Krizin Ağırını Daha Yaşamadık

Döviz  her zaman bizim yumuşak karnımız olmuştur . Buna karşılık Türkiye her krizden devalüasyonla çıkmıştır. Bu gün uygulamakta olduğumuz serbest kambiyo ve dalgalı kur sistemleri ani krizleri önledi. Ama  kur şoklarına neden oldu.  Ayrıca  bu sistem dolarizasyonu da  artırdı. Döviz cinsinden tasarruflar fazla olduğu için , yüksek kurdan her zaman yerli ve yabancı döviz satanlar oldu. Ani krizleri önledi.

Ne var ki , Türkiye de kur şokları  hem krizleri erteledi hem de krizlerin yapamayacağı tahribatı yaptı.

Yüksek kur, enflasyonu artırdı. Fiyat istikrarını bozdu.  Halkı yoksullaştırdı. Gelir dağılımını bozdu.

Hayat standardını düşürdü. Bundan on sene önce işçi, memur , esnaf ve sabit gelirliler , yurt dışına çıkabiliyordu. Araba alabiliyordu. Bunlar hayal oldu.

Ülke  riskini artırdı. Dünyada faiz oranları yüzde 2-3 iken biz dışardan yüzde 7 yüzde 8 faizle borç alıyoruz.

Döviz borcu olan özel sektör firmalarının , geliri TL ile ve borç  ödemesi Dövizle olduğu için borç maliyetini artırdı. Bankaların dönmeyen kredileri bankaları zora sokabilir.

Yatırım  maliyetini artırdı. Bunun için yatırım yapılmıyor. Yatırım olmayınca  İthal girdi oranı düşmüyor. İşsizlik artıyor. Pandemi sonrası üç kişiden bir kişi  işsizdir.

Zig-Zaglı büyümeye neden oldu. Büyüme halka yansımadı. Büyümenin kimlere yansıdığını kamu oyu , Sedat Peker’in açıklamalarından,  kaçak ve kara para aklayanların , rüşvetçilerin açığa çıkmasından artık öğrendi.

Bu kadar tahribattan sonra yine de kriz kaçınılmazdır. Bir yandan Türkiye’nin 450 milyar dolar dış borcu var , bir yandan cari açık veriyoruz, öte yandan Merkez Bankasının net rezervi eksi 40 milyar dolardır. Dahası yabancı yatırım sermayesi de artık gelmiyor; tersine çıkıyor. Dövize talep artıyor.

Merkez Bankası TL karşılıklara faiz vermekle , swap işlemleri ile bu süreci sürdüremez  Bir yerde mutlaka kopacaktır. 2010 yılında Avrupa Birliği üyesi Yunanistan’da bile kopmuştu. Üstelik Türkiye İMF’ ye gitmeye de razı olmuyor. İnşallah Türkiye Yunanistan’ın durumuna düşmez. Hükümet bankalardaki döviz hesaplarına sınırlama getirmez.

Geçmiş yıllardaki krizlerde ,ertesi yıl hem büyümeye geçtik hem de cari açık devam etmedi. Zira o krizlerde ayrıca bir güven sorunu yoktu. İktisadi ajanlar çok hızlı dinamizm kazandılar.

Yine Kurumsal devlet vardı.  1980 24 ocak kararları , 1994 beş nisan kararları , 2001 Güçlü ekonomiye geçiş programı yapıldı. Piyasa ve devletin nereye gideceğini herkes biliyordu. Bu gün ise  herşey belirsiz. Yarın ne karar çıkar, kimse bilmiyor.

Ayrıca Hükümetin önlem açıklamaları da hep algı yaratmaya yöneliktir. Kur şoklarının ekonomiyi nereye taşıyacağını bilmeyen bakanlar gördük Maaşını dolarla mı alıyorsun diyerek , kur şoklarını önemsemeyen Ekonomiden sorumlu bir bakana yerli veya yabancı kim inanır.  O zamandan sonumuzun ne olacağı zaten belliydi.

İMF’ ye gitmekte de geç kaldkı. Çünkü İMF’ nin önereceği yapısal çözümler bu  defa  2001 yılında olduğu gibi birkaç yılda gerçekleşemez. Zira ekonominin altyapısı çöktü. Kurumsal devlet parti devleti oldu. Eğitim sitemine ideoloji hakim oldu. Hukuki ve demokratik altyapı kalmadı. Bundan sonraki bütçeler de  yolcusu olmayan havaalanlarına  , halkın geçemeyeceği kadar pahalı olan paralı yollar için gidecektir. Kamu hizmetleri  daralacaktır.

Cumhuriyet Döneminde inişli çıkışlı yıllarımız  oldu ve fakat millet olarak bu günkü kadar ağır sorunlar yaşamadık.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir