KÜRESEL KRİZ VE TÜRKİYE

7 Eylül 2008’de ABD, ekonomi tarihinin en büyük müdahalesi ile, toplam mortgage kredilerinin, yarısına yakın kısmına sahip olan veya garanti eden Fannie Mae ve Freddie Mac’ın tam kontrolü hükümete geçti.
Bu iki banka ile birlikte ABD Ocak 2008 ayından eylül ayı ortasına kadar, 13 bankaya el koydu.


Dünyada liberal ekonominin lideri olan ABD’nin 13 bankaya el koyması kriz demektir. Son olarak el koyduğu iki bankanın ardından, dünya borsaları yükseldi. Ancak sermaye piyasasında kaygan zemin oluştuğundan krizi tamamıyla önlemek mümkün görünmüyor.


Türkiye’de de işadamları, özel sektör temsilcileri “Küresel kriz batıdan doğuya geliyor… İhtiyatlı olalım” diyor. IMF dahil uluslararası kuruluşlar da Türkiye’yi uyarıyor. Hükümet ise bu uyarıları palyatif önlemlerle geçiştiriyor. Örneğin, ihracatçılar için verilmesi düşünülen teşviklerin hiçbir işe yaramayacağı, bizzat ihracatçılar tarafından açıklandı.
Aslında küresel süreçten en fazla döviz kaybı (cari açık) vererek, en zararlı çıkan ülke Türkiye oldu. Son açıklanan temmuz ayı göstergelerine göre yıllık cari açık 47 milyar dolara ulaştı. Ayrıca anlaşılıyor ki, AKP Hükümeti kur sistemini ve faiz politikasını değiştirmediği için, Türkiye cari açık vermeye devam edecektir.


Küreselleşme süreci, spekülatif sermaye ve kısa vadeli sermaye ile özellikle köpek balığı iştahı ile hareket eden “hedge fonların” günümüz dünyası için bir tuzağı oldu. Şimdi tüm dünya bu tuzaktan nasıl kurtulacağını hesaplıyor. Refahın dünyaya yayılması olarak takdim edilen küreselleşme süreci şimdi bir “küresel tehdide” dönüştü. ABD’de başlayan ve tüm dünyaya yayılan küresel kredi krizinin yol açtığı zararın en az 200 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor. Mortgage krizi, dünya finans krizine dönüşüyor. İflas eden finans kurumları ve fonları kurtarmak için ABD ve İngiltere Merkez Bankaları müdahale etmek zorunda kalıyor.

Göstergeler inişte


ABD’ de temmuz verileri şöyle gerçekleşti:
Enflasyon, temmuz ayı ÜFE oranı yüzde 1.2 çıktı. Bu oran 1981 yılından bu güne kadar, gerçekleşen en yüksek enflasyon oranıdır.
Yeni konut inşaatı, temmuz ayında yüzde 11 oranında geriledi.
ABD’de büyüme oranı beklenenden yüksek çıktı ve ikinci çeyrekte yüzde 3.3 oldu. Ancak bu büyümenin devam etmesi beklenmiyor…
OECD’nin ve diğer uluslararası kuruluşların tahmini, ABD’de üçüncü ve dördüncü çeyrekte büyümenin yavaşlayacağı ve yüzde birin altında kalacağı yönündedir.
Yine ABD’de son istihdam verilerine göre, ağustos ayında tarım dışı istihdam geriledi ve işsizlik oranı yüzde 6.1 oldu. Yılbaşından ağustos sonuna kadar işini kaybedenlerin sayısı 605 bin kişiye ulaştı.
Genel anlamda dünyada, tüketim oranı ve büyüme oranları da düşmektedir.
OECD’nin tahminine göre, 2008’in üçüncü ve dördüncü çeyreğinde İngiltere ekonomisinde daralma, diğer gelişmiş ülkelerde de yavaşlama bekleniyor.

Çeyrekler itibariyle büyüme oranlarında OECD
tahmini (yüzde değişme)


Fakirleşme dönemi başladı




Dünya ekonomisi 2002 yılından 2007 yılına kadar devam eden hızlı büyüme döneminden, bir yavaşlama ve durgunluk dönemi içine girmiştir.
Türkiye’de bu yılın ikinci çeyreğinde büyüme oranı yüzde 1.9’a geriledi. Eğer fert başına GSYH artışı olarak alırsak, yüzde birin altına indi.
Küreselleşme heyecanı tüm dünyada ekonomik iç dinamikleri tetikledi ve hızlı büyüme yaşandı. Ancak söz konusu dinamiklerin bir yerde enerjisi bitti. Tüketici doyum noktasına geldi. Financial Times’in 28 Ağustos’ta yazdığına göre, küresel düzeyde özel tüketim harcamaları, 2007 yılında bir yıl öncesine göre yüzde 11 artış gösterirken, 2008 yılında yalnızca yüzde 2 arttı. Bu nedenler durgunluk beklentisini oluşturdu.
Bu süreçte en yorgun ekonomi Türkiye ekonomisi oldu. Düşük kur nedeniyle Türkiye’nin rekabet gücü düştü. Birçok sektörde daralma ortaya çıktı. Bundan sonra daha da zorlanacağımız anlaşılıyor. İhracatımızın yüzde 50’si AB ülkelerinedir. Bu ülkelerde durgunluk Türkiye’nin ihracatını olumsuz etkileyecektir.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir