KRİZ İÇİN ACİL ÖNLEM GEREKİYOR

Mecliste, gündem dış konuşmalar için milletvekillerine yalnızca altı dakikalık bir zaman veriliyor. Bu süre içinde ekonomik konu ve sorunları tartışmak imkanı olmuyor.

Aşağıdaki konuşmam bu beş dakikalık süre içinde, kriz konusunda yaptığım uyarıdır.

 

Türkiye küresel süreçten en yüksek cari açığı vererek en zararlı çıkan ülke oldu.   Eğer önlem alınmaz ise bu defa küresel krizden de en fazla kan kaybeden ülke olacaktır.

Maalesef Türkiye de kriz maliyetinin derinleşeceğini gösteren birçok belirti bulunmaktadır.

Bunların başında, hükümetin beklentileri iyi yönetemiyor olması gelmektedir.

Hükümet küresel kriz önünde ve yaşadığımız üretim ve istihdam sorunları karşısında bu güne kadar inandırıcı ve ikna edici bir program ortaya koyamadı. ‘’tersine alınacak önlemler varsa alınır‘’ şeklindeki yuvarlak laflar, ekonomik beklentileri olumsuz etkiledi.

Kriz kapıda iken “fabrikaları doğuya taşıyın” şeklindeki bir önlemi kimsenin ciddiye alması mümkün değildir.

 

Öte yandan hükümet terörle, anarşiyle mücadelede güven vermedi.

Yolsuzluğun belgeli boyuta taşınmış olması, kamu vicdanını rahatsız etti. Haksız rekabet ve güven bunalımı doğdu.

Bu sorunun temel çözümü,  hükümetin değişmesidir. Ancak kriz kapıda iken acil olarak yapılması gereken, uzun vadeli bir program yapmak ve kısa vadeli önlemler almaktır.

YAPISAL DÖNÜŞÜM PROGRAMI

Birincisi… Uzun vadeli ‘’dinamik bir yapısal dönüşüm Programı ‘’hazırlanarak ekonomik ajanlar ikna edilmelidir. Bu planın hedefleri şunlar olmalıdır:

1)Ekonomide reel sektör ile aşırı şişen ve hatta balon yapan finans sektörü arasındaki denge yeniden sağlanmalıdır… Bu aşamada reel sektöre, konjonktürel canlanmayı ve büyümeyi sağlayacak şekilde destek verilmelidir.

2) Devleti yeniden yapılandırmak ve güçlendirmek gerekir. Kamu hizmetlerinde toplumsal yararı öne çıkarmak gerekir. Bunun içinde:

  • Devletin altyapı yatırımlarını yapması gerekir. Özellikle eğitim ve sağlığa devletin daha çok kaynak ayırmasının ve bizzat bu hizmetleri yapmasının gereği son sosyal güvenlik yasası ile iyice anlaşıldı. 
  • Doğal tekellerin ve sosyal faydası yüksek olan altyapı yatırımlarının özelleştirme işlemleri durmalıdır.  
  • Devletin ekonomiye yalnızca finans penceresinden bakmasına son verilmelidir. Devlet planlama teşkilatına işlerlik kazandırılmalıdır. 
  • Hazinenin, bütçe açıklarını gizleme aracı olarak kullanılmasının önüne geçilmelidir. Devlet borçlarının tasfiyesi hazineden alınıp, bağımszı bir borç idaresine verilmelidir. 
  • Merkezi devlet ve mahalli idareler arasındaki yetki ve sorumluk yeniden tarif edilmelidir.
  • Devlete şaffaflık getirilmelidir. İhale yasası,   yolsuzluğa imkan vermeyecek şekilde yeniden düzenlenmeli ve tüm kamu kurumları bu kapsama alınmalıdır.

KENDİMİZ ÜRETMELİYİZ

3) Üretimde yüzde 70’e çıkan ithal aramalı girdi oranını düşürmek gerekir.

  • Türkiyenin rekabet gücünü yeniden sağlayacak kur politikası uygulanmalıdır. 
  • İçeride yüksek katma değer yaratan, istihdam ağırlıklı politikaları geliştirmeliyiz.   Eğer içeride iplik fabrikasını kapatıp, düşük kurdan dolayı daha ucuza geliyor diye iplik ithal ediyorsak, bu ithalat nedeniyle cari açık vermeyi, iç tasarruf eksiğine bağlamak yanlıştır. Çünkü fabrikayı kapatarak bir tasarrufu atıl kılıyorsunuz.

İkincisi… Bugünden yarına hızlı olarak acil önlemler alınmalıdır.

Bu önlemlerin alınmasına ihtiyaç şu nedenlerden doğmaktadır.

I)Ekonominin potansiyel döviz açığı var…

  • Resmi verilere göre, özel sektörün 78 milyar dolarlık döviz pozisyon açığı bulunmaktadır.
  • İçeride 65 milyar dolarlık yabancının sıcak para stoku bulunuyor. Sıcak para, kısa sürede çıkabilecek emanet paradır. Bu anlamda kısa vadeli dış borca benzer.
  • Türkiye’nin bir yıldan kısa vadeli dış borç stoku 55 milyar dolardır. 
  •  2008 yılı cari açığın 50 milyar dolar civarında olacağı anlaşıldı. Büyüme düşerken cari açık artıyorsa, artışın tek nedeni düşük kur demektir.

Bu şartlarda döviz açığını finanse etmek zor olacaktır. Kaldı ki Küresel kriz nedeniyle sermaye hareketleri yavaşlayacaktır. Zaten sermaye girişi de azalmaktadır. Konjonktürel durgunluk nedeniyle dış talepte azalacaktır.

2 )Türkiye de finans sektörü aşırı şişti. Balon yaptı. Spekülatif yapı kazandı. Reel sektör ile finans sektörü arasında denge bozuldu. Finans sektörü reel sektörü temsil edemiyor. Bu durum kırılganlığı artırdı.

3 )Türkiye de bankaların yüzde 42’si yabancılara aittir. Bu bankaların denetimi zordur. Bu bankalar dışarıdaki patronlarını fonlarlarsa, sorun ağırlaşır. Bu bankaların dışarıdaki patron bankaları zora girerse, kendileri bunun dışında kalamaz.

KENDİ TASARRUFLARIMIZA EŞİT İMKAN

Alınması gereken söz konusu kısa vadeli önlemlere gelince

1) Türkiye’ de yerleşik veya dışarıda yerleşik Türk vatandaşlarının tasarruflarını Türkiye ye çekmeliyiz. Bunun için hükümet sıcak parayı açıkça tercih etmekten vazgeçmelidir. Sıcak paraya verdiği sıfır vergi gibi avantajları Türk vatandaşlarının tasarrufları içinde vermeli ve rekabet eşitliği getirmelidir.

2) Mevcut uygulamada,  tasarrufların yurt dışına transferi daha kolaydır. Kara para, teröre destek gibi yasal olmayanlar hariç, dışarıdan gelecek Türk vatandaşlarının tasarruflarına kolaylık sağlanmalıdır.

3) 50.000 Lira olan mevduata güvence dışında, Mevduattan muayyen bir sigorta primi keserek, isteyenin mevduatının tamamı güvence altına alınmalıdır.

4) Dalgalı kur sistemi, altı aylık bir geçiş sürecinden sonra bırakılmalı. Kontrollü kur sistemine geçilmelidir. Bu süreçte merkez bankası döviz ihaleleri yoluyla, döviz kurlarının zaman içinde tedrici artışına imkan vermelidir.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.