HÜKÜMETE SIFIR NOT

Hükümet  RTÜK’ten “Hakkari’deki saldırıyla ilgili moral bozucu ve zaaf imajı yayan görüntülerin kaldırılması” için başvuruda bulundu.

Hükümetin bu telaşı, terörle mücadelede başarısız olmasından kaynaklanıyor. Hükümet bu güne kadar siyasetten ekonomiye, iç politikadan dış politikaya kadar her alanda yalnızca günü kurtarmaya yönelik hareket etti. Hiçbir alanda sürekli ve kalıcı önlem alamadı.

Bu çerçevede hükümetin bir terörle mücadele stratejisi olmadı. ABD’nin gözüne baktı. Bu günde Meclis’ten oy birliğine yakın tezkere çıktığı halde ve bu tezkerede “Müdahalenin yeri ve zamanını hükümet tayin eder “ şeklinde yetki aldığı halde hükümet pasif kaldı. Yine dış ilişkilerde Türkiye’nin Dışişleri Bakanı var mı, yok mu? belli değil.

Hakkari’deki son terör, halkın sabrını taşırdı. Her yerde kalabalık kitleler, terörü ve ABD’yi lanetlemeye başladılar.

AKP halkın tepkisinden korkuyor… Çünkü terör görüntüleri ülkenin değil hükümetin zafiyeti konusunda olumsuz imaj veriyor.

Halkın, terörle ilgili görüntüleri görmesi ve bilgi edinmesi hem demokratik hakkıdır. Hem de bu ulusal bir tepki yaratmaktadır. Bu tepki toplumun teröre karşı tek ses olmasını sağlamaktadır.

Terörü çözmenin ne kadar acil olduğunu ortaya koymaktadır.

Bu şartlarda toplumsal bilinç artmakta ve halk fedakârlığa hazır olmaktadır.

Dostumuz-düşmanımız

YİNE toplum kimin yanımızda olduğunu, kimin olmadığını anlamakta ve dostunu, düşmanını tanımaktadır. Bu noktada Hükümetin çıkarlarıyla, halkın çıkarları aynı değildir.

Örneğin halk ABD’nin Türkiye için yanlış yaptığını düşünmekte ve ABD ile olan ilişkilerimizi gözden geçirmemiz gerektiğini düşünmektedir. Hükümet ise siyasi destek aldığı için ABD’den vazgeçmekte direnmektedir.

Sekiz askerin kaçırılması hepimizi çok rahatsız etmiştir. Acaba İsrail’in askeri kaçırılsaydı, İsrail nasıl davranırdı? Geçmişte bunu gördük de. Acaba İran’ın askeri kaçırılsaydı, İran nasıl davranırdı? Türkiye’de bu günkü hükümet dışında geçmiş hükümetler bu kadar pasif kalır mıydı? Elbette hayır. O halde zafiyet imajı ülke için değil, bu günkü hükümet için söz konusudur. Ve bu nedenle de hükümet yasak istemiştir.

Basın özgürlüğü

HALKIN bilgi edinme ve öğrenme hakkı, demokratik bir haktır. Yasaklarla bu hakkı önlemek doğru değildir.

Yazılı veya sözlü basın, yarı kamusal bir hizmettir. Zira halkın kültür düzeyini artırmaktadır. Herkes basın yoluyla ekonomik – sosyal ve siyasi gelişmeleri izlemekte ve önlem almaktadır. Bu özelliği nedeniyle basın yarı kamusal maldır.

Yarı kamusal bir hizmet olduğu için de basına müdahale herkesi olumsuz etkiler.

Basın özgürlüğü de basının yarı kamusal bir hizmet olmasının doğal bir sonucudur.

Kaldı ki Radyo ve Televizyon Üst Kurulu yasasında da hükümetin isteğine uygun, moral bozucu gerekçesiyle yayın yasağı getiren bir madde yoktur. Yayın denetimini düzenleyen 25 madde “Yargı kararları saklı kalmak kaydıyla yayınlar önceden denetlenemez ve durdurulamaz. Ancak, milli güvenliğin açıkça gerekli kıldığı hallerde yahut kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması kuvvetle ihtimal dahilinde ise Başbakan veya görevlendireceği bakan yayını durdurabilir.” şeklindedir.

Yaşadığımız terör, ABD’de gerçekleşen 11 Eylül gibi tek bir olay değildir. Devam eden bir süreç halindedir. Bu nedenle tersine terörün ve sonuçlarının herkes tarafından bilinmesinde kamu yararı vardır.

Hükümet yasaklara gitmek yerine terörle mücadele stratejisi geliştirmeli ve Türkiye’ye yakışacak şekilde daha dik durmalıdır.

Cumhurbaşkanı ve Başbakan “terörle mücadelenin maliyeti neyse katlanacağız” diyorlar. Aslında ise topluma daha büyük maliyeti kendileri getirmiş oluyor. Çünkü belirsizlik halkın sinirlerini ve moralini daha çok bozuyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir