IMF’Yİ DAHA AKILLI YORUMLAMALIYIZ

IMF’yi tartışırken, IMF-Türkiye  ilişkilerini değerlendirirken,  “evet” veya “hayır” şeklinde düşünmek Türkiye’nin prestijine zarar verecek bir yaklaşımdır… IMF’ye evet veya hayır demek IMF’yi ulusun üstünde görmek gibi bir imaj yaratmaktadır… Oysaki IMF bizimde ortak olduğumuz bir fondur… Bu nedenle IMF’ye evet veya hayır yerine, IMF’yi kullanalım mı? Yoksa kullanmayalım mı? sorularını cevaplamak daha çok yakışık alacaktır.

Bu noktada kendi kendimize şu iki soruyu sormalıyız…

1)      1944’te kurulan ve 1947’de fiilen üye olduğumuz IMF ile yakın ilişki içinde olup da gelişmiş bir ülke var mı?

Yıllardır IMF desteğine muhtaç olan, Brezilya, Uruguay, Kolombiya ve Arjantin gibi ülkelerin ekonomileri bugün dünden daha kötü durumdadır.

2)      Bugüne kadar IMF ile 19 stand-by düzenlemesi yaptık… Son 5 yılda daha yakın temas içinde olduk… Bugün vardığımız nokta 1999’dan daha mı iyidir?

Bu iki soruya samimi cevap verirsek, IMF ile ilgili kararımızı da daha tarafsız ve soruna doğru cevap vermiş olacağız.

Bu bağlamda son dört yıl içinde IMF’nin zorunlu tuttuğu, daraltıcı politikaların bize ne getirip, ne götürdüğüne satırbaşlarıyla bakarsak göreceklerimiz şunlardır:

IMF politikaları ne getirdi?

Türkiye’nin en önemli istikrar sorunu olan enflasyonun tek haneye gerilemesinde IMF’nin daraltıcı politikaları yararlı oldu… Ancak enflasyonun gerilemesinde Merkez Bankasının bağımsızlığı ve dünya konjonktüründe etkisini unutmamak gerekir. Kaldı ki Enflasyonu düşürmenin  toplumsal ve ekonomik maliyetleri, altından kalkamayacağımız boyuta ulaştı… Daha sı, Dünyada artık enflasyonsuz bir konjonktüre girdi… Bu kadar maliyet olmasaydı da enflasyon, bugünkü kadar olmasa da düşecekti.

IMF politikaları ne götürdü?

Ekonomik kriz yaşadık… Enflasyonu frenlemek için 2000’den başlayarak 18 ay sabit kur uygulamasını şart koştu… Likidite sıkışıklığı ve sabit kur uygulaması, 2000 Kasım ve 2001 Şubat krizlerini getirdi.

İşsizlik arttı: Gizli işsizleri de katarsak işsiz sayısı 9 milyona yükseldi. Bunun  nedenleri IMF’nin şart koştuğu aşağıdaki politikalardır:

  • Gelir dağılımını ve talep yapısını bozan politikalar, (Bu politikalar sonucu kitlesel üretim daralmıştır… Lüks mal üretimi artmıştır.) Örneğin arabaya talep arttı… Peynire talep azaldı.
  • Kamu yatırımlarını kısıcı politikalar (altyapı yatırımları daralmıştır. Bağlı olarak yatırım oranı düşmüştür.)
  • Kur politikası… (Düşük Kur nedeniyle ithalat ucuzladığı için ,İçeride aramalı ve hammadde üretmek yerine işletmeler bu malları ithal etmeye başlamıştır.)
  • Yüksek vergi yükü… (İstihdam üzerindeki ağır vergi yükü kayıt dışı istihdamı ve işsizliği artırmıştır)

Döviz riski ve iç borç riski arttı… 2001 krizinin maliyeti sosyalize edildi..Kurları baskı altında tutabilmek için faizler enflasyona parelel indirilmedi… Faiz-kur makası açıldı… Bu nedenle 2000’den 2005’e ortaya çıkan cari açık 50 milyar dolara ulaşıyor.

Bu açığı, sıcak para ve dış borçla kapadık… Sıcak para kırılganlığı artırdı.

Bu şartlarda IMF getirdiğinden çok fazla götürmüş oldu.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir