İslam Ülkelerinde Yolsuzluğun Yorumu

Bizim toplumda öteden beri bazı insanlar, kamu imkânlarının siyasi amaçla kullanılmasını, ihalelerde yolsuzluk yapıldı şeklindeki haber ve iddiaları farklı yorumluyor. Maalesef hırsızlık ve yolsuzlukla ilgili olarak yapılan yorumlar “Hırsızsa bizim hırsızımız. Kim çalmıyor ki” şeklinde olabiliyor.

Tarihi gerçeklere bakarsak; bu tür yanlış hoşgörü yalnızca bizde değil, tüm İslam ülkelerinde vardır. Bu ülkelerde yolsuzluğa tepki düşük kalıyor.

İslam ülkelerinde, kralların, emirlerin, başkanların ve cumhurbaşkanlarının şatafatı diğer çağdaş demokratik ülkelerde yoktur.

Bu şatafatta kamu imkânları kullanılıyor. Zira demokrasi yoksa emirler, krallar ve başkanlar devlet malını kendi malı gibi görüyor ve kullanıyor.

Söz gelimi Suudi Kralının altından tuvalet taşını yanında taşıması ve uçaklar dolusu yakınları ile seyahat etmesi, otelleri kapatmasını,  kapitalist ABD başkanında veya komünist Çin devlet başkanında göremezsiniz.

Azerbaycan’da Aliyev Şubat 2017’de karısını başkan yardımcısı yaptı. Bu ülkede bu aile ile bağ kurmadan iş yapılmadığı söyleniyor. Yine ithalatın da Bayan Aliyev ve yakınlarında olduğu söyleniyor. Aliyev’in serveti tartışılıyor.

Dağlık Karabağ, hukuken Azerbaycan sınırları içinde bulunan, ancak Mayıs 1992 yılında fiilen Ermenistan tarafından işgal edilmiş olan bir bölgedir.

Baba-oğul Aliyev, bu toprakların kurtarılması için bugüne kadar hiçbir şey yapmadı. Ama yine bugüne kadar hep seçildi. Bu bir korku imparatorluğu mu yoksa biat kültürü müdür?

Geçmişte ve bugün İslam ülkelerinde devlet kaynakları açık veya kapalı olarak diğer ülkelere göre daha çok istismar edilmiştir.

Bunun bir nedeni, İslam’da olan biat kültürüdür. Biat kültürü, halkın, yönetenleri sorgulamadan kabul etmesi demektir.

Diğer nedeni Siyasi İslam’ın, İslamî kuralları hep kendi lehine yorumlamasıdır. İslam toplumları Arapça bilse de İslamî kuralları analiz edemiyor. Çünkü Kur’an nastır. Analiz edilemez. Ama Siyasi İslam kendi çıkarı ve çizgisi doğrultusunda ediyor.

Mısır’da, 1981-2011 yılları arasında 30 yıl cumhurbaşkanlığı yapan Hüsnü Mübarek, İslam’da biat kültürü nedeniyle hem o kadar uzun süre iktidarda kalmış, hem de görevini oğlu Cemal’e bırakma hazırlığı yapmıştır.

Hüsnü Mübarek, iktidarı oğluna devretmeyi düşünürken, halkın büyük çoğunluğu yoksulluk sınırının altında yaşamıştır. Gençlerde işsizlik oranı artmıştır.

2011 yılında kendisi ve oğulları tutuklandığında, iki oğlunun İsviçre bankalarında 34 milyar doları olduğu anlaşılmıştır. Amerika’nın Sesi Radyosu, Hüsnü Mübarek ve ailesinin 70 milyar dolar mal varlığı olduğunu açıklamıştır.

Arap Baharı ile devrilen Tunus Devlet Başkanı Zeynel Abidin Bin Ali ve ailesi, 23 yıl boyunca Tunus’u demir yumrukla idare etmiştir. Devrildikten sonra 15 milyar dolar serveti sorgulanmıştır..

Libya’da Kaddafi’nin Kanada’da 2.4 milyar doları, Avusturya’da 1.7 milyar doları, İngiltere’de 1 milyar doları, ilgili devletler tarafından dondurulmuştur.

Yemen’i 30 yıl boyunca yöneten Saleh’in, 32 milyar doları olduğu öne sürülmüştür.

Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu, İslam’da zenginliğin sorgulanmadığını, ancak bunun haramdan mı, helalden mi, kazanıldığının, içinde kul hakkının olup olmadığının sorgulandığını söylüyor.

Öte yandan bildiğimiz ve duyduğumuz kadar İslam’da, lüks haramdır diye bir anlayış var.

İşte bunlara rağmen İslam ülkelerinde krallar, emirler, başkanların şatafat içinde yaşamaları, biat kültürüne ve dinin halkın yorumuna kapalı olmasına dayanıyor.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir