FAKİRLİK TOPLUMU HUZURSUZ EDİYOR

Dünya nüfusunun üçte ikisi fakirlik sınırının altında yaşıyor. Fakirlik, kırsal kesimde daha az, kentlerde daha çok hissediliyor. Üstelik Dünyada zengin ülkeler ve fakir ülkeler arsındaki farkta giderek artıyor. Bu farkın açılmasına zengin ülkelerin pek aldırdığı yok… Toplumlardaki fakirlere ise, zengin olanların aldırdığı yok… Çünkü her “tok açın halinden anlamaz.” Buna rağmen fakirlikten rahatsız olanlarda var… Aslında, bir insanın sorununa diğer insanın kayıtsız kalması, insanlığa aykırıdır.

Az sayıda da olsa aç insanın olduğu toplumların refahından bahsetmek mümkün değil… Bakmayın siz bize… Bizde neyin doğru neyin yanlış olduğunu artık anlamak mümkün değil… Örneğin, Bir yandan kapkaççılık, hırsızlık ve yolsuzluk artarken, öte yandan DİE’nin anketinden mutlu insanların çıkmasını izah etmek imkansızdır…

Gelir dağılımının aşırı bozuk olması, hem insanları rahatsız eder… Hem de sosyal yapıda anarşi yaratır. Toplumda huzursuzluk meydana gelir.

Atalarımız, boşuna “biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar” dememişler.

Fert başına geliri yüksek, 30.000 dolar civarında olan sanayileşmiş ülkelerde, gelir dağılımındaki bozukluk daha da fazladır. Ancak, bu ülkelerde en az geliri olanda, bu gelirle geçinebilir ve yaşayabilir. Oysaki gelişmekte olan veya gelişmemiş olan ülkelerde, asgari ücret bir ailenin yalnızca gıdasına dahi yetmiyor… Örneğin bizde asgari ücret yeni arttı… 16 yaşını doldurmuş bir çalışan için, 330 YTL’ye çıktı… Asgari ücretle çalışan ki çalışanların çoğu asgari ücretlidir, bu paranın tamamını kira olarak verse, gecekondu bulamaz. İşyerine gidip, gelmek için otobüs kartı alsa, 80 YTL gidecek. Kira ve yol parası vermezse, günde 10 yeni lirayla, hem giyecek ve hem de yiyecek alacaktır. Hele evli ve çocuğu varsa, karnını bile doyuramaz.

Ayrıca fakir ülkelerde gösteriş amaçlı lüks tüketim de yaygındır… Örneğin Türkiye’deki Mercedes sayısı birçok gelişmiş ülkeden fazladır. Gösteriş amaçlı lüks tüketimin yaygın olması, toplumda gelir dağılımı sorununu da aşan tepkilere ve hoşnutsuzluğa neden olmaktadır.

Aslında yukarıda da değindiğimiz gibi, adil gelir dağılımı hiçbir toplumda yoktur… Bu nedenle adil gelir dağılımının tarifinde, “mutlak eşitlik” ten söz edilmez… Gelir dağılımında adalet, “Toplumun kabul edebileceği ve toplumun rahatsız olmayacağı bir gelir dağılımı” olarak tarif edilebilir.

Son yarım asırdır, uyguladığımız iktisat politikalarına, “önce pastayı büyütelim, sonra paylaşalım” yaklaşımı hakim oldu… Ancak gördük ki pasta büyüyor… Ancak paylaşanlar değişmiyor. Bu nedenle artık iktisat politikalarına yalnızca büyümeyi değil aynı zamanda paylaşım amacını da katmalıyız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir