İstikrar Kaf Dağının Arkasındadır (III)

İki gündür bu köşede çıkış için çözüm önerilerimi yazıyorum. Elbette bu öneriler birer ip ucudur. Tartışılabilir. Ancak hiç yazmazsak , hiç tartışılmaz. Bizde topluma karşı görevimizi ihmal etmiş oluruz.

Dünkü yazımda ‘’Yapısal reformlar kapsamında devlet / piyasa optimal dengesi kurulmalıdır  ‘’demiştim.

3.Üretimde  dışa bağımlılık oranı düşürülmelidir. Dalgalı kur sistemi bizi bir gecelik devalüasyonlardan kurtardı. Devalüasyonları zamana yaydı. Şu anda TL  kuru yüzde 30 daha düşük değerdedir. Ancak dalgalı kur sistemi  aynı zamanda sıcak para hareketlerini hızlandırdı. Üretimin ithal aramalına bağımlı olmasına neden oldu.

Dalgalı kur sistemini iki yıl gibi bir geçiş dönemi içinde değiştirmeliyiz. Bizim gibi gelişmekte olan ülkelere daha uygun ara rejimlere  geçmeliyiz.

Aynı zamanda ; geçici bir süre için, söz gelimi 3 yıl için ,  ara malı ve ham madde sektöründe  tamamıyla ithal ikamesi politikası uygulamalıyız.  Bu çerçevede teşvikleri de  yalnızca ara malı ve ham madde üretimine vermeliyiz.

Çin gibi teknoloji ithal etmediğimiz ülkelerin plastik, oyuncak, incik boncuk gibi ithal mallarına kota uygulamalıyız.

4.Bütçe politikasını istikrar politikası çerçevesinde yeniden oluşturmak zorundayız.

Dünyada yatırım yapılmayan tek bütçe bizim bütçemizdir. Yapılmayan diyorum çünkü yatırımların bütçe içindeki payı yüzde 6.5 ile yüzde 7 arasında değişiyor. Bütçe’nin yüzde 20’sini yatırımlara ayırmak gerekir.  Özel sektör yatırımları da yetersiz olduğu için kamu  Yatırımları istihdam ve talep artışı yaratarak , ekonominin canlanmasını sağlarlar. Resesyondan çıkışı hızlandırırlar.

Kaldı ki  siyasi iktidarlar  popülizm  harcamalarını artırınca , altyapı yatırımlarına yeterli kaynak kalmaz ve aynı zamanda devletin piyasaya düzenleyici müdahalesi azalır.

Resesyondan çıkış için kamu iç borçlanmayı  artırmalı ve bu kaynakları mal ve hizmet için cari harcamalara ve  yatırım harcamalarına ayırmalıdır. Vergiler kısmen tasarruflardan ödenir. Bu tasarruflar bütçe yoluyla harcamalara yönlendirilirse , resesyondan çıkış hızlanır.  Bu anlamda denk bütçe değil , konjonktürel bütçe politikası uygulanmalıdır.

5.Resesyondan dolayı vergi gelirleri azaldı. Bu durumda vergi gelirlerini artıracak reform yapmak gerekir.

Daha etkin çevre vergileri konulabilir. Bu vergiler  Avrupadaki gibi Enerji, ulaştırma, kirlilik ve doğal kaynak vergileri şeklinde olmalıdır. Madenler ve petrolün çıkarıldığı kamuya ait alanların kira değeri üstünden ayrıca vergi alınmalıdır.

Boş tutulan, atıl kalan kalan arsa ve arazi üstünden potansiyel gelir vergisi alınmalıdır. Bu yolla bu alanların boş kalma maliyeti artacak ve  üretime girecektir.

Öteden beri konuşulan şehir rantlarının vergi alınması da reform nitelindedir.

Yerel yönetimlerin kent planlamaları için gereksinme duydukları kaynakları ve yeni gelir kaynakları sağlamak amacıyla, imar planı değişiklikleri sonucunda oluşacak gayrimenkul değer artışlarından yerel yönetimlerin pay alması sağlanmalıdır. Bu pay ile halka hizmet yapılırsa , şehir rantlarından dolaylı olarak herkes yararlanır.

Uygulama kentsel dönüşüm süreci sonucunda değeri artan gayrimenkullerin yeniden değerlenmesi ve yeni değer üzerinden bir defaya mahsus  olmak üzere “Gayrimenkul Değer Artış Vergisi” alınması şeklinde olabilir.

İstihdam üzerindeki vergi ve kesintiler yüksektir. Bu durum hem kaçak işçi çalıştırmayı teşvik ediyor , hem de emek yoğun teknoloji kullanmayı engelliyor. Sonuçta İşizliği tetikliyor. İstihdam üstünde tüm vergi ve kesintiler , tek bir vergi veya kesinti şeklinde dönüşmeli ve halen yüzde 37 olan  yüzde 25 dolayına çekilmelidir.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir