geçtiler. İslam ülkeleri, siyasi İslam’ı kullananlar tarafından dinamitlendi, Tunus dışında çoğunda şeriat ve otokrasi geldi.

Küreselleşmenin demokrasi getireceğini söyleyen Fukuyama ya bir konferansı sırasında iddianız gerçekleşmedi diye sorduklarında, o da ; “25 yıl öncesine kıyasla çok farklı bir dünyada yaşıyoruz. 1990’larda her şey çok umut vericiydi. Üçüncü Demokratikleşme dalgasının ortasındaydık. Ancak bu gün demokrasinin niteliği geriledi. Birçok ülkede yolsuzluk, kötü yönetimler ve hatta otoriterleşmeye geri dönüş gözlemliyoruz… Rusya, Macaristan, Türkiye, ABD’ye de olduğu gibi” demişti.

Küreselleşme sürecinde, Demokrasiyi savunan sivil toplum Örgütleri arttı. İletişim ve haberleşme imkanları arttı. Sosyal medya ağı genişledi. Bu yolla insanların demokrasi bilinci artı. Ne var ki yine de, popülizm yoluyla, korku yaratarak, krallar, Emirler, Mollalar ve şeytan diktatörler galip geldi. Demokrasi inişe geçti.

Küreselleşme üretim faktörlerinden yalnızca sermaye dolaşımına imkan sağladı. Spekülatif sermaye için demokrasilerde kurumsal yapılarla uğraşmak yerine tek bir diktatörü etkilemek daha kolay geldi. Ortadoğu ılımlı İslam projesini çıkardılar. El altından diktatörlere destek verdiler.

Küreselleşme sonuç olarak ta demokrasiye zarar verdi. Küreselleşme sürecinde Dünyada zengin– fakir ülke farkı açıldı. Cari fazla veren ülkeler daha zengin, cari açık veren ülkeler ise daha fakir oldu. Aynı zamanda küreselleşme ile spekülatif sermaye, siyasi iktidarları etkisi altına aldı. Spekülatif sektörler oluştu. Dünyada  çoğu  ülkede İktidar zenginleri ve spekülatif zenginler türedi ve gelir dağılımı bozuldu.

Yoksullaşan ve geçim derdine düşen insanlar siyasi istismara ve vaatlere daha kolay inandı. Bu süreçte demokrasi ikinci planda kaldı, siyasi istismarlar, popülizm öne çıktı. Demokrasi kültürü aşındı.

Birçok ülkede yoksullaşan halkın durumu, sosyal politikalarla da iyileştirilebilir. Ancak bu durumda siyasi liderler oy düzeneği kuramazlar. Zira halk sosyal politikaları devletin doğal bir görevi olarak görüyor. Kötü niyetli siyasi liderler ise, bu işi popülizm yoluyla oy düzeneği kuruyorlar. Söz gelimi bütçe kaynaklarını istihdam yaratmak için değil, para dağıtmak için harcıyorlar. Ama kamu kaynaklarının bu şeklide çar-çur edilmesi sürdürülemez.

Sonuç olarak Dünyada birçok ülkede demokrasi kan kaybetti . Ancak otokrasi de böyle yürümez. Çünkü  her şeyden önce ülkelerin kaynakları etkin kullanılmadı. Söz gelimi Venezuela da Hugo Chavez ; ‘’ dağıttığı süerece halk onu seviyordu ‘’ Şimdi de halefi Maduro böyle yapıyor. Sonuçta Venezuela yaşanacak bir ülke olmaktan çıktı.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir