İnsanlığın Demokrasi Mücadelesi

İnsanlık tarihine dikkatli bakarsak, demokrasi konusunda çelişkili sonuçlar çıkarabiliriz. İnsanlığın doğasında demokrasi ve özgürlük mü, yoksa bir kişiye, bir simgeye veya bir inanca biat etmek mi var? Eğer insanın doğasında demokrasi ve özgürlük yoksa neden insanlık tarihi, demokrasi mücadelesi vermiş ve bedel ödemiştir?

Bin yıllar süren bir demokrasi mücadelesinden sonra neden ve nasıl oluyor da Hitler, Mussolini, Saddam, Putin, Maduro ve bugün Ortadoğu’da hâkim diktatörler ortaya çıkabiliyor?

Biat kültürü, sonradan dinlerin ve din tacirlerinin insanları sömürmek ve kullanmak için geliştirdikleri bir kültürdür. Bu kötü mirasla siyasiler, devlete ve yönetime hâkim olabilmiş ve aynı yolla dünya nimetlerine daha çok sahip olabilmiştir.

Biat Kültürü önce ortaçağ bitinceye kadar Hıristiyanlığın, sonra ve hatta şimdi siyasi İslam’ın yarattığı ve empoze ettiği, insanın insanı sömürmesi için bir düzenek, bir tuzaktır.

Tarihte ve bugün; dini, siyasi bir tuzak olarak kullananlar, insanların manevi duygularını istismar ederek siyasette popülizm yaparak sonuca gidiyorlar. Diktatörler otokrasiyi sürdürmek zorundadır, çünkü bunlar, krallar ve emirler ve diktatörler siyasi ve maddi birikimlerini ancak bu yolla koruyabiliyorlar.

Dini inanç şu veya bu şekilde insanlığın var oluşundan beri vardır. Tek tanrılı dinlerden önce de insanlar her zaman bir inanca, bir simgeye bağlı olmak ihtiyacını duymuştur.

Elbette yalnızca inanç değil, insanlık tarihi yakın geçmişte, toplumda insani değerleri ve eşitlik duygularını, milli değerleri istismar ederek de demokrasiyi ortadan kaldıran ve biat kültürü yaratan, komünizm ve Nazizm gibi sosyo- ekonomik sistemleri yaşamıştır.

Fransız Devriminde insanlık yüksek bedel ödedi. Yine de sonradan Fransa bir  imparatorluğa dönüştü. Kralın yerini İmparator aldı. Fransız örneği demokrasiye, cumhuriyet sistemine geçmek kadar, onu korumanın da önemli olduğunu gösteriyor.

Güce tapma veya aldanma suretiyle diktatörleri genellikle halk yaratmıştır. Söz gelimi Türkiye’de, tarikat şeyhleri için söylenen bir deyim vardır: “Şeyh uçmaz, onu müritleri uçurur.”

İnsanlık tarihinin en zalim diktatörlerinden biri olan Hitler de, milli değerleri olduğundan fazla öne çıkarak, popülizm yapmış ve Alman halkının idrâkini kilitlemiştir.

Hitleri oy vererek Alman halkı yarattı. Demek ki diktatörler seçimle de gelebiliyor. Hitlerin İtalyada en büyük ortağı ve destekçisi, Ulusal Faşist Parti’yi kuran, Benito Amilcare Andrea Mussolini de seçimle gelmiştir.

Sosyalist rejimler de insanlığın bedel ödediği ve fakat kaybettiği rejimlerdir. Sovyetler birliği, insanlığın 70 yılını götürmüştür.

Komünist parti diktatörlüğü, Çin ve Sovyetlerde olduğu gibi farklı ülkelerde farklı sürümler şeklinde olabilir. Ancak Sovyetlerde ve Çin’de komünist partisi dışında bir seçenek yoktur ve bu partiler de iktidarın getirdiği nimetleri alabildiğine kullanmıştır. İktidarı kaybetme telaşı, Stalin gibi diktatörler yaratmıştır.

Demokrasi talebi halktan gelmelidir. Bunun için de önce halkın demokrasi kültürü olmalı ve sonra demokrasi talebi olmalıdır. İngiltere, Almanya, Fransa gibi Avrupa ülkelerinde ve ABD’ de demokrasi için halk geçmişte bedel ödemiştir. Bunun için de aynı halk demokrasiye sahip çıkmak için tüm kanalları açık tutmaktadır.

Türkiye de İstiklal Savaşı ile monarşi düzenini sonlandırma faaliyetlerini paralel yürümüştür.  TBMM ve Atatürk döneminde demokrasi sınırlı idi. Ancak bu dönem geri dönüşü engellemek ve aynı zamanda demokrasinin altyapısını hazırlamak için bir başlangıç dönemi olmuştur.

Türk Toplumu İstiklal Savaşı nedeniyle katlandığı maliyetleri yalnızca savaş maliyeti olarak görüyor. Atatürk devrimlerini kucağında bulduğu için bugün demokrasi talebi yetersiz kalıyor.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir