İKTİSADİ GELİŞMENİN NERESİNDEYİZ?

Türkiye dünyada gelişmekte olan ülkeler içinde orta sıralarda yer alıyor… Gelişmekte olan sözünden de anlaşılacağı gibi, GOÜ’ler de temel sorun “iktisadi gelişme”dir. İktisadi gelişme “iktisadi büyüme”den daha geniş bir hedeftir.

İktisadi büyüme, (ekonomik büyüme) bir ekonomide belirli bir dönemde, (örneğin çeyrek yıl veya bir yıl içinde) Gayri Safi Milli Hasılada (GSMH) reel artışı ifade eder. Örneğin Türkiye’de 2002 yılında GSMH 275 katrilyon oldu. 2003 yılında ise bu tutar yüzde 29.7 oranında artarak 356.7 katrilyona yükseldi. Yani cari fiyatlarla yüzde 29.7 cari fiyatlarla büyümeden büyüdü…

Gerçek büyümeye ulaşmak için enflasyonun etkisini gidermek gerekiyor…

Bu durumda “2003 yılı büyüme oranı yüzde 5.9 oldu” diyoruz.

Büyüme oranı ortalama bir orandır… Örneğin 2003 yılında ki 5.9 büyüme oldu… Ancak bazı sektörlerde daralma da yaşandı. Örneğin tarım yüzde 2.5, inşaat yüzde 9.1, madencilik 2.9 ve bankacılık yüzde 7.3 daraldı. Buna karşılık ithalat vergisi yüzde 22.6 arttı… İmalat sanayide büyüme oranı da ortalama büyümenin üstünde oldu. Hasılı büyümede ithalatın önemli payı oldu…

İktisadi gelişme “İktisadi büyüme yanında, iktisadi yapıda, sosyal hayatta, refah düzeyinde, kültürel yapıda ve politik yapıda meydana gelen olumlu gelişmelerdir.” Yani bu toplumda iktisadi iktisadi siyasi ve sosyal göstergelerin nicelik yanında nitelik bakımından da iyileşmesi demektir.

Bu tarif içerisinde “iktisadi gelişme”:

 –    Fert başına gelir artışı,

–    Üretim faktörlerinin miktarının ve etkinliğinin artması,

–    Sektörel yapıda sanayi sektörünün payının artması,

–    İhracatta tarım mallarının payının azalması, sanayi mallarının payının artması,

–    Okullaşma oranının artması, eğitilmiş ve vasıflı işgücünün artması,

–    Sağlık hizmetlerinin yaygınlaşması,

–    Gelir dağılımındaki olumlu gelişmeyi,

–    Ve demokraside iyileşmeyi ifade etmektedir.

Sonuç olarak Türkiye’de “iktisadi gelişme” hem toplum refahı açısından önemlidir… Hemde şu iki nedenden ötürü büyümeden de daha önemlidir.

1)      Son iki yıldır yaşadığımız büyüme stok’a ve ithalata dayalı büyümedir… Yeni yatırım olmadığı için, gelecek yıllar için büyüme potansiyeli düşmektedir.

2)      Talep açısından gelir dağılımı, üretim açısından sağlıklı ve vasıflı işgücü yetiştirilmesi, piyasa açısından demokratikleşme gibi gelişmeler büyümenin altyapısını oluşturur. Bunlar yoksa, sürekli kalıcı büyüme sağlamak imkanı yoktur.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir