KANDIRILMIŞ ÜLKE TEDİRGİNLİĞİ

Eski Meclis Başkanı Cemil Çiçek , ‘’bu ülke siyaseten ve dinen kandırılmış ülkedir. ‘’ diyor. Eski AİHM yargıcı Rıza Türmen’de ‘’ AKP iktidarının, askeri siyasette ağırlığını dengelemek için AB ‘yi bir araç olarak kullandığını  ‘’söylüyor.

 

İnsanın aklına hemen gelen soru , ‘’Bütün bunlar, başkanlık rejimine geçişin bir aracı olarak mı kullanıldı? ‘’ sorusudur.

 

1)Türk Tipi Başkanlık sistemi aslında bir rejim değişikliğidir. Rejim bir devletin yönetim biçimidir. Cumhuriyet rejimi değişmiyor ve fakat Demokratik sistem değişiyor. Otokrasi riski artıyor. Toplumdaki tedirginlik te bundan ileri geliyor. Kimse gelecek rejimin ne kadar otoriter bir yönetim getireceğini, Nasıl bir hukuk düzeninin oluşacağını, tahmin edemiyor. Bilmediği bir rejimden dolayı kuşku duyuyor ve strese giriyor. Toplum geriliyor.

 

 

 

Öte yandan, PKK terörünün belki son çırpınışıdır, Fetö terörü milletin gayreti ile önlendi ve fakat uzantıları devam ediyor, OHAL’ de kalıcı kararnameler çıkarılıyor, Suriye sorunu devam ediyor, AB ile ilişkilerin sürdürülemez boyuta ulaşmış olması, mülkiyet hakkı, düşünce özgürlüğü ile ilgili endişeler varken, yani ülke bir sorunlar yumağı içinde iken, başkanlık konusunda neden bu kadar ısrar ettiğimiz de tam olarak anlaşılmış değil.  

 

Maalesef halk yüzde 52 oyla Sayın Erdoğanı Cumhurbaşkanı olarak seçerken Mevcut anayasaya göre seçti. Fiili durum yaratacağını ve yeni bir rejime gideceğini bilemezdi. Bundan sonra da bilemez.

 

Ayrıca başkanlık sistemlerinde seçmenler, seçilen başkana oy verenler ve vermeyenler şeklinde ikiye ayrılıyor.  Demokrasinin en ileri düzeyde olduğu ülkelerden biri olan ABD’ de bile iki parti var ve bu gün Trump’a oy verenler ve vermeyenler kavgası yaşanıyor.

 

Türkiye ‘de kutuplaşmanın topluma zarar verecek boyutlarda artacağından endişe edenler de var. Artar veya artmaz, ancak söylediğim gibi belirsizlik te bizzat toplumu geriyor.

 

İşte Cemil Çiçek siyaseten kandırılmış ülkeyiz derken, tahmin ediyorum ki bu siyasi belirsizliği de işin içine katıyor.

 

Türkiye ‘de demokrasi alttan, halk hareketiyle değil, üstten geldiği için özellikle siyasi iktidarların ve siyasi partilerin iyi niyetine bağlıdır. Bu anlamda iktidarın hangi noktaya kadar gideceğini bilemeyiz. Bahçelinin de, hukuku ve anayasayı askıya alan bu fiili durumu neden desteklediğini de anlayamıyoruz. Biz anlamadığımız gibi MHP tabanı da anlayamıyor.

 

2) Sayın Erdoğan Başbakanlığı sırasında Mısır’da, Laikliğin esas olduğunu söyledi. Türkiye’nin laik devlet yapısının değişmesi, kimsenin aklına gelmez. Ancak Dünyada Müslüman ülkeler içinde, büyük nüfusa sahip iki laik ülke kaldı. Birisi Türkiye, diğeri Bangladeş’tir.

 

Dünyada, İran, Pakistan ve Suudi Arabistan gibi doğrudan İslam devleti olan 6 ülke var. İslam’ın devlet dini olduğu, laik olmayan 13 ülke var. Toplam laik olmayan ülke sayısı 19’dur ve bunlardaki Müslüman nüfus ta 558.2 milyondur.

 

Buna karşılık, Kuzey Kıbrıs ve Brunei sultanlığı gibi küçük iki ülkeyi saymazsak, 18 ülkede laik ülkedir. Bunların içinde beş ülke Sovyetlerden kalan Orta Asya Türk cumhuriyetleridir. Birisi eski Komünist ülke olan Arnavutluk’tur. Bu 18 ülkenin toplam nüfusu da 369 milyondur.

 

Bu tablo ‘da insanları endişeye düşürüyor.  Söz gelimi eğer halk isterse, Türkiye Laik devlet düzeninden çıkar mı?

 

Cemil Çiçek, muhtemelen dinin siyasette kullanıldığını söylüyor… Ancak toplumun tedirgin olmasını önlemek için siyasi iktidar Laikliğin de inandırıcı bir garantisini vermelidir.

 

Zira Laiklik, Türkiye’nin ve demokrasinin en son nefesidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.