KURDA YANLIŞ OLAN NEDİR?

Dolar son yıllarda Dünya da diğer paralar karşısında değer kazandı ama daha kırılgan bir ekonomi olduğumuz için bizde TL karşısında daha fazla değer kazandı.  

Türkiye 2000 yılında, IMF’nin önerisi üzerine  sabit kur rejimi uyguladı. 2000 yılında MB dolar kurunu yüzde 20 artışla sınırladı. Ancak aynı yıl TÜFE oranı yüzde 39 olunca , dolar kuru üstünde aşırı baskı oluştu ve 2001 şubatında kriz patladı. Aynı IMF bu defa sabit kurun tam 180 derece tersi olan ‘’Dalgalı kur sistemini ‘’ önerdi. Daha doğrusu desteği bu şarta bağladı. Bu güne kadar ne çektikse dalgalı kurdan çektik.   

 

 

Dalgalı kur sistemi başıbozuk bir sistem olarak algılandı. Kontrolsüz sıcak para girişi oldu ve kur üstünde baskı oluştu. Bu baskı Merkez Bankası ve Hükümet’in düşük kur uygulama isteği ile birleşti ,TL aşırı değer kazandı.  

2008 Eylül ayın da , 2003 TÜFE bazlı reel kur endeksi yüzde 124.57 oldu. Bir dolar bir lira konuşulmaya başlandı.   Ne var ki , bu nedenle cari açık arttı ve dış borç stoğu arttı. Ekonomide kırılganlık arttı. Bu güne kalan kötü miras  TL ‘nin aşırı değer kaybetmesi ve 406 milyar dolar dış borç oldu… Üstelik cari açıkta devam ediyor. 

2001 krizinden sonra , normal olarak sabit kurun 180 derece tersi bir kur sitemi yerine ara sistemler veya geçiş sitemleri uygulayabilirdik ve kur sorunun yaşamazdık. 

Döviz kuru, bir birim ülke parasının diğer bir ülke parası cinsinden fiyatına , değerine denir. Bu kavram iki taraflı bir ilişkiyi içerir, bu yüzden iki taraflı (nominal) döviz kuru olarak da adlandırılır. (MB) Efektif kur piyasada nakit döviz kurunu ifade eder. Öte yandan, reel kur ise enflasyondan dolayı, aşırı veya düşük değerlenmiş olan Milli Paranın enflasyon oranına göre düzeltilmesiyle belirlenen kurdur. 

Genel bir yaklaşım olarak, dalgalı kur sisteminde olduğu gibi serbest ve müdahale görmeyen kur uygulamaları için “kur politikası”, sabit kur sisteminde olduğu gibi bir otorite tarafından belirlenen kur uygulamaları için “kur rejimi” tabirini kullanmak realiteye daha uygundur. 

Teknik olarak bir ülkenin hangi kuru sistemini uygulaması gerektiği , döviz piyasasının işleyişi , söz gelimi vadeli döviz işlemleri piyasasının gelişip gelişmediği , piyasada rekabet koşulları , dolarizasyonun  olup olmadığı ,MB bağımsızlığı gibi faktörlere bağlıdır. Bu faktörlere baktığımızda 2001 yılında bizde  saydığımız faktörler olarak dalgalı kur siteminin altyapısı hiç yoktu.  

Günümüze kadar uygulanmış olan ve halen de uygulanan çeşitli döviz kuru sistemleri bulunmaktadır. Ancak temelde kur sistemleri “sabit döviz kuru sistemi” (fixed) ve “esnek döviz kuru sistemi” (flexible) olmak üzere ikiye ayrılır. IMF de döviz kuru sistemlerini “esnek dalgalanan kur” (floating), “katı sabit kur” (soft peg) olarak sınıflandırmıştır.

Sabit ve esnek döviz kuru sistemleri dışında, her iki sistemin karışımından oluşan karma (ya da alter natif) döviz kuru sistemleri de bulunmaktadır.

Bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde uygulanan döviz kuru sistemleri, çoğunlukla esnek ve sabit döviz kuru sistemlerinin karışımından oluşan karma döviz kuru sistemleridir.

Bunlar içinde en fazla uygulanan yönetimli dalgalanma (managed float ) modelidir. Bu sistemde kurlar ilke olarak serbest ve fakat Merkez bankasının denetimi altında dalgalanmaya bırakılmıştır. Bu sistem hem serbest dalgalanma , hem de sabit kur sisteminin ülke şartlarına göre  özelliklerini taşıyan ara sistemdir.  

Türkiye şartlarında , önce Merkez Bankasının bağımsızlığı ve lira  yanında kuru da gözetmesi için kanunda değişiklik yapılmalıdır. 

Dalgalı kur sisteminin  cari açık yönünden , bir sömürü aracı olacağını , 2001 yılından beri söylüyorum. Ayrıca  Merkez Bankasının kuru gözetmesi gereğini de 2005 yılından beri öneriyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.