HALK SİYASİLERDEN FEDAKARLIK BEKLİYOR

Türkiye 7 Haziran seçimlerinden sonra şimdi tarihinde olmadığı kadar, siyasi, sosyal ve ekonomik anlamda bıçak sırtında durmaktadır. Araf’tadır. Bir tarafta otokritik bir yönetim ve ekonomik çöküş riski, diğer tarafta demokrasi ve refah imkânı. Seçimler demokrasi ve refahtan götürecek, koalisyonlar normalleşmenin yolunu açacaktır. 

Eğer Demokraside sivil toplum örgütleri, odalar ve borsalar, işçi ve işveren kuruluşları, halkın sesi demekse, bütün bunlar erken seçim değil, koalisyon istiyor. Eğer siyasi partiler halkın sesini duymaz ve siyasi çıkar hesaplarını ön planda tutarlarsa, halkın bu hesapları anlaması güç olmayacak ve bu hesaplar hem kendilerini vuracak, hem de halkın refah ve huzurunu bozacaktır.

 

 

 

 Siyasi, sosyal ve ekonomik anlamda, bıçak sırtında olduğumuz açıktır ve hepimizi biliyoruz.

1. Dış politikada çıkmazdayız. Suriye Politikası, İsrail ve Mısır politikası toplumun yüzde 60’ı tarafından benimsenmiyor. Bu politikaların Türkiye açısından rasyonel gerçeklere değil, radikal inançlara ve anlayışlara dayalı taraflı politikalar olduğu ve Türkiye ’yi giderek zora soktuğunu hepimiz biliyoruz. Avrupa Birliği’ni protesto eden sözler ve tepkiler, bizzat Avrupa Birliği Türkiye raporunda yer alıyor. Avrupa Bakanlığımız olduğu halde artık Avrupa geleceğimiz kalmamıştır.  

Ülkenin bölünmez bütünlüğü hedefi içinde Türkiye Dış Politikasını, Avrupa ve ABD politikasını revize etmelidir. Bunun içinde AKP nin mevcut politikalarında radikal etkiler yumuşatılmalı, içerdeki gerilim ortadan kaldırılmalıdır. Erken Seçimin ne getireceği belli değildir.  Dış Politikada yeni ve Türkiye’yi ön plana çıkaracak bir yol farklı kutupların anlaşması yani AKP- CHP koalisyonu ile ancak sağlanır. 

2. Türkiye insan hakları, demokratik özgürlükler, basın özgürlüğü, inanç özgürlüğü alanında, kan kaybetmektedir. Bu hususu hem uluslararası kuruluşlar tenkit etmekte, hem de Avrupa Birliği raporlarında yer almaktadır. Türkiye’nin demokrasi alanında kan kaybını, koalisyon hükümetleri önleyebilir.  Koalisyon hükümetlerinde siyasi partiler bu alanlarda birbirini denetlerler. Kaldı ki CHP Türkiye’ye demokrasi getiren bir parti olarak bu alanda koalisyona katkıları olur.  

3. Sosyal anlamda Türkiye’de kutuplaşma artmıştır. Zira kutuplaşma oy hesabının bir aracı olarak kullanılmıştır. Kullanılmaktadır. Kutuplaşma insanları rahatsız etmekte, bürokrasiyi, hukuk düzenini ve yargıyı olumsuz etkilemekte ve yatırım ortamını kösteklemektedir.  

  Toplumu terör germişken, birde siyasi hesapların germiş olması, ekonominin iç dinamiklerini tahrip etmiştir.  Büyüme ve kalkınmada üretici ve tüketici davranışları gibi iç dinamikler belirleyicidir. Düzene güven durmayan yerli ve yabancı yatırım yapmaz. Mamafih üç yıldan beridir, Doğrudan yabancı yatırım sermayesi girişi azalmaktadır. Toplam yatırımlarda gerileme yaşamaktayız. Bu gün yatırım yoksa yarın büyüme ve kalkınma olmaz. 

Erken seçim neyi değiştirecek? Siyasi partiler politika mı değiştirecek? Söylemlerini mi değiştirecek? Yahut da Sayın Cumhurbaşkanı aman ben Anayasa’ya uygun olarak seçimlerde tarafsız kalayım mı diyecek? 

1980 öncesi Türkiye Büyük koalisyon istiyordu. Rahmeti Demirel ve Ecevit anlaşarak bir araya gelemediler.  O zaman AP ve CHP koalisyonu kurulsaydı 1980 darbesinin gerekçesi kalmazdı. 

Bu gün Türkiye aynı çizgide, toplumsal gerilimin azalması için siyasi partilerden aynı fedakârlığı bekliyor.

4. Ekonomide mevcut günübirlik politikalar sürdürülemez noktaya gelmiştir. Planlama kaldırılmıştır. Devletin düzenleyici fonksiyonu yok edilmiştir. Bürokrasi artmıştır. Piyasada rekabet bozulmuş, bankacılıkta kartelleşme oluşmuştur. Özelleştirme ile devlet tekelleri özel sektör tekellerine dönüşmüştür. Kamu hizmeti kavramı değişmiştir.

Söz gelimi 118 18 bilinmeyen numaralardan bir kayıt sorun… Fazla para yazsın diye sizi en az on dakika oyalıyorlar.

Mali disiplin diye bütçe açıklarının kapatılma yöntemleri, yatırımları kösteklemekte, piyasa dengelerini bozmaktadır. Özelleştirme gelirleri azalınca, Maliye bütçe açıklarını düşürmek için, önceden yatırımlar için tahsis ettiği gayrimenkul kiralarını cari değer uyguluyorum diye beş-on kat artırmaktadır. Bu fahiş artışlar yapılan ve belirli bir yıl sonra devlete devredilecek yatırımları zora sokmuştur. Maliye kaş yapayım derken göz çıkarmakta ve yatırımları caydırmaktadır. Yatırım olmayınca, büyüme ve kalkınma olmaz. İşsizlik artar.

Gerçekte ise iktisat ve maliye politikalarında sosyal ve fayda ve maliyet aranır. Bu gün bütçe açığını kapatacağım diye ülke kalkınmasını riske sokmanın adı, politika değil, günü kurtarmaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir