HALKIN DEVLETİ YOK MU?

Tüsiad sıkışınca hemen Başbakan’a çıkabiliyor… İhracatçı Başbakan’la toplantılar yapabiliyor… Hemen Bakanlar Kurulu toplanıyor… Kurumlar Vergisi’nden şikâyetler artınca yine önceki yıl vergi oranı düşürülüyor…
Başbakan veya ilgili bakan işadamlarını toplayıp, yurt dışına götürüyor… Lobi oluşturuyor.

Elbette reel sektörün sorunlarını çözmek, ülkenin büyüme ve gelişmesi için gereklidir… Ayrıca reel sektörle ilgilenmek siyasi iktidarın görevidir…
Ne var ki, toplumun yüzde 90’ını oluşturan ve yıllardır işsiz kalan, özellikle son 5 yıldır yoksullaşan kesimlerle ilgilenmek siyasi iktidarın daha öncelikli görevidir. Bu kesim maalesef hiçbir şekilde mevcut hükümete derdini anlatamıyor…
Örneğin derdini anlatmak isteyen bir çiftçiye Başbakan’ın küfür etmesi unutulmadı.

Başbakan TÜSİAD’ın toplantısına katılıyor… Odalar Birliği’nin toplantılarına katılıyor… Ancak işçinin ve esnafın toplantısına katılmıyor…

Ünlü iktisatçı Galbraiht diyor ki: “Kapitalistler devletin egemenliği altında değildir… Devlet onların yürütme kuruludur…”

Gerçekte bu devlet halkın devletidir… Bu devleti idare etmek için toplum siyasi iktidara geçici olarak yetki veriyor… Eğer hükümet devletin imkânlarını yalnızca belirli bir kesim için kullanırsa halkın verdiği yetkiyi istismar etmiş olur…

 


İş yerine kömür dağıtıyorlar

BUGÜNKÜ hükümet toplumun en önemli sorunu olarak öne çıkan “gelir dağılımı sorunu” ile “bölgeler arası kalkınmışlık farkı” sorunuyla da ilgilenmiyor… Bu hükümetin böyle bir anlayışı yok… Olsa da IMF ve sıcak para izin vermez. Zaten hükümetin gelir dağılımı ile ilgili yaklaşımının poşet dağıtmakla sınırlı olması da bu yargımızın doğru olduğunu gösteriyor…

Bazıları “sosyal demokrat hükümetlerin, bu günkü hükümetlerden ne farkı olacak?” diye soruyor… İşte en önemli fark bu konuda ortaya çıkıyor… Sosyal Demokrat hükümetler, çoğunluğa önem veriyor… Kamu yararını ön planda tutuyor… İşsizlikle mücadeleyi, yoksullukla mücadeleyi ön plana çıkarıyor… İşçi haklarını, çiftçi haklarını korumakta daha titiz davranıyorlar.

Sosyal demokrat düşünce, iktisat politikalarında toplum refahını öne çıkarıyor… Örneğin eğitim ve sağlık gibi faydası topluma giden hizmetleri devletin yapması ve planlaması öne çıkıyor…

Her ülkede kaynaklar kıttır… Önemli olan bu kaynakların nereye tahsis edileceğidir… Başka bir ifade ile kaynakların nerede kullanılacağı siyasi iktidarların tercihidir… Gelir dağılımının düzeltilmesi, yoksulluğun giderilmesi bu kaynakların kamu yararı ve toplumsal faydaları dikkate alınarak objektif bir biçimde kullanılmasıdır… Yoksa, varoşlara ekmek ve kömür dağıtmakla, gelir dağılımı düzelmez… Tersine iane dağıtmak insanların onuruna dokunur… Sosyal çöküntü yaratır.


 

ABD ve IMF kendine yontuyor

ABD, IMF ve Dünya Bankası, bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde, sosyal demokrasinin yolunu kesmek için, fakirlikle mücadele programları uygulamaktadır… Buna karşılık önerdikleri ve istedikleri ekonomik politikaların, istihdam ayağı yoktur… Gelir dağılımı ayağı yoktur…

2001 yılında bu durumu yaşadık… IMF’nin önerdiği ve Kemal Derviş’e emanet ettiği politikalar, yalnızca finans sektörünü kurtarmaya veya Türkiye’nin kısa vadeli dış borcunu ödetmeye yönelik politikalardı… Bu günkü sosyal sorunların temelinde bu politikalar yatar…

Bu politikalar sosyal demokrat düşünceyle bağdaşmaz… Kendi standartlarına göre sosyal demokrasi tanımı yapan Kemal Derviş’in sosyal demokrat olma iddiası ise Türkiye’de gerçek sosyal demokrasinin önünü kesmek içindi… Zira Dünya Bankası ve IMF, sağcılığı da biz yaparız… Solculuğu da biz yaparız… diyor.

Sonuç olarak çok sorulan sorunun özet cevabı, Galbraiht’in sözünde saklıdır… Şimdiye kadar devlet sermayenin yürütme kurulu oldu… Sosyal demokrat yönetimlerde ise halkın yürütme kurulu olacaktır.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir